Hükümetin Kürt sorunundaki yeni stratejisini gazetelerin çeşitli köşe yazılarından ve yorumlardan öğrenmiş bulunuyoruz.
Bu yeni ambalajlı Kürt politikası aslında hükümetin geçmişte 'açılım politikası' adıyla başlattığı ve sürdürdüğü hataların üstünü örtmek amacıyla ortaya atılan bir gizleme operasyonudur.
Başbakan 12 Haziran seçimleri öncesinde 'PKK ile görüşme yapan şerefsizdir' demiş ancak daha sonra başbakan'ın talimatlarıyla MİT mensuplarının Oslo'da masaya oturduğu ve yine MİT aracılığı ile Kandil ve İmralı arasında haberleşme trafiği sağlandığı deşifre edilmişti.
Söylemleri ve eylemleriyle vatandaşlara karşı sorumlu olması gereken başbakan şimdi neden, yandaş medyanın 'delikanlı' tabiriyle öve, öve bitiremediği 'bir delikanlı duruş' sergiliyerek halkının karşısına çıkıp, dürüstçe 'bir zamanlar muhatap aldığı PKK, Kandil ve İmralı'dakini' bundan böyle hangi sebepten ötürü muhatap almayacağını açıklamıyor?
Demokratik bir yönetimle idare edilen tüm ülkelerde başbakanların halka hesap verme zorunluluğu vardır. Bizim ülkemizde ise tam tersine başbakanın MİT mesuplarını ve dolayısı ile kendisini bu zorunluluktan kurtarmak için meclisten 72 saat içinde bir yasa çıkarttığına şahit oluyoruz! Bu da 'yeni' ambalajlı Kürt stratejisinin neden 'bir gizleme operasyonu' olduğunu daha iyi açığa çıkarıyor.
Konunun diğer bir yanı ise; yeni ambalajlı Kürt stratejisine göre Kürt sorununu müzakerede PKK ya da ipleri Kandil ve İmralı'da olan parti ya da partililer muhatap alınmayacağına göre kimin muhatap alınacağıdır! Öyle ya, Kürtleri temsil ettiğini iddia eden BDP yasal bir parti olarak 'tabanım PKK, Kürt sorununun çözümü İmralı ve Kandil'den geçer, İmralı'dakini dışlayan bir çözüm kabül etmiyoruz, KCK bizim yerel örgütlerimizdir' diye her platformda haykırdığına göre!
Aslında kimbilir bu sefer nelere mal olacak yeni Kürt politikasını denemeden önce AKP ve başbakan, masum nice insanın kanına ve telafisi mümkün olmayan kayıplara mal olmuş ne idüğü belirsiz 'eski açılım' politikasının hesabını vermelidir. Ki 'nerelerde hata yapıldı, bu hataların sorumluları ne tür bir bedel ödeyecek ya da kimler özür dileyecek', öğrenelim. Öğrenelim ki, milletin bekasını ilgilendiren bir sorun hakkında birileri yeni stratejiler geliştirmeden demokrasi gereği, kendi geleceğimizi, sivil toplum kuruluşları, muhalefet partileri ve diğer tüm demokratik güçler çerçevesinde özgürce tartışabilelim. Bir konsensus oluşsun. Böylece fedakarlıklara da, sonuçlarına da hep beraber katlanalım. Zorlukları da, başarıları da hep beraber göğüsleyelim.
Ulusal bir dayanışma içerisinde çocuklarımıza aydınlık yarınlar bırakmak istiyorsak elimize silah alıp savaşmak zorunda değiliz. Yeter ki geçmişte işlenen hiçbir günahın ya da hatanın karanlıkta kalmasına izin vermeme kararlılığına ve cesaretine sahip olalım.
Zira karanlıklar birer, birer aydınlatılmadan güneşi avuçlarımızda tutma şansımız olmadığını tarih bize defalarca acı bir şekilde öğretiyor…