'Nereye?'
'Cehennemin dibini bulmaya…'
Bu yanıt ironik değil ama trajiktir. İsteyen trajikomik ve samimi de bulabilir.
Aslında böyle bir soruya verilecek makul yanıtımız yok. Artık Araf'ta değiliz. Ama cehennemde olmamız kuvvetle muhtemel… Ya da 'kendimiz cehennemiz.'
Sonuç olarak, bu ahlak ve vicdan yoksunluğuyla varabileceğimiz yere vardık; şimdi, dibine doğru yol alıyoruz.
Direniş eylemcilerine, Başbakan, sitem yüklü sesle sordu, 'Neyiniz eksik?..'
'Oğlumuz ve Adalet eksik,' diye yanıtladı acılı aile.
Eski Yunan tragedyalarına taş çıkartan bu diyalog, ne yazık ki oyun değildi. Eylemlerde oğlunu yitiren anne ve babanın feryadıydı, demokrasi ve özgürlük isteyen Direnişçileri azarlayan Erdoğan'a.
Yaşanan trajedi, bundan sonra başımıza neler gelebileceğine dair bir uyarıdır.
Bu ülkede ne Atatürkçü olmak ne dindar olmak ne de Kürt olmak sorundur; Sorun, insanları siyasal düşünceleri, dini inançları, etnik kimlikleriyle kategorize eden ve bu ayrışma üzerinden siyasal rant sağlayan siyasettedir.
İktidar tutkusu ahlaki ve vicdani kaygılara üstün geldiğinde bütün değerler çökmeye başlıyor.
Ve tam buradan itibaren siyasette yükseliş kapılarının önünüze bir bir açıldığını görüyorsunuz, eğer ki yükselmek istiyorsanız…
O kapıdan geçtikten sonra ahlaklı ve vicdanlı kalan siyasetçi sayısı bir elin parmaklarını geçemiyorsa, bu, biraz da toplumun kusuru olmalı.
Siyaset ve toplum sarmalında hayatlarımız harmanlanıyor. Toplum, siyasetçiyi yetiştiriyor; siyaset, toplumu şekillendiriyor. Bileşik kaplar meselesi…
Her seçimde, beş yıl boyunca göreceğimiz zulmü ve adaletsizliği, çekeceğimiz sıkıntıları ve yoksulluğu oylarımızı vererek peşinen kabul ediyoruz.
Hayatımızı cehenneme çeviren ahlak ve vicdan yitimini oylarımızla olağanlaştırıyoruz.
Seçtiklerimiz, seçilmiş kurtarıcılarımız değildir. Sadece bizi temsilen yerine getirecekleri görevleri vardır.
Gelin görün ki iktidara getirdiklerimiz yetersizlikle malul olunca, kendilerini halkın ve devletin sahibiymiş görüyorlar.
Sonra da, büyük bir pişkinlikle soruyorlar; 'Neyiniz eksik?'
Soruyorlar, çünkü sokakta canları alınan çocuklarımız akıllarına bile gelmiyor. Çünkü bizim sokaklarımızda öldürülen Direnişçiler, Mısır, Suriye sokaklarında can veren Direnişçiler gibi siyaset malzemesi olmaya uygun değiller.
Onlara kullanışlı ölümler gerek…
Hayatımıza yön verenler bilmeliler ki ahlak ve vicdan sükût ettiğinde, yaşanan her gün insanı eksiltiyor;
Böylesi bir aşağılanma karşısında insanın kendini en yalın ifade biçimi, isyandır. Evet, isyan!..