Masumiyet Müzesi’nin Bana yaptıkları…

Müzik Önerisi: O günler – Ferdi Özbeğen

Masumiyet Müzesi kitabı ilk yayımlandığında dizisi kadar rağbet görmemiş olabilir kanımca.

Çünkü Orhan Pamuk’u okumak zordur. Türk Edebiyatı’na yenilikçi bir anlatım kazandırmış olsa da katmanlı tasvirlerin ve betimlemelerin içinde asıl mevzu sık sık kaçıverir okurların gözünün önünden, tekrar tekrar sayfa başına satır başına bölüm başına döndüğün çok olur. Bazıları dilini karmaşık bulur, duygusal olarak abartı bulur. Bazıları toplumsal eleştiriyi dozunda bazıları ise politik derinliğini aşırı bulur.

Sonuçta Nobel ödüllü yazarımızdır. Edebi başarısı tescillidir.

Çoğu kitabını elime alıp, sonuna zor ulaşan bir okuruyum. Betimlemelerini severim: karakterleri, mekanları ve zamanı hayal etmem bu anlatımlarıyla daha da gerçek oluverir kendi filmimin yönetmeni oluveririm okudukça…Ancak hikayeler hep yavaş akar kitaplarında. Derinliği sevmeyenler sıkılır, derinlik sevenler yorulur.

Masumiyet Müzesi’ni okumamıştım. Okusaydım diziye fırsat vermezdim sanırım. Kitaplardan senaryolaştırılan filmleri hiç sevmem kendi hayal dünyama ihanet etmiş gibi hissederim.

Hayal ettiklerimi, kendi dünyamda yarattığım sanal sinemayı yok etmek istemem…

1970’li yılların Türkiyesi öyle tanıdık öyle güzel geldi ki gözüme…

Modernleşme çabasıyla yozluğun ve yokluğun karşıtlığının ve takıntılı bir sevdanın nesneler üzerinden anlatılıyor olması Orhan Pamuk’a yakışırdı elbet. Eminim kitapta nesneler çok daha detaylı anlatılmıştır, ama dizideki anlatımı çok sevdim belki o döneme ait benim de nesnel bir bağlılığım bir hafızam vardı derinlerde kimbilir.

Duygusal hafıza, Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi bağlamında nesnelerin taşıdığı kişisel anılar, duygular ve hatıraları ifade eder. Bu kavram edebiyatta nesneler, mekanlar veya olaylar üzerinden tetiklenen kişisel anıların ve duygusal izlerin hikâyeye derinlik katmak için kullanılmasıdır. Marcel Proust'un "Kayıp Zamanın İzinde" eserinde ıhlamur çayıyla tetiklenen çocukluk anıları gibi, duygusal hafıza beklenmedik uyaranlarla geçmiş duyguları canlandırır. Bu teknik, okurda empati ve nostalji uyandırarak metni daha etkileyici kılar; yazarlar bireysel hatıraları evrensel temalara dönüştürür.

Duygusal hafıza, beynimizin sadece olayları değil, o olaylar sırasında hissettiğimiz "hissiyatı" kaydetme biçimidir. Aslında bu, beynimizin bir hayatta kalma mekanizmasıdır.

Diziyi izlerken tetiklendiğim çokça obje oldu herkes gibi benimde.

Mesela salonun ortasında duran 3 tekerlekli bisiklet.

Daire girişinde kapının ağzında bulunan kumaş topları.

Dünya şeklinde içki dolabı.

Porselen çay fincanları.

Kristal kül tablaları.

Bilyeler.

Bez ayakkabılar…

Orhan Pamuk Masumiyet Müzesi’nde tutkulu ve sapkın bir aşkı kristal bir şekerliğe ve dörtbin küsur sigara izmaritine, küpeye, tokaya hapsetmiş betimlemeleriyle…

O nesnelerin okurların üzerinde uyandıracağı duyguları tetikleyerek hikayeyle bağ kurmasını sağlamak için.

Duygusal hafıza, "Anlık Görüntü Anıları” denilen bir fenomen yaratır. Travmalar (örneğin büyük bir kayıp) veya çok kişisel dönüm noktaları yaşandığında, beyin o anın fotoğrafını çeker. O an ne giydiğinizi, odadaki kokuyu veya çalan müziği en ince ayrıntısına kadar hatırlamanızın sebebi, duygunun yarattığı yüksek enerjidir.

Babamın cenazesine gelenleri hala eksiksiz hatırlamama şaşarım mesela, o travmatik durumda duygusal hafızam inanılmaz bir kaydedici olmuş ben fark etmeden.

Beden kayıt tutar. Zihnimizi kandırır unuttu sanırız. Ancak beden hatırlar. Yıllar önce bir köpeğin sizi korkuttuğunu her köpek görüşünüzde bedeniniz titreyerek size hatırlatır. Oysa o korkma anı yoktur zihninizde aslında çocukluktan kalmadır silinip gitmiştir hafızadan ama vücut o korkuyu sonsuza kadar saklar içinde.

Bazen bir kokudur, alır gider sizi uzaklara taa geçmişteki bir hatıraya savurur o ana ışınlanırsın hiçbir detay yoktur o bir duygudur havada asılı tanımsız ancak duygusal olarak geçmişe çekiveren. Duyguyu hatırlarsın da olayı hatırlamazsın hiç.

Bir şarkıdır bazen. Uzakta bir yerde bir melodi kulağına çalınır ve sen yine duygu zamanının tünelinde yıllarca geriye savruluverirsin. Olay değil duygudur içini kavuran…

Duygusal kütüphanemiz oluşur zaman içerisinde kodlarız nesnelerle, şarkılarla, kokularla…

Duygusal hafızamızı en çok tetikleyen etmenlerden biri koku duyusudur. Bu biyolojik bir tesadüf değil beynimizin muazzam bir tasarım harikası olmasındandır. Diğer tüm duyular beyne uzun ve dolambaçlı yollardan ulaşırken koku kestirmeden gider. Burnumuzla soluduğumuz moleküller hiçbir yere uğramadan duygularımızın merkezi amigdala ve hafızamızın merkezi hipokampüs ile direkt temas kurar.

Bir parfümveya çiçeğin kokusu ve o kokuyla en güçlü bağı kurduğun o an!

Bir şekerlik veya beyaz sabun…

Eski bir gazoz kapağı ya da bir sinema bileti.

Başı boş kopmuş bir düğme ya da bir dikiş kutusu…

Sarı bir telefon kulübesi ya da sarı siyah kareli dolmuşlar…

Masumiyet Müzesi’nin hikayesi durağan, yavaş şaşırmadım.

Ama Orhan Pamuk’un betimlemeleri ve nesneler üzerinden yaşadığım duygusallık ben de çok fazla geçmişe git gel yarattı o kesin…

Çocukluğumu özledim, masum zamanlarımızı…