CHP Eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis eski Başkanlarından Hüsamettin Cindoruk’un cenazesinde iki net mesaj verdi. Birincisi kayyum Gürsel Tekin ile birlikte cenazeye katılması idi, ikincisi ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i görmezden gelmesiydi.

Bu mesajlar aynı zamanda Saray’a yönelik mesajlardı. Bakın sizin atadığınız İl Başkanını tanıyorum ama üç kez Kurultay ile seçilmiş Genel Başkanı tanımıyorum. Buradan çıkacak sonuç, göreve hazırım.

Erdoğan, Türkiye siyasi tarihinde görülmemiş bir başarı hikayesi yazdı. Ülke için değil, iktidarını sürdürme başarısı. Neredeyse çeyrek asır seçim kaybetmedi. Ama 2024’te hem net bir yenilgi tattı hem de iktidarının sonunu hissetti.

2023 Genel Seçimlerini kaybeden ve 13 yıl genel başkanlığı sırasında defalarca seçim yaşayan Kılıçdaroğlu’nun istifası bekleniyordu. Ama öyle olmadı. Siyasi istikbalini ona bağlayan çok sayıda profesyonel de ona bu konuda destek verdi.

Bunun üzerine Ekrem İmamoğlu’nun, “CHP değişirse, Türkiye değişir” sözü ile başlattığı kampanya, CHP’de yönetimi değiştirmeye ve Saray iktidarına son verme hamlesinin başlangıcı oldu. Kurultay’da Kılıçdaroğlu kendi delegesinin (çünkü delegeleri büyük çoğunlukla belediye başkanları belirler ve kurultaya gidilirken Kılıçdaroğlu taraftarı belediye başkanları görev başındaydı) oylarıyla kaybetti.

Bu sonuç karşısında büyük hayal kırıklığı yaşamakla kalmadı, başta İmamoğlu olmak üzere birçok kişinin ihanetine uğradığını düşündü. Bu duyguyu bugüne kadar koruduğu anlaşılıyor. Oysaki net olarak söyleyelim, sırf Kılıçdaroğlu’nun değişimi bile CHP’ye en az yüzde beş oy kazandırmıştır. Aynen Baykal’ın yerine Kılıçdaroğlu’nun göreve geldiği dönemdeki gibi.

Kılıçdaroğlu gibi hayal kırıklığı ve öfkesini yenemeyen diğer bir siyasetçi de Erdoğan şüphesiz. Müthiş bir duygu birliği yaşıyorlar. Mesajları ve tutumları bunu net olarak ortaya koyuyor. İkisinin de ortak hedefi, İmamoğlu’nu siyaset dışı bırakmak. Hatta cezaevinden İmamoğlu, Kılıçdaroğlu’nun kendisine yönelik niyeti için, “beni betona gömmek istiyor” demişti.

Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildi ama Cumhurbaşkanlığından ziyade AKP Genel Başkanlığı yapmayı tercih ediyor. Bir Cumhurbaşkanı belediyeleri silkeleyin diye bakanlara talimat verir mi? Her gün medya üzerinde ana muhalefet partisi ve yöneticileri hakkında suçlamalarda bulunur mu? Mahkemeler sürerken, insanları hırsız diye suçlar mı?

Bu bir siyasi rekabet değildir. Devlet kurumu olması gerek bütün kurumlar AKP yan kuruluşu gibi işleyince, demokratik bir rekabet şansı ortadan kalkıyor.

Seçmen düzeyinde rıza üretemeyen Erdoğan, her şeye rağmen iktidarını sürdürmek istiyor. Bunu bir yandan ittifak yelpazesini değiştirerek yapmaya çalışıyor ama bir yandan da İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi kendisine rakip olabilecek aktörleri devre dışı bırakmayı deneyerek yapıyor.

CHP’li belediyelere yönelik operasyonların büyük bölümünün hukukilikten uzak olduğu bir gerçek ve daha önemlisi, bu kanaat toplumun büyük bölümünde de destek görüyor.

Bu durumda, Erdoğan, bütün düğmelere basmayı deniyor. Elindeki son koz, Mutlak Butlan davası. Herkes bu kararı mahkemenin değil, Erdoğan’ın vereceğine inanıyor.

Kılıçdaroğlu’nun hazırım mesajı da bu anlamda önemli. Seçmenin tepkisini yumuşatmak için, Kılıçdaroğlu, her ne kadar partiyi hırsızlardan temizlemek için görev alırım dese de bunun inandırıcı bir tarafı yok. Bazı taraftarları, bunu arınma olarak tarif ediyor.

Şu anda Kılıçdaroğlu’ndan CHP’den atılacaklar listesi isteyin, bu listedeki isimlerin yüzde doksanından fazlası, üç yıl önce kendinin birinci çemberindeki isimler olacaktır. Dolayısıyla bu bir arınma değil, intikam hamlesi olabilir. Ve her zaman hatırlattığımız gibi, siyasetin finansmanı sorunu sağlam bir denetime tabi tutulmadan hiçbir parti ve iktidarda arınma sağlanamaz.

Kılıçdaroğlu’nun daha ortada seçim falan yokken, MYK ve PM’de görüşülmeden meydanlarda ilan ettiği ilke belediye başkan adayı kimdi? Özlem Çerçioğlu. Yani AKP’ye topuklayan ve Erdoğan’a hayranlıklarını bildiren Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı. Neyse onu atmasına gerek kalmadı.

Liste uzun ama başka bir örnek verelim. Kılıçdaroğlu’nun destekleyen ve yanında duranlar içinde dönemin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen hoca da vardı. Kurultay’da belediye başkanları ve il başkanlarının Kılıçdaroğlu’na yönelik destek bildirisini Yılmaz Hoca okumuştu, hatırlayın.

Sonra yerel seçimlerde, yeni yönetim Yılmaz Hoca’ya başvur dedikleri halde, aday yapmadıklarında, kırgınlığını da ifade etmişti. Bunlar normal ve insani tepkiler.

Ama kritik detay şu. Kılıçdaroğlu, Mutlak Butlan tartışmalarında, göreve hazırım mesajı verince, Yılmaz hoca, onun hakkında “hırsını, ülke ve parti menfaati önünde tuttuğu için, esefle kınıyorum” demişti.

Saray, Kılıçdaroğlu’ndan gerekli mesajı aldı. Kılıçdaroğlu’nu CHP Genel başkanlığına mahkeme aracılığıyla atamak, partiyi kaosa sürükleyecektir bu kesin. Daha kesin olan bir sonuç ise, Kılıçdaroğlu’na yönelik olarak parti tabanında ve CHP’li seçmenin ezici çoğunluğunda öfke patlaması yaşanacaktır.

Bunları Erdoğan kadar Kılıçdaroğlu da biliyordur. Erdoğan bu hamleyi yapınca, Kılıçdaroğlu da gereğini yapacaktır. Ama bu hamle, bu ikiliye neye mal olur belli olmaz. Maksat hasıl olur mu, başka sonuçlara mı yol açar, öngörmek zor.