(14 yıl önce bugün, Milliyet Ege'deki yazım)

Hem kültürel hem de siyasal hayatımızda Aleviliğin özel ve önemli bir yeri vardır.

Ancak bu özel ve önemli yeri herkes, genellikle kendi sosyal pozisyonuna, çıkarına, beklentilerine veya ideolojik tercihlerine göre değerlendirmektedir.

Aleviliğin kültürel ve siyasal hayatımızdaki yeri konusu, objektif değerlendirme ve yorum yapmanın zor olduğu bir alan.

Ama yine de meselenin farklı boyutlarına bakarak, kısmen bunu başarmak mümkün.

Alevilik bir inanç ve kültür olarak Türkiye’nin şansıdır.

Baştan Alevi olmadığımı söylemeliyim. Babamın adının Ali, dedemin adının Hüseyin ve kardeşinin de Hasan, Riza, Şerif, Şerife olduğunu hatırlattığımda, ülkemizdeki kültürel karışımın ve zenginliğinin bazı ipuçlarını görme olanağına sahip olabiliriz.

Aleviliğin kültürel zenginliğimize en önemli katkılarından biri, daha hoşgörülü ve hümanist bir din yorumu sunmasıdır.

Onun için sosyal hayatta bağnazlığa ve baskıcılığa çok elverişli bir kültürel alan sunmaz.

Ancak etnik ve mezhepsel kültürler, genellikle benmerkezcidir. Yani bir din veya mezhep daima en iyi ve doğru, hatta en üstün olarak kendini sunar. Etnik kültürler de öyle.

Dolayısıyla bu doz iyi ayarlanmadığında ve fanatizmi besleyen diğer bazı unsurların da etkisiyle zaman zaman inanç ve mezhepler arasında çatışmalar meydana gelir.

Bu çatışmalar dışlama ve ayrımcılıktan, fiziki şiddete kadar geniş bir yelpazede gerçekleşebilir.

Maalesef yakın tarihimiz, bu konuda birçok acı örnekle doludur.

Maraş, Çorum, Sivas ve diğerlerinde çok sayıda cana kıymanın meşruiyeti inançlar üzerinden sağlanmaya çalışıldı.

Bunlar hiç unutulmaması, toplumsal hafızamızda hep canlı tutulması gereken olaylardır.

Alevilerin diğer bir önemi ve toplumumuz için şans oluşturan yanı, laiklik ve çoğulculuk açısından katkılarıdır.

Böyle bir kültürün varlığı, “Yüzde 99’u Müslüman olan” tanımlamalardaki totaliterliğe şans vermeyen bir potansiyeldir.

Yani “Herkesin inanma biçimi ve Müslümanlık yorumu aynı değildir” cevabı, pratik sosyal hayat açısından önemlidir.

Alevilerin kahir ekseriyeti, laiklik, Cumhuriyet ve Atatürk’e sempati beslerler.

Ama işin ilginç yanı, bizdeki laiklik yorumu ve uygulamasının, Alevileri yok sayan bir yanı da vardır. Çünkü bizim laikliğimiz, dini devletin şemsiyesi altına almayı benimsemiş ve devletin din örgütlenmesi, çoğulculuğu değil, çoğunlukçuluğu esas almıştır.

Diyanet İşleri’nin örgütlenmesi, devlet okulu olan İmam Hatip liselerindeki müfredat Sünni İslam’a göre oluşturulmuştur.

Din derslerinde bazı küçük değişiklikler olsa da, işin aslı değişmemiştir.

Camiyi ve imamı devlet içine alan uygulama, Aleviliğe bu şansı tanımamıştır.

Bunlar meselenin ayrımcılıkla ilgili boyutları.

Gelecek yazıda da meselenin diğer cephesine, ayrıcalık taleplerinin siyasete yansımalarına değineceğiz.