Bu kadarı da olmaz sözü, çoktan anlamını yitirdi. Çünkü ülkemizde yaşanan olaylar buna müsaade etmiyor. Bizzat iktidarın yapıp ettiklerine bakıldığında, herhangi bir hukuk kuralının ve geleneğin varlığından ya da yaptırım gücünden söz etmek mümkün değil.

Hiçbir demokraside örneği görülmemiş, gayri meşru müdahalelerden geçilmiyor. AKP’nin bazı kurucuları ve koçbaşı isimleri bile artık, “Başkanlık sistemi bizim felaketimiz oldu” demeye başladı.

CHP’li belediyelere yönelik soruşturma ve tutuklamaların olağanüstü yoğunluğu ve şekli, bu operasyonların hukuki olmadığını göstermeye yeter. Bazı CHP’li belediyelerde yolsuzluk konusunda kuvvetli şüphelerim var benim de. Ama ondan daha fazlası hakkında şüphelerim AKP’li belediyeler hakkında da var.

Tayyip Erdoğan da İstanbul Başkanı iken soruşturma geçirmiş ve mahkum olmuştu ama şimdiki belediye başkanlarının yaşadıklarını yaşamamıştı.

Bunlar meselenin yargı ve hukuk boyutu. Ama bir de demokrasi boyutu var ki, en az bunun kadar önemli. Çünkü bu operasyonlarda, henüz yargı kararı olmadan ve kesinleşmeden görevden alınan belediye başkanlarının yerine AKP’li meclis üyeleri Başkan Vekili seçiliyor. Bayrampaşa ve Bursa örneğinde gördüğümüz gibi.

Bu, seçim yolsuzluğuna eşdeğer bir davranıştır. Seçmenin seçmediği kişiyi başkan yapmak demokrasi açısından gayrı meşru bir işlemdir.

Aynı şey, soruşturma ve tutuklama tehdidi ile CHP’den istifa ettirilip bazı başkanların AKP’ye geçmesinde de geçerlidir. Hem seçmenin seçmediği bir kişiyi başkan yapmak hem de bir partiden seçilen başkanı, iktidar partisine transfer etmek demokrasinin sağladığı meşruiyeti ortadan kaldırmak demektir.

Saray sözcüleri, yasa bunu gerektiriyor diyebilir. O da tartışmalı gerçi, çünkü yasa bunu emretmiyor. Ayrıca yasa, Erdoğan’ın siyasi bir konuma aday olmasını da engelliyordu ama Baykal ve CHP’nin desteği ile bu yasal engel kaldırıldı ve kendisi, bu sayede Başbakan oldu.

O günden bu yana Erdoğan kademe kademe, devlet kurumlarının kamusallık vasfını ortadan kaldırdı ve nihayetinde Başkanlık ya da Tek Adamlık Sistemi ile bütün kurumları kendine bağladı. Devlet, AKP örgütü haline geldi. Denge ve denetleme kurumları ortadan kalmış bir devlet yönetiminde ne hukuk kalır ne de demokrasi.

“İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır” diye bir söz vardır ya, tam anlamıyla onu yaşıyoruz. Tamamen yozlaşmış bir iktidar, devamlılığını korumak için, CHP’ye yönelik olarak her alanda operasyon düzenliyor. Son seçimlerde iktidar adayı olduğu belli olan CHP’li belediyelere yönelik çökertme operasyonu için Erdoğan, bütün düğmelere aynı anda basmış durumda.

Görevden almalar, soruşturmalar, tutuklamalar, bütçe müdahaleleri yetmiyor son dönemlerde bir de belediyeye ait mülklere el koyma işlemleri başlatıldı. İstanbul ve İzmir bunun örnekleri arasındadır.

İzmir’de Büyükşehir Belediyesine ait olan ve kamusal işlev gören Meslek fabrikası, Gasilhane, Egemenlik binasının Vakıflar Genel Müdürlüğüne devri de bir operasyondur.

Meslek Fabrikasında bir süredir Büyükşehir Belediye Başkanı, diğer CHP’li belediye başkanları ve CHP örgütlerinin yanı sıra meslek odaları ve sivil kuruluşlar eylem yapıyorlar. Bu doğru bir yaklaşımdır. Meşru bir direniştir.

Ancak bu konuda bir perspektif ve tutarlılığa da ihtiyaç var. Eylem alanında demeç veren eski Başkanlardan Aziz Kocaoğlu’nun bazı sözleri dikkat çekiciydi. “Bunlar para eden her şeyi satacaklar. Çeşme projesi de arazi satmak içindir.”

Yani Sarayın politikası, CHP’li belediyeleri çökertmek ve rant devşirmek. Onun için burada hattı müdafa değil sathı müdafa gerekir. Meslek Fabrikasını savunup, Buca eski Cezaevi alanın kamuda kalmasını savunmamak olmaz.

Büyükşehir ve Çeşme Belediye yöneticilerinin zaman zaman dedikleri gibi, “Çeşme Projesi önümüze gelsin, bir bakalım” deyip de Gasilhaneyi vermeyiz demek olmaz. Basmane arazisinden vaz geçmek hiç olmaz. Çeşme’yi verme hakkını nereden alıyorsunuz?

Toplu müdafa gerekir. Şehri yönetenler, bir şirket yönetmediğini ve Sarayın satmak ve çökmek istediği alanların tümüyle, kamusal alanlar olduğunu unutmamalıdırlar.

Vakıflar Genel Müdürü ne demişti Meslek Fabrikası için, “beş milyon kira teklif edenler var”. Niyetin ne olduğu açık değil mi? Peki Çeşme kaç para eder düşündünüz mü? Bir yerde karşı çıkıp diğer tarafta Saray ile partner olmak, şehrin geleceği adına büyük bir vebal almak demektir.