1918 Mondros Ateşkes antlaşması ve Sevr…
Batılı İtilaf Devletleri'nin Türkiye'yi parçalama planları…
Genç bir subay Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının 16 Mayıs 1919'da, emperyalizmin bölme ve işgal planlarına karşı Anadolu'da ilk adımı attıkları direnme mücadelesi.,.
Türk'ün Birinci Dünya Savaşı'nın hemen bitiminde, henüz savaşın ateşi sönmemişken, yeni bir savaşın, Milli Kurtuluş Savaşı ile başlayan ateşin içine düşmesi…
Türk'ün ateşle yeni bir imtihanı!
Topraklarımıza göz diken, tek dişi kalmış canavarların üzerimize saldığı Ermeni, Rum ve Yunanlılar. İsyanlarla bin yıldır yan yana yaşadığı Türklere karşı kışkırtılmaya çalışılan Kürtler.
Yunanlıların Türk köylülerine ettiği eziyetler, Türk kadınlarına yaptığı tecavüzler, anne karnında öldürdüğü bebeler.
Ya istiklal, ya ölüm diyen Başkumandan Mustafa Kemal'in emrinde cepheden cepheye ölüme koşan askerlerimiz…
Cepheden cepheye sürüklenip, yiten oğullarının, eşlerinin, kardeşlerinin, babalarının arkasından yas tutmayı bile kendine çok görüp, ateşle imtihandan ulusal onurunu ve toprağını koruyarak çıkmak için adeta birbiriyle yarışan fedakar Türk kadınları, Türk yetimleri…
Türk'ün Mustafa Kemal Paşa komutasında, Sakarya Savaşından ilk zafer nidalarının yükselmesi…
Nihayet 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da, Başkomutanlık Meydan Muhaberesi ve Yunan'ın İzmir'de denize dökülüşü…
Yine de Türk'ün ateşle imtihanının nihayete ermemesi!..
Aynı senaryo, aynı aktörlerle Türk'ü ateşle imtihan etmeye ne yazık ki bugün de devam ediyor.
Bu kez Yunanlıların yerine sahnede emperyalizme maşa olan Kürtler var.
Amaç aynı; böl, parçala ve sömür.
Emperyalistlerin bölme ve parçalama politikaları da aynı; etnik ve mezhepsel farklılıkları kaşı, birbirine düşür…
Ateşten çıkış yolu mu?!.
İşte o da aynı!
Tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi, bir vatan ve bayrak ülküsü etrafında milli birlik, beraberlik ve dayanışma bilinci ile mücadele etmediğimiz sürece, Türk'ün ateşle imtihanının hiç bitmeyeceğinin, bu ateşin emparyalistler tarafından hiç söndürülmeyeceğinin beyinlerimize kazınmasıdır!
Mustafa Kemal'in ordusuna gönüllü asker yazılan Onbaşı Halide Edip kadar vatan sevdalısı birer nefer olmadığımız, bizi kurtaracak bir kahramanı oturup beklediğimiz sürece Türk analarının da, Kürt analarının da aynı ateşle kavrulmaya devam edeceğinin bir an önce idrak edilmesidir.
Atatürk'ün halkçı, milliyetçi, laik, cumhuriyetçi devrim ilkelerinin önderliği şiar edinilmedikçe; Türkiye topraklarını sarıp sarmalayacak ateşten gömleği, eninde sonunda, hepimizin giymek zorunda kalacağımızın bilinmesidir.
Aksi halde, Türk'ün ateşle imtihanı ne zaman bitecek diye daha çok bekleyeceğiz, çok öleceğiz, çok öldüreceğiz, bu ateşe çook odun atacağız…
Oysa şimdi su taşıma zamanıdır ateşe…
Kum atma zamanı…
Günahlarımızla kurutup ateşi, sevaplarımızla küllendirme zamanıdır.
Öldüren, öldürmek isteyen insan psikopattır.
Ölümü emredenlerin değil; yurtta sulh, cihanda sulh diyen bir liderin emrine itaat etme zamanıdır…
Üniter bir ulus anlayışıyla bu ülkeyi sahiplenecek nesilleri, aydınlık bir Türkiye Cumhuriyeti ve huzur, barış dolu nice 30 Ağustoslar bırakma ümidi ile taçlandırma zamanıdır!