Her şeyden önce bu sitem meşru değil. Yani bir partiden seçilen bir belediye başkanı veya milletvekili ya da meclis üyesi, başka bir partiye geçemez. Bu siyaset ahlakına aykırıdır. Sadece siyaset ahlakı değil, sandığın meşruiyetini zedelemesi bakımından demokrasinin temsil ilkesine de aykırıdır.

Yazılı olmayan ahlaki kurallar bizde işe yaramıyor maalesef. Bu açıdan tam bir anomik ortamdayız. Hukuk da zaten devre dışı kalmış durumda. Dolayısıyla bu sistem krizi, ancak yeni bir kuruluş iradesiyle çözülebilir.

Bir kişinin devlet yönettiği ve keyfine göre kararlar verdiği bu sistemin ne hukuki, ne siyasi ne de toplumsal meşruiyeti olmadığı için sürdürülebilir değil.

Dolayısıyla belediye başkanı veya vekil transferlerinin birinci sorumlusu Tek Adam rejiminin keyfiyetidir. İkincisi, parti ayrımı olmaksızın siyasetin himayecilik esaslı olması nedeniyle, siyaset sınıfının giderek lümpenleşmesidir.

Daha önce “İmamoğlu ve Özel, Seçmenden Özür Dilemelidir” başlıklı bir yazıda bu sorunu ele almıştık. Tabi buna Mansur Yavaş’ı da eklemek lazım. Onun referansı ile başkan olan bazı başkanlar da AKP’ye kolayca dümen kırdılar.

Transferler, sandığın meşruiyetini ortadan kaldırmakta, seçmen iradesini çalmaktadır. İstar tehdit ve tutuklama ile olsun, isterse rüşvet ile olsun, seçildiği partiden o seçim döneminde başka bir partiye geçmek, net bir yolsuzluktur.

Bazı hallerde parti değiştirilir. Parti kapanmıştır, örneğin Gelecek Partisi, ya da CHP’ye Butlan ataması yapılınca Yeni Parti’ye geçmek makul bir tercihtir. Çünkü seçmen de bu yönde hareket etmiştir.

CHP’li ve Yeni Partili belediyelere yönelik darbe koşulları baskıları, Saray için bir açıdan sonuç veriyor.Tabanda doğal olarak CHP’li ve Yeni Partililer arasında atışmalar yaşanıyor. Karşılıklı suçlamalar ve ithamlar hız kesmiyor.

CHP’liler, Özel ve İmamoğlu’nu sorumlu tutuyor bu transferlerden. Erdoğan ve AKP’den çok onları eleştiriyorlar. Doğru aday seçmediler diye. İçten içe mutlu da oluyorlar tabi. Çünkü onların da beklentisi, aynen Erdoğan gibi Yeni Parti’nin yerle bir olması.

Yeni Partililer ise, Kılıçdaroğlu’nun yakın elemanlarının durumunun da farklı olmadığı yönünde karşılık veriyorlar. Özlem Çerçioğlu ve Burcu Köksal gibi Kılıçdaroğlu prenseslerin, ilk gidenler olmasını hatırlatıyorlar. Bir de Mersin Milletvekili vardı. Kılıçdaroğlu’nun atadığı, AKP’ye transfer olmakla kalmamış, Erdoğan’a asker selamı çakarak, onu ikinci Atatürk bile ilan etmişti.

CHP’li ve Yeni Partililer arasındaki bu atışmalar, kısır bir tribün atışması niteliğinde. Bundan bir şey çıkmaz. Erdoğan’ın muhalefeti etkisizleştirme çabasına destek çıkar belli ölçüde, o kadar.

Biz, 2024 adayları açıklanınca, birkaç kez, “gidenlere üzülmedim, gelenlere de sevinmedim” diye yorumlar yapmıştık. Tabi bütün adayları tanımıyordum ama tanıdıklarım yeterince fikir veriyordu. Özel, gereğinden fazla anketten söz etti. Adeta anket fetişizmine kaptırmıştı kendini. Tercihlerini belli ölçüde güya bilimsel bir teknikle meşrulaştırmaya gayret ediyordu.

Anket ile aday belirlenmez. Bir daha tekrarlayalım, anket ile aday belirlenmeye çalışılsaydı, Ahmet Sarışın halen Konak Belediye Başkanı koltuğunda oturuyor olurdu. Anketin kullanılacağı alanlar farklıdır. Zaten atanan adayların hiçbiri de anketten çıkmazdı. 25 yıl bu konuda50-60 tane anket yönetmiş olarak net olarak iddia ediyorum.

Kılıçdaroğlu dönemi ile Özel dönemi aday belirleme tekniği arasında ciddi bir fark yoktu. Kayırma ve himaye yöntemi esastı. Kim kimin adamı tarifine göre aday belirleniyordu her iki dönemde de. Sadece bu dönemde kadın ve genç aday konusu fazla popüler hale getirildi. Prensip olarak iyi de abartmamak şartıyla. Kişiler daha iyi aday varken genç veya kadın diye tercih edilmemeliydi. Sonuçta gördük ki, genç yaşlı, kadın erkek fark etmedi.

Kılıçdaroğlu döneminde de Özel döneminde de bazı merkez baronları atamalarda etkiliydi. Baykal döneminde Politbüro derebeyleri, Kılıçdaroğlu döneminde değişerek Gürsel Tekin, Adnan Keskin vs. Özel döneminde İmamoğlu ve Yavaş’ın yanı sıra İzmir’de bazı PM üyeleri aday belirledi. Gürsel Erol, Veli Ağbaba ve Erdoğan Toprak gibi her iki dönemde de aday belirleme masasında ya da belediye sofrasında olan derebeyleri de vardı.

Muhalif belediyelere beş yıl önce aynı operasyonlar yapılsaydı, inanın sonuç değişmezdi ve belki de daha beter bile olabilirdi. Bu bir teselli olamaz yine de. Onun için Özel, İmamoğlu ve Yavaş, sorumluluk üstlenip, seçmenden özür dilemelidir.