Müzik Önerisi: Pompei - Bastille
İtalya’nın güneyine gidip de yolu Napoli’den geçen herkesin bu tarihi Unesco mirasını ziyaret etme şansı olmuştur.
Pompei milattan sonra 79 yılında VezüvYanardağı’nın iki gün süren faaliyeti sonucu volkanik kül ve cürufun altına gömülen ve felaketin ardından tam 1700 yıl kadar sonra rastlantı sonucunda yeniden keşfedilen bir kent. Yunanlıların MÖ 700’lü yıllarda bölgeye gelmesiyle Helen dünyasının bir parçası haline gelmiş. Şehir hem Yunan hem Fenikeli denizcilerin uğrak yeri olmuş güvenli bir liman şehriymiş. Roma döneminde Roma’ya karşı ayaklanan kentlerden biriymiş.
Vezüv Yanardağı patlaması iki gün sürmüş ve iki aşamalı gerçekleşmiş. İlk aşamada volkan patlamış ve yaklaşık 30 km yüksekliğinde devasa bir kül duman ve ponza taşı bulutu fırlatmış. Gökyüzünden şehre tonlarca hafif ama etkisi çok kuvvetli ağır ponza taşları yağmış. Tam18 saat süren bu yağış kent sakinlerinin kaçmasına olanak tanımış. Başlarına “taş yağan” şehirlilerin çoğunluğu bu uyarıyı dikkate alıp evlerini terk etmiş.
Asıl kıyamet ikinci aşamada kopmuş. Volkanik sütun çökünce yüz yüz elli kilometre hızla hareket eden 250-300 dereceye ulaşan zehirli gaz ve lavlar şehri içindekilerle yutmuş. Şehri terk etmeyenler yanarak değil aşırı sıcak hava ve gazdan oluşan termal şokla saniyeler içinde hayatlarını yitirmiş.
Semavi dinlere mensup bazı muhafazakâr çevreler bu şehrin yok olmasının bir “ilahi ibret” olduğunu düşünür. Roma İmparatorluğu’nun o dönemde bilinen “aşırılıkları” Tanrının gazabına bağlanmıştır.
Kent ilk arkeolojik kazılarla 18. Yüzyılda keşfedildiğinde o zamanın oldukça karanlık Avrupa’sı ve muhafazakâr ahlak anlayışı oldukça sarsılmıştı. Evlerin duvarlarında çok sayıda erotik fresk, heykel ve semboller bulunuyordu. Şehirde organize bir fuhuş sistemi vardı. O zamanın Napoli Kralı buluntuları o kadar müstehcen buldu ki, halka ziyareti yasakladı. Bu yüzden Pompeii “Günahlar Şehri” olarak efsaneleşti.
İnsanlık tarihi, sadece kralların savaşlarını değil, aynı zamanda toplumların "günah ve ceza" arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğunu da yazar. MS 79 yılında VezüvYanardağı’nın külleri altına gömülen Pompei ile 21. yüzyılın en büyük küresel skandallarından biri olan Epstein davası, zamansal olarak birbirinden çok uzak olsa da kamu vicdanındaki "nihai hesaplaşma" arzusu bakımından birbirine ayna tutuyor sanki.
Jeffrey Epstein’ınLittle Saint James Adası da modern birer "günah adası" olarak tasvir edildi. Tıpkı Pompeigibi, buradaki yaşam tarzı da sıradan insanın ahlaki sınırlarının çok ötesinde, denetimsiz bir gücün ve haz arayışının merkezi olmuş adeta.
Toplumun bu iki olaya bakışı aynıdır: Gizli tutulan büyük bir ahlaksızlık, ancak büyük bir yıkımla (veya ifşayla) son bulabilir.
Epstein dosyasında yer alan siyasetçiler, bilim insanları ve kraliyet ailesi üyelerimodern dünyanın dokunulmaz "aristokratları".
Epstein davasında adı geçenlerin tıpkı Pompeii’dekiaristokratlar gibi adaletin gazabına uğramasıgerek. Ancak bu sefer doğanın değil, hukukun ve kamuoyunun nezdinde bu son derece elzem.Buzdağının sadece yüzeyi belki de gördüklerimiz, okuduklarımız arkasındaki karanlığın ortaya saçılması zaman alacak belki Pompei’deki gibi yıllar sonra ortaya çıkacak bilmiyorum…
İnsanlığın geleceği son noktanın artık nerede duracağını tahmin etmek çok zor. Başımıza gerçekten taşlar yağacak belki de sonsuza kadar lanetlenmişizdir bu aşırılık ve kibrimiz yüzünden.
Ancak kibrin ve aşırılığın eninde sonunda kendi sonunu hazırladığına inanmak istiyorum.
Güçahlakı terk ettiyse ve zevkbaşkalarının acısı üzerine kurulduysa;bu artık toplumca sona gelmiş olduğumuzdönüşü olmayan bir yıkım. Toplumun arınma zamanının geldiğini gösteren bir alamet.
Pompei’nin taşlaşmış bedenleri ve Epstein dosyasının karanlık sayfaları insanlığa aynı şeyi hatırlatmalı:
Hiçbir güç, tarihin ve vicdanın yargısından sonsuza dek kaçamaz.
Tarih doğruyu zamanın içinden fısıldar…