“Yaklaşık 25 yıldır eğitim tarihimizin yüz akı kurumu olan Köy Enstitüleri tarihi, kazanımları, yetiştirdiği öğretmen niteliği ve toplumda yarattığı algı üzerinde çalışmalar üretmeye çabalıyorum. Bu çalışmalar sonucunda Ortaklar, Kızılçullu, Kepirtepe, Hasanoğlan, Beşikdüzü, Pamukpınar, Akçadağ, Bolu Kız İlköğretmen Okulu ile ilgili hazırladığım kitaplar YKKED tarafından yayımlandı. 2023 yılında emekli olduktan sonra bu araştırmaları bırakmadan yaz başında ”Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna Dicle Aydınlığı” adıyla bir kitap hazırlığına başladım” diye yazmıştı Prof. Dr. Kemal Kocabaşköşesinde geçen yıl.

Ve kitap birkaç hafta önce elime geçti… Oylumlu bir yayım… Yaklaşık 400 sayfa. Fırsat buldukça okuyorum. Kitap için “Dicle Aydınlığı’nda Köy Enstitüleri Ruhu” diyorum… Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın kaleminden bir cumhuriyet aydınlanması panoraması ile karşı karşıyayız.

Türkiye’nin modernleşme ve çağdaşlaşma tarihinde, eğitim yoluyla toplumsal dönüşümü hedefleyen en özgün ve en radikal hamle şüphesiz Köy Enstitüleri Projesi’dir. Cumhuriyet’in ilanından sonra, nüfusun büyük çoğunluğunun köylerde yaşadığı, okuryazarlık oranının trajik düzeyde düşük olduğu bir dönemde filizlenen bu model, sadece birer öğretmen yetiştirme kurumu değil; aynı zamanda üretimi, sanatı, bilimi ve demokrasi kültürünü kırsala taşıyan birer aydınlanma merkezidir.

Kemal Kocabaş Hocamız, kapsamlı eseri “Dicle Aydınlığı” ile bu büyük mirasın en can alıcı halkalarından birine, Dicle Köy Enstitüsü’ne odaklanarak hem akademik bir titizlik hem de bir dava insanının tutkusuyla çok katmanlı bir değerlendirme sunmuş.

Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) Genel Başkanlığı dönemindeki birikimini ve bir bilim insanının analitik yaklaşımını bu esere bütünüyle yansıtmış. Yaklaşık 400 sayfalık hacim, okuyucuya sadece kronolojik bir tarih anlatısı sunmuyor; aksine sosyolojik, ekonomik ve kültürel katmanları olan bir dönem analizi vadediyor.

Kitabın en güçlü yönlerinden biri, sözlü tarih çalışmalarıyla arşiv belgelerinin kusursuz sentezi… Yazar, Dicle Köy Enstitüsü’nde okumuş öğrencilerin, görev yapmış öğretmenlerin anılarına, dönemin resmi yazışmalarına ve bültenlerine yer vererek metni soyut bir övgü kitabı olmaktan çıkarıp somut bir tarihi vesikaya dönüştürüyor.

Kitap, coğrafi olarak Diyarbakır-Ergani sınırlarında kurulan Dicle Köy Enstitüsü’nü merkezine alsa da, taşranın yerel dinamikleri üzerinden tüm Türkiye’nin makro-politik dönüşümünü okumamızı sağlıyor.

“Dicle Aydınlığı” ne anlama geliyor? Coğrafyanın kaderini değiştirmek mümkün mü?

Söz sıkça kullanılır. “Coğrafya Kaderdir” … Eserin başlığında kullanılan “Aydınlık” metaforu, rastgele seçilmiş bir edebi süs değil. Güneydoğu Anadolu’nun feodal yapısı, toprak ağalığı sistemi, şeyhlik-aşiret sarmalı ve yüzyılların getirdiği ihmal edilmişlik düşünüldüğünde, Dicle’nin bağrında yakılan bu meşale, adeta karanlığa karşı açılmış topyekûn bir savaş.

Kocabaş, kitabında Dicle Köy Enstitüsü’nün kuruluş sürecindeki imkânsızlıkları çarpıcı detaylarla aktarmış. Öğrencilerin kendi binalarını kendilerinin inşa ettiği, taş taşıdığı, kerpiç döktüğü bu süreç, “iş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim” ilkesinin en saf halidir. Dicle, bozkırın ortasında hem fiziksel olarak bir kampüs inşa etmiş hem de bölge insanının zihninde feodaliteye karşı birey olma bilincini yeşertmiştir. Kitapta yer alan anılarda, enstitüye ilk geldiklerinde Türkçe bilmeyen ya da okuma-yazmadan tamamen uzak olan çocukların, birkaç yıl içinde mandolin çalan, dünya klasiklerini tartışan, modern tarım tekniklerini uygulayan birer kültür elçisine dönüşme hikayeleri, eserin duygusal ve sosyolojik zirve noktalarını oluşturur.

Prof. Dr. Kemal Kocabaş, bir eğitimci gözüyle Dicle Köy Enstitüsü’nün eğitim felsefesini derinlemesine masaya yatırmış. Kitap boyunca vurgulanan en temel unsur, bu kurumların bugünkü pedagojik sistemlerin fersah fersah ilerisinde olan özgürlükçü yapısı.

“Dicle Aydınlığı”, sadece bir başarı hikayesi değil, aynı zamanda trajik bir kesintinin de öyküsü. Kitabın son bölümlerine doğru, iç ve dış siyasi konjonktürün değişmesiyle Köy Enstitüleri’ne yönelik başlatılan karalama kampanyaları, feodal odakların rahatsızlıkları ve nihayetinde kurumların önce işlevsizleştirilip sonra kapatılması süreci nesnel bir dille ele alınmış.

Kocabaş, Dicle’nin ışığının nasıl söndürülmeye çalışıldığını anlatırken okuyucuda derin bir burukluk bırakıyor. Ancak yazarın vurgulamak istediği şey karamsarlık değil; aksine, bu kısa süreli deneyimin bile geride bıraktığı devasa kültürel tortunun ve yetiştirdiği aydınların büyüklüğü…

Dicle’den mezun olan öğretmenler, köylerine döndüklerinde sadece okuma yazma öğretmemişler; sağlık memurluğu yapmışlar, köylüyü hakları konusunda bilinçlendirmişler ve bölgede kalıcı bir entelektüel damar oluşturmuşlar.

Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın “Dicle Aydınlığı” adlı eseri, tozlu raflarda kalacak bir tarih kitabı olmanın çok ötesinde. Bugün eğitim sistemimizin yaşadığı nitelik kaybı, ezbercilik, fırsat eşitsizliği ve sınav odaklı açmazlar düşünüldüğünde, bu metin aslında geleceğe yönelik pedagojik bir reçete niteliğinde…

Kocabaş, akıcı dili, belgelere dayalı nesnel anlatımı ve enstitü ruhuna olan sarsılmaz inancıyla, Türk eğitim tarihinin en radikal aydınlanma hareketine saygı duruşunda bulunuyor.

“Dicle Aydınlığı”, geçmişi özlemle anan nostaljik bir metin değil; laik, demokratik, bilimsel ve kamusal bir eğitim sisteminin bu topraklarda nasıl başarıyla uygulandığının somut kanıtı, geleceğe tutulan güçlü bir fener… Hem eğitim tarihçileri, hem sosyologlar hem de bu ülkenin geleceğine kafa yoran her aydın için mutlaka okunması, üzerine düşünülmesi gereken temel bir başvuru kaynağı.

Çalışkan hocamı bir kez daha tebrik ediyorum.