Müzik Önerisi : Ölsem – Sena Şener

Bir penguenin isyanı.

Son birkaç gündür sosyal medyada viral olan ve çoğumuzun ilk görüşte bir yapay zekâ üretimi sandığı görüntüler 2007 yılında çekilmiş bir belgesele ait.

“Encounters at the End of the World” – Dünyanın sonundaki Karşılaşmalar Werner Herzog tarafından Antarktika ve civarında keşif yapan maceracı ruhların hayatlarını gözler önüne seren bir yapım. Bir bölümünde bir penguen kolonisinde diğer tüm penguenler denize avlanmaya doğru giderken, bir penguen aniden durur. Bir süre bekler sonra kolonisine arkasını dönüp dağlara doğru kıtanın iç kesimlerine doğru yürümeye başlar…Penguenin seçtiği bu yolda aslında ne bir yiyecek ne su kaynakları ne de korunaklı bir yer vardır. Issız bucaksız binlerce kilometrelik buzlu ve karlı dağlar…Belgeselin yönetmeni penguenin bu yürüyüşünü “ölüm yürüyüşü” olarak adlandırmış.

Seyrettiyseniz ne kadar dramatik bir sahne olduğunu anlarsınız.

Neden?

Neden yalnızlığı seçti?

Neden bu seçimi birdenbire çok keskin bir şekilde yaptı?

Geçen hafta üzerinde en çok konuşulan en fazla yorum yapılan çok kuvvetli bir metafor…

Yalnızlığı mı seçti, ölümü mü?

Bilim İnsanları bu seçimi tam olarak açıklayamıyor. Hayvanlarda yaşanan bir nevi yön kaybı veya yolunu şaşırması olarak nitelendiriyorlar.

Hayvanlar Dünyası iç güdülerin yönettiği bir yer. Bizim gibi düşünme mekanizmaları yok- anlık ve yaşamı sürdürmeye yönelik sadece 2 durumu değerlendirdikleri 2 seçenekleri var.

Açsan avlanırsın. Tehlikedeysen saklanırsın ya da savaşırsın. Ve kendi türünü devam ettirmek için mücadele eder ürersin.

İnsanlık öyle mi? Belki de öbür dünyanın cehennemi burasıdır diye dile getiren yazar Huxley haklıdır. BU kadar seçeneğin sunulduğu bir dünyada seçme kâbusu insanları daha da zorlamıyor mu?

Ya da kendi rızamızla seçtiğimizi sandığımız bu seçenekler gerçekten bizim kararlarımızın bir sonucu mu?

İnsanı insan yapan davranışları değil midir? Düşünüp eyleme geçebilen, düşünerek karar veren…

Bütün hayatımızı yapmaktan başka çaremiz olmadığını düşündüğümüz şeyleri yaparak geçiriyoruz. Kendi rızamızla seçtiğimizi sandığımız hayatları yaşıyoruz. Kaderimiz diyoruz ve seçtiğimizi sandığımız durumlara yavaş yavaş alıştığımızı fark etmiyoruz. Belki de kaçamadığımız gerçekleri gönüllü olarak yaşamayı öğreniyoruz. Bize biçilen roller, bize sunulan sorumluluklar, beklentiler çoğunu yerine getirirken sorguluyor muyuz?

Duymak için önce susmak gerekir. Ruhumuzun gerçek sesini duyabildiğimizde seçimlerimizi daha net yapabilme şansımız var. Çevremizdeki çok sesli kararsız kalabalığın bizde yarattığı etkiyi azaltmak istiyorsak yalnızlığa ihtiyacımız var…

Issız penguenin bu bir anlık vazgeçişi de sanki böyle bir şey gibi geliyor bana.

Dünya öyle büyük bir kaosa dönüştü ki, düşünemiyoruz.

Yön kayması, akıl tutulması…

Dünyanın doğanın dengesinin bozulması…

Hazza ve tüketime son hız düşünmeden koşarken mana ve anlamın yitirilmesi…

Pusulası hazla sonsuz isteklerle bozulan bedenlerimize ayak uyduramayıp ruhlarımızın geride kalması belki de bizi terk etmesi.

Gücün bilgiyle maneviyatlayer değiştirmesi.

Penguenin bir anlık yön kaybı mıydı yoksa ruhuna doğru koşar adım varmak istemesi miydi bilemeyiz. Ancak biz insanlığın durup düşünmesinin, biraz ıssızlaşıp aklını başına almasının zamanı geldiğini biliyoruz.

Kalabalığa, tüketime, hazza arkamızı dönüp, ıssız karlı zorlu buzlu dağlara doğru yönümüzü çevirip türümüzü de varlığımızı da böyle devam ettiremeyeceğimizin idrakiyle yeni bir yol seçmemiz gerek…

İnsanlığı yeniden başlat tuşuyla resetlememiz gerek…