Müzik Önerisi: Patience Guns N’ Roses

Bazı kelimeler ne kadar derin…

Arkasında binlerce duygu durumunu mesela öfkeyi, gözyaşını, kırgınlıkları, suskunlukları, sırtındaki yükleri, yüreğindeki şişlikleri, gözlerindeki nemi tek başına anlatabiliyor.

Bazı kelimeler ne kadar yetersiz.

Arkasında binlerce saklanmış yüzü, ölçüsüzlüğü, hadsizliği, densizliği, terbiyesizliği, yersiz cesareti, kabalığı, taşkınlıkları, saygısızlığı, sınırsızlığı tek başına anlatamıyor…

Tahammül ne zengin bir içerik yüklenirken, cüret kıt kanaat bodur bir izah içerisinde…

Kelimeleri suçluyor gibiyim, ancak asıl suç bizim.

Etimolojik olarak harflere ilk anlamları yüklemeye başladığımızda çok masummuşuz. Antropolojik gelişimimizi tamamlayacağımızı sanırken ya da evrimleşirken ilk çağdan kalan hantal yapılarımızı geride bırakacağımızı düşünüp insanlığın böbürlenme sınırlarını öngörememişiz, egonun etkisini kestirememişiz, küstahlığa pervasızlığa böyle büyük büyük kelimeler üretememişiz.

Çevremi çok fazla irdeliyorum şu ara. Önyargısız izlemeye çalışıyorum toplumu. Haber kanallarında, gündüz kuşağında, dizilerde, toplu taşımada, mesajlaşma gruplarında, spor sahalarında, arkadaş çevremde…

Öyle bir kendimden geçiyorum ki nefes almayı unutuyorum. Tahammül sınırlarımızı kendisinin mükemmelliği zanneden binlercesini gördüğümde şaşkınlıktan nefesim kesiliyor. Zarifliğinden, aile terbiyesinden ve görgüsünden, uygar yaklaşımından ya da sırf olay çıkmasın mevzu uzamasın diye susan bir avuç insan hadsizliklere dur demiyor. Ya da diyemiyor.

Hayret ediyoruz, şaşırıyoruz, ama maalesef dur diyemiyoruz.

Tahammül okyanusun derinliklerinden gelen o mutlak sessizlik gibi…Her şeyi yutan asla kirlenmeyen bir sabır. Cüret ise okyanusun yüzeyinde gürültüyle patlayan kendini okyanustan büyük sanan daha görünür beyaz köpükler. Derinlikten yoksun bir saldırganlık…

Tahammül pasif bir kabullenme değil, dışarıdan gelen her türlü cürete karşı ruhun bağımsızlığını koruma iç güdüsü. Tahammül aslında bir maruz kalma meselesi değil, bir seviye meselesi.

Spinoza için tahammül insanın kendi varlığında ısrar etme gücü.

Varlığında ısrarcı isen tahammül sınırların biraz daha geniş…

Cüret ise bir cesaret değil, bir idrak yoksunluğu. Tahammül sınırlarını zorlayan, saldırıları ile kapınızı aşındırmaya sizi yıpratmaya uğraşan ölçüsüzlük. Spinoza için “cüret" ve "küstahlık", genellikle insanın kendi gücünü ve evrendeki yerini yanlış değerlendirmesinden kaynaklı.

Tahammül, ruhun kendi yasalarına olan sadakati; cüret ise başkasının sınırlarını kendi sığlığıyla ölçme yanılgısı.

Peki bu üstinsan modeli yüce gönüllülüğün sınırları ne?

Kendi varlığımızda nereye kadar ısrar etmeyi sürdüreceğiz?

Tahammül sınırımız hangi hadsizliğe kadar dayanacak?

Taş olsa çatlar dediğimiz türden bir sınanmada tahammül nereye kadar müsamaha gösterecek?

Sanırım cevabı yine Spinoza’da buluyorum.

Eğer birinin cüretine tahammül etmek sizi pasifleştiriyor, neşenizi çalıyor ve sizi hayattan geri çekiyorsa, bu artık yüce bir tahammül değil, kendinize karşı işlediğiniz bir suçtur. Sabrınız sizi bilgece bir sessizlikten alıp, içsel bir öfke ve keder sarmalına sürüklüyorsa o sınır aşılmıştır.

Cüretin sahibi, sizin tahammülünüzü bir "onay" olarak algılayıp bütünlüğünüzü zorlamaya, yaşam alanınızı daraltmaya başladığında o sınır aşılmıştır.

"Nefreti sevgiyle zarafetle yenmek" kişisel tercihtir; ancak bu mümkün olmuyorsa, o kişiyle olan iletişimi kesmek ve akılcı bir uzaklaşma en yüce duruştur.

Cüretin sahibinden kendinizi mahrum bırakın…Sizsiz kalsın.

"Hayır, bana bunu yapamazsın" diye bağırmaktan ziyade, "Senin bu sığ dünyan benim dünyamda yer kaplayamaz" diyerek kapıyı kapatın…

Yok sayın.

Küsmek değil, hayatınızdan tasfiye edin…

Dur işlemiyorsa cüret sahibine, siz arkanızı dönüp yürüyün. Ondan gidin…

Gerçek yücelik, sonsuz bir katlanış değil; neyin ruhun bir parçası olabileceğine, neyin ise kapının dışında bırakılması gerektiğine karar veren aktif bir reddediştir.

Bu reddediş, nefretle değil, öz-saygı ve akılla örülmüş müthiş bir kalkandır.