Eğitimde 4+4+4 sisteminin getirisi ve götürüsüyle yoğun bir şekilde tartışıldığı şu sıralar, AKP Hükümeti'nin İslam dinini eğitimde yoğunlaştırmasının altında yatan asıl saik nedir, irdelemek istedim.
Öncelikle, İslam dini eğitimi ile hedeflenenleri açıklayayım;
1- Eğitimin daha ilk-temel aşamalarından itibaren, çocuklara, İslam felsefesinin dayandığı dünya görüşünü olumlayan bir zihniyetin aşılanması.
2- Muhakeme yeteneklerinin, bilimin öngördüğü modern mantık biliminin kavram ve kategorileri doğrultusunda değil, İslam'ın öngördüğü kadercilik felsefesi doğrultusunda şekillendirilmesi.
3- Kız ve erkek çocuklarına, toplumsal rollerinin öğretilmesinde, özgür irade ve eğilimleri yerine, İslam'ın dayattığı anlayışların baz alınması.
Böyle bir eğitim ve öğretim politikasının, toplumsal hayatta meydana getireceği tahribatlar ise en dar anlamda şu sonuçlara yol açacaktır;
1- Çocuklarına İslam felsefesine dayanan bir dünya görüşü aşılamak istemeyen ailelerin çocukları, aileleri ile okuldaki arkadaşları ve öğretmenleri arasında sıkışıp kaldıklarını hissedeceklerdir. Bu durum, çocuğunu İslam felsefesinin etkisinden uzak tutmak için mücadele eden aile bireyleri ile birlikte çocuklarını da psikolojik ve zihinsel olarak yoracaktır.
2- İslam'ın öngördüğü kadercilik felsefesine göre zihin yapıları şekillenecek olan yeni nesiller, sorgulamak ve araştırmaktan ziyade, teslimiyetçiliği ve boyun eğmeyi yaşam tarzı haline getireceklerdir. Bu tür zihniyetteki bireylerin oluşturduğu toplumsal yapılar ise, daima başka toplumların teknolojik ve bilimsel gelişmelerine bağlı kalmaya mahkumdur (Bkz.Arabistan Yarımadası).
3- Kız ve erkek çocuklara, İslam felsefesinin dayattığı toplumsal rolleri belletmek, kız ve kadınların hak ve özgürlüklerini her alanda kısıtlayacak sorunlara ve çağın gerisine atılmalarına vesile olacaktır.
İslam'ın öğretilmesinin yoğunlaştırılmasının altında yatan asıl saike gelince; AKP Hükümeti, İslam dini eğitimi ile sadece dindar nesil yetiştirmek değil aynı zamanda farklı etnik kökenleri İslam dini potasında kaynaştırmak suretiyle, Kürt milliyetçiliğini törpülemeyi de umuyor! Bu ümit ile toplumsal barışın en temel ilkesi laikliği kıyıma uğratırken, gelecek nesilleri de buna kurban ediyor.
Oysa umulanlarla yaşananlar her zaman birbirine uymuyor. İşte, dindaş Irak ve İran savaşı. İşte, Irak'ın Kuveyt'i işgali. Ve işte, gözümüzün önünde, Suriye'deki mezhep boğazlaşması…
Bu acı tecrübeler anlayana çok. Ama anlamak istemeyene maalesef az galiba!
Ve bendenizden bir şiir;
Sonbaharı seviyorum/ yağmuruyla/ ıslaklığın topraktaki tütsü kokusu/ sarıya bezenen tabiatın hüznü/ gökyüzünün isli rengi/ içimde bıraktığı olanca boşluğuyla./ Her esinti bir çocuk çığlığı/ bir babanın terhisine 56 gün kala/ oğlunun tabutuna çaresizce sarılışını/ bir ananın dinmeyen gözyaşını/ bıraksa da bedenime bütünce ağırlığıyla/ sonbaharı seviyorum/ gurbetin bu engin yalnızlığında/ vatan topraklarından ayrı düşen yüreğimin/ iflah olmaz sıla sancısıyla…