Suriye tarafından bir jetimizin düşürülmesinden beri medyadaki haberleri esefle izliyorum. Bir tarafta savaş çığlıkları atanlar. Diğer yanda savaşa hayır kampanyaları düzenleyenler.
Askerlik ve savaş stratejisi üzerine ahkam kesenler mi dersiniz…
Uçağın ne sebeple Suriye hava sahasına girdiğini irdelemekten tutun, Suriye'ye karşı nasıl bir tepki verilmesi gerektiğinin analizini yapmaya kadar dış politika uzmanı kesilenleri ti'ye alan yandaş basının köşe güllerine varıncaya dek her kafadan tumturaklı bir ses!
Oysa, bir evlat sahibi ana olarak benim bilincim dört gündür aranan pilotların hayatta kalıp kalmadığını haber verecek bir duyum ya da gelişmeye endeksli, adeta yarı bulanık yatıp kalkıyorum.
Pilotların ailelerini düşünüyorum günlerdir. Yürekleri nasıl da titriyordur…
Bu yazıyı yazdığım ana kadar hala umut verici bir haber alınamamıştı. En son her iki pilotun babası ile yapılan kısa görüşmeleri okudum. İnsanlığımdan ve bu toplumun yöneticilerinin vatandaşına sahip çıkma anlayışından da, medyanın insan hayatını basitleştiren teknik jargonundan da utandım.
Her iki baba da insanın ciğerini delip geçen bir teveküllükle 'Önce vatan. Çocuklarımız yüzünden Türkiye savaşa girmesin.' diyebilecek kadar canlarını bu topraklara feda ve helal etmeye razılar.
Onlar razı da, onların 'önce vatan' diye bu vatana kurban olan ya da olmaya gönüllü evlatlarına 'önce; vatana hizmet edenlerin canı, sağlığı' demesi gereken idarecilerinden medyasına uzanan bir yelpaze önce; 'savaş ihtimalleri' üzerine demeçler veriyor, teoriler üretiyor.
Kimse 'önce vatan' diyenler için 'önce insan' diye endişe etmiyor!
Günlerdir her türlü olasılığı, ayrıntıyı ve senaryoyu değerlendirenler bir kez olsun şunu söylemedi; 'Yahu Suriye'ye nota mı veririz, Nato'ya çağrı mı yaparız, savaş mı açarız yoksa başka bir halt mı ederiz. Bunların hiç biri şu anda iki pilotumuzun akibetlerinin ne olduğunun bulunmasından daha önemli değil. Bizim birinci önceliğimiz vatanımıza kelle koltukta hizmet eden evlatlarımıza ulaşmak. Onların ailelerine psikolojik destek olmak, teselli etmek'!
Bu kadar mı vicdanlarımız kurudu! Pilotlarımızın canının hiç mi değeri yok?
En kıt zekalı ve dirayetsiz bir kişi bile; 'Ya pilotlar hayatta ve esir tutuluyorsa? Suriye ile savaş ya da savaşmama planları yapmadan önce pilotlarımızın yaşayıp yaşamadıklarından emin olmalıyız. Yaşıyorlarsa onların hayatlarını tehlikeye atacak tahrik ve argümanlardan kaçınmalıyız' diyecek basirette olur!
Bizler gencecik vatan evlatlarımızın kanı üzerinden neredeyse bu kadar rahat ve kolay atıp tutarken, evinde beş yaşında çocuğu ile birlikte bir ümit ışığı beklemekte olan hamile pilot eşi belki de içinden 'Allahım Türkiye çok sert tepki vermesin. Ya eşim sağ kurtuldu ve ellerinde esirse! Misilleme için onu öldürmesinler' diye yakarıyor olabilir!
Ama kimin umurunda bunlar?
Belli ki bu ülkeyi yönetenlerden, her lafa cevap yetiştirip, gözyaşı ile sulandıranlardan hiç birinin vicdanına hadi değmiyor, aklına da gelmiyor; 'önce vatan evlatlarımız, önce insanımız' diyebilmek…
Gidin, kayıp pilotun beş yaşındaki çocuğuna sorun şimdi, hangisi daha önemli; Türkiye'nin aşağılanan gururu mu, Suriye'ye verilecek bir nota mı, Nato'dan çıkacak harekat planı mı yoksa bir an önce babasının sağ salim bulunması mı?
Eğer gerçeği duymak istiyorsanız; pilotumuza herkesten daha çok sahip çıkacak bir sevgiyle bağlı olduğundan kuşkumuzun olmadığı, henüz vicdanı da masumiyeti de kirlenmemiş bebelerine sorun…
Onlar size, en riyasız hakikat beyninize çakılıncaya kadar haykıracaklardır; ÖNCE BABAMI BULUN!