EGEDESONSÖZ - İzmir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nde (İZSU) bazı hizmetlerin dış kaynaklı işletme modeline devredileceği yönündeki hazırlıklar, sendikal cephede “örtülü özelleştirme” tartışmasını yeniden alevlendirdi. Sendikalar, arıtma tesisleri ve arıza hizmetlerinde planlanan hizmet alımı ihalelerinin kamusal hizmetin yapısını değiştireceğini savunuyor.
Büyükşehir'de örgütlü Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası İzmir 1 No’lu Şube, yaptığı açıklamada özellikle atıksu arıtma tesisleri ile terfi istasyonlarının işletme faaliyetlerinin taşerona devredilmesinin gündemde olduğunu belirtti. Açıklamada, Çiğli İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi ile başlayan sürecin 24 tesisin tamamını kapsayacak şekilde genişletilmesinden endişe edildiği ifade edildi.
Sendika, su ve kanal arıza hizmetlerinin de benzer bir modelle dışarıya verilmesinin “maliyet düşürme” gerekçesiyle savunulduğunu ancak bunun kamu hizmetinin niteliğini zayıflatacağı görüşünde. Açıklamada, bu adımların İZSU’nun kendi personeliyle yürüttüğü işletme faaliyetlerinin geriletilmesi anlamına geldiği ileri sürüldü.
Sendika metninde, su hizmetlerinin piyasa koşullarına açılmasının elektrik ve doğalgaz sektörlerindeki özelleştirme süreçlerine benzer sonuçlar doğurabileceği değerlendirmesi yer aldı. Açıklamada, bu yaklaşımın çalışanlar açısından güvencesizliği artıracağı ve sendikal yapıyı zayıflatacağı iddia edildi.
Sendikanın açıklaması şu şekilde:
İZSU’DA TAŞERONLAŞMAYA VE ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARINA KARŞI KAMUSAL GÜVENCEYİ SAVUNUYORUZ!İzmir halkının nitelikli kamusal hizmet hakkı ve İZSU emekçilerinin güvenceli çalışma yaşamı, ne yazık ki piyasa koşullarına ve maliyet hesaplarına kurban edilmek istenmektedir.
İZSU yönetiminin atıksu arıtma tesisleri ve terfi istasyonları işletme faaliyetleri, su ve kanal arıza işlemlerinin hizmet alımı ihalesi ile taşerona devredilmesine yönelik çalışma yapıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Çiğli İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin özel şirkete devriyle başlayan bu süreç, şimdi 24 atıksu arıtma tesisinin “hizmet alımı” adı altında taşeron sistemine dahil etmeyi hedeflemektedir. Maliyetleri düşürme gerekçesiyle atılan bu adımlar, açık bir güvencesizleştirme ve esnek çalışma modelini yaygınlaştırma girişimidir.
Bu süreç, yalnızca belirli hizmetlerin devri değil; İZSU’nun yıllardır kendi personeli eliyle yürüttüğü işletme faaliyetlerinin adım adım özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. Elektrik ve doğalgazda olduğu gibi su hizmetlerinin de piyasa koşullarının insafına terk edilmesi kabul edilemez. Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin, merkezi hükümetin ülke genelinde uyguladığı neoliberal politikalarını İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hayata geçirmeye çalışması, kurumsal ilkeler ve seçim meydanlarında verilen sözlerle bağdaşmamaktadır. İktidarın kamusal alanları daraltan politikalarının bir benzerini yerel yönetim eliyle İzmir’de uygulamaya koymak, çalışanların haklı bir tepki ve hayal kırıklığı yaşamasına neden olmaktadır.
Uzman Emeğin Tasfiyesi, İş Güvenliği Risklerini Artırır!
Atıksu arıtma tesislerinde görev yapan mesai arkadaşlarımız, 2000 yılındaki Büyük Kanal Projesi’nden bu yana bu kentin çevre sağlığını koruyan, alanında uzmanlaşmış kadrolardır. Bu arkadaşlarımızın yıllar içinde biriktirdiği kolektif deneyim ve kurumsal hafıza, İzmir’i Türkiye’de atıksu arıtma konusunda örnek bir kent haline getirmiştir. Üstelik son birkaç yıldır yapılan özverili çalışmalarla birçok tesisin Çevre Bakanlığı kriterlerine uygun hale getirilmesi bu nitelikli emeğin bir sonucudur.
Şimdi yapılmak istenen ise bu uzman kadroları görev alanlarından uzaklaştırarak, iş süreçlerini sendikasız ve güvencesiz çalıştırmayı bir yöntem haline getiren taşeron firmalar üzerinden yürütmektir. Bilinmelidir ki; kuralsız çalıştırma ve taşeron düzeni, iş güvenliği önlemlerini zayıflatarak telafisi imkansız iş kazalarına zemin hazırlamaktadır. Kurumlarımızda son dönemde yaşanan üzücü iş kazaları, bu denetimsizlik ve kuralsızlaştırma politikalarının birer sonucudur. Deneyimli kamusal emeğin tasfiyesi, iş güvenliği risklerini artıracağı gibi yeni çevre sorunlarına da yol açabilecektir.
Kiralık İşçi Değil, Güvenceli ve Kadrolu İstihdam!
Stratejik öneme sahip bu arıtma tesisleri bir kez özel sektöre devredildiğinde, buraları yeniden kamusal işletme modeline döndürmek hukuken ve fiilen çok zor olacaktır. Bu hamle, basit bir hizmet alımı değil, kamusal sorumlulukların özel sektöre devredilmesidir. Sendikasızlaştırmaya, güvencesizliğe ve emeğin ucuzlatılmasına karşı durmak, sadece işçilerin hak mücadelesi değil, tüm İzmir halkının nitelikli hizmet alma hakkını savunmaktır.
İZSU yönetimini derhal bu ihale takvimini durdurmaya, çalışanların sesine kulak vermeye ve bu yanlıştan geri dönmeye çağırıyoruz.
Bizler, emeğin ve üretimin gücüne inanan çalışanlar ve onların örgütlü sendikası olarak, kamusal alanların ticari kaygılarla yönetilmesine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Ne İZSU emekçisinin güvencesiz çalışma koşullarına mahkum edilmesine göz yumacağız ne de İzmir’in kamusal varlıklarının aşındırılmasına sessiz kalacağız. Haklarımızı ve kentimizin geleceğini kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.




