AKP Genel Başkanı olarak Tayyip Erdoğan’ın bakanlara hitaben, “şu belediyeleri biraz silkeleyin” dediğine hepimiz tanık olduk. Şu belediyeler hangileri diye sormaya gerek var mı? Son seçimde başarı elde etmiş ve iktidar adayı olma potansiyeli taşıyan CHP’li belediyeler.

İlk silkeleme hamlesi, SGK ve vergi borçlarını ödeyin şeklinde geldi. Böylece CHP’li belediyelerin mali krize girip, hizmetleri aksatacakları düşünüldü. Ama onunla yetinilmedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığını bir kampanya ile ilan edince, silkeleme hem başka alanlara da kaydı hem de yoğunlaştı.

Yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırmak ve usulsüzlük gibi iddialarla organize bir yargı operasyonu başladı. Erdoğan’ın rakip olarak gördüğü ama yarışmak istemediği İmamoğlu’na yönelik çok kapsamlı bir soruşturma ve dava süreciyle birlikte yoğun bir kampanya başlatıldı. Diploma iptalinden ahmak davasına, rüşvet iddialarından yolsuzluk iddialarına kadar onlarca dava ile İmamoğlu siyaset arenasının dışına itilmeye çalışıldı.

Ancak bu eşi benzeri görülmemiş operasyon dalgasından sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yine eşi benzeri görülmemiş bir kampanya ile karşılık verdi ve seçmen kitleleri üzerinde etkili olmaya başladı. İmamoğlu hapisteydi ama Özel, bir yılda yüzü aşkın miting düzenledi ülkenin her yerinde.

Bu defa iktidar sadece İmamoğlu’nu hapse atmakla olmayacağını anlayınca CHP’li belediyelere yönelik çok kapsamlı bir yargı operasyonunu devreye koydu. Bu süreçte “ya kodes ye AKP” şeklinde tarif edilen bir pazarlık aparatı da devreye girdi. Direnme veya hesap verme gücü olmayan çok sayıda belediye başkanı AKP rozeti takarak paçayı kurtarma yolunu tercih etti.

Bu sayı beklenenin çok üzerinde idi. Halen de AKP’ye geçmesi beklenen CHP’li belediye başkanlarından söz ediliyor. Bu sadece partilerin belediye başkan sayıları dengesini etkileyen bir durum değil. Aynı zamanda seçmen iradesinin çalınması anlamında da meşru olmayan bir tutum.

Operasyonların amacı belli, İmamoğlu’nu siyaset dışı bırakmak ve CHP’nin kolunu kanadını kırmak, kendini toparlamasını engelleyip, muhalefet potansiyelini azaltmak.

Onun için operasyonlar sadece tutuklamalar, soruşturmalar ve transferlerle sınırlı kalmadı. CHP’yi belediyeler üzerinden seçmen gözünde itibarsızlaştırmak, “bunlar ülkeyi yönetemez” imajı yaratmaktı. Bu nedenle, sürekli olarak belediye başkanları ve belediye yöneticileri, yargı süreci tamamlanmadan suç örgütü olarak gösterilmeye çalışıldı.

Son olarak Uşak Belediye Başkanının gözaltına alınırken basına servis edilen görüntüler, yolsuzluk iddiasından daha başka bir amaca yönelikti. Nitekim kamuoyunda tutuklanan başkanın yolsuzluğundan ziyade başka konular konuşuldu.

Bu operasyon şekli tabi ki, meşru değildi. Ama bu görüntülerden sonra Uşak belediye Başkanını savunurken, özel hayat açıklamaları da gerçekçi değil, duygusaldı. Bu ayrıca yazılacak bir konu ama bu olayda önemli olan Başkanın sevgilileri değil, sevgililerinin Belediye ve hatta belediyeler ile olan bağıydı.

Oprerasyonların amacı ve tarzı dikkate alındığında meşruiyetten mahrum olduğu net. Bunun en önemli nedenleri arasında şunlar sayılabilir.

1-Operasyonların sadece CHP’li belediyelere yönelmesi, iktidar partisine mensup belediyelerin kapsam dışında tutulması. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Meclis eski Başkanı Bülent Arınç’ın Melih Gökçek hakkındaki ihbarlarının dikkate alınmaması.

2-Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu hakkındaki kapsamlı soruşturma dosyalarının AKP’ye geçince rafa kaldırılması.

3-İstanbul, Bursa ve Adana örneklerinde olduğu gibi, tutuklama ve soruşturmaya konu olan olayların yedi, sekiz ve hatta on yıldan önceki olaylar hakkında olması.

4-Tutuklama tarzının düşman hukuku çerçevesinde gerçekleşmesi ve iddianamelerin çoğunda somut delillerden çok itirafçıların ifadelerine başvurulması.

Bütün bu operasyon ve yargılama tarzları ve medya üzerinden ortaya çıkan görüntülerden hareketle şu yorumları yapmak mümkün.

İlk olarak Başkanlık sitemi olarak uygulamada olan Tek Adam rejiminde, devlet kurumlarının, kamusal ve hukuki karakterini kaybettiğine tanık oluyoruz. Soruşturma ve davalar keyfi ve adeta talimata göre gerçekleşmesi bu yorumu desteklemektedir.

İkinci önemli sonucu, operasyonlar ile ablukaya alınan ana muhalefete ilişkin sonuçlardır. Bu operasyonlara uğrayan belediye başkanları ve yöneticilerinin bir kısmı, önemli bir direnç göstermekle birlikte, bir o kadarı da bu baskılar nedeniyle CHP’yi kolaylıkla terk edip, AKP’ye geçebilmiştir. Bu aday belirleme sürecinin ve kadrolaşmanın yeterli özenle yapılmadığını göstermektedir.

Nitekim Uşak, Keçiören, Şahinbey gibi bazı örneklerde, Özgür Özel, seçmenlerden özür dilemek zorunda kalmıştır.