Müzik Önerisi: Eğri Eğri Doğru Doğru – Barış Manço

Doğruyu Bilmek, Doğruyu Yapmak…

Doğruyu bilmek ile doğruyu yapmak arasında gittikçe derinleşen o devasa boşluk…

Hepimiz farkındayız ama asla tanımlayamıyoruz bu boşluğu. Aklın bildiği iyi ve doğru, insan bünyesine nüfus etmekten vaz geçti bu yüzyılda…

Aslında bu boşluk insanlık tarihinin en eski ahlaki problemi…Antik Yunandan beri tüm filozofların konuşmaktan bıkmadığı “iyi” kavramı. İyinin ne olduğunu anlamanın yetmediğini ve iyi olmanın yani bildiklerini eyleme dökme iradesinin geçerli olduğunu savundular durdular…

İnsan zihni aslında neyin doğru olduğunu çabucak kavrayabiliyor. Ancak bu doğruyu hayata geçirmeye geldiğinde tökezliyor. Felsefe dünyasında “AKRASIA” diye tanımlanan şey halk dilinde “irade zayıflığı” olarak biliniyor. Bireyin neyin kendisi için en iyi olduğunu bilmesine rağmen bunu yapamama durumu. Bizlerin en fazla yaşadığı irade zayıflığı abur cubur yemeğe karşı, sigaraya karşı, tembelliğe karşı gösterdiğimiz istenç güçsüzlüğü. Akrasia çoğu zaman bedensel arzularımıza, korkularımıza, egomuza yenik düşmeyi anlatıyor kelime olarak. Aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğiniz, yanlışı eleştirip karşısında durmadığınız, beni ilgilendirmez diye doğrunun yanında yer almadığınız zamanlar, sustuğunuz zamanlar…Hepsi birer irade zayıflığı.

Erteleme hastalığı da bir nevi akrasia. Kötü olduğunu bildiğiniz her türlü alışkanlığı hep pazartesilere bırakmanız, sabah yataktan kalkmayı beşer dakikalık alarmlarla ötelemeniz, doktor rutin kontrollerinizi ertelemeniz, bugün değil yarın dediğiniz o plansızlığınız.

Doğrunun ne olduğunu gayet iyi bilmenize rağmen, eyleme bir türlü geçememek…

Doğruyu bilmek bir zihin egzersizi evet, ancak onu harekete geçirebilmek bir karakter inşası…

Bilgeliğin başladığı yer burası. Doğru tekrarları, alışkanlıklar.

Düşündüğünüz, söylediğiniz ve yaptığınız her şey aynı doğru üzerinde mi yer alıyor?

Aristo bunu çok güzel söyler: “Biz tekrar tekrar yaptığımız şeyiz. O halde mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.”

Bilgiyi bilmekten öteye taşıdığımızda artık o bilgi bizim kas hafızamıza dönüşüyor. Karakterimiz oluyor. Doğruyu konuşmak, doğruyu söylemek, doğru amaçla doğru zamanda doğru şekilde davranmak…

Bilmek yetmiyor…Doğruyu düşünebiliyorsak eğer, onu yüksek sesle de konuşabilmeli, o doğruyu davranışlarımıza da yansıtmak gerekiyor.

Doğruyu bilmek bizi entelektüel biri gibi gösterebiliyor çoğu zaman,ancak doğruyu yapabilmek başka bir mertebe.

Özü sözü bir insan…

Omurgalı insan…

Güvenilir insan…

Kendiyle barışık insan…

Prensip sahibi, ahlaklı insan…

Erdemli insan…

Düz dürüst insan…

Doğruyu kendi çıkarları için eğip bükmeyen insan.

Doğruyu kendi küçük mutlulukları hazları için ötelemeyen insan.

İşte etrafımız doğruluğu terk etmek pahasına kısa anların hazzını yaşamak isteyenlerle dolu. Doğruyu bilen çok da yakaladığı hazlardan ya da korkularından vazgeçemeyen çok.

Doğrudan ayrılmayarak mutluluğundan vazgeçmeyi bilenler, egosunu hırsını yenebilenler ise nadir.

Doğruyu bilip ödül aferin beklemeden yapayalnız kalabileceğinin farkındalığı ile bu doğrulardan vazgeçmeden doğruyu savunmak doğruyu yapmak…

Seneca’ya göre doğruyu bilen kişi reçeteyi okuyan kişidir, doğruyu yapan kişi ise o acı reçeteyi içen kişi…

Acı reçeteyi içen ile sürekli maval okuyup o doğruda yer almayanları ayırt edebilmeyi başarabiliyor musunuz?

Doğruyu bilip de yapmayanlar ile doğruyu söyleyip dokuz köyden kovulanları görebiliyor musunuz?

Doğruyu bilip de görmezden gelenleri, duymazdan gelenleri, susanları nasıl hayatınızda tutmayı becerebiliyorsunuz?

Yine en büyük rehberimiz ilham kaynağımız Mustafa Kemal Atatürk’ü düşünüyorum. Her söylevinde altta yatanları niyetini okumaya çalışıyorum.

Türküm, doğruyum, çalışkanım!

Kim olduğumu köklerimi biliyorumve her sabah kendi iç mahkememde kendimden beraat etme çabamın farkındayım.

Bildiğim öğrendiğim hatırladığım her doğruyu çalışarak uygulamaya geçiriyorum.

Çalışkanlık doğruyu yapma iradesini hayata geçiren bir alışkanlık…

Onurumla yaşamak için küçük hazlarımdan vazgeçiyorum.

Doğru olmayı ve bu uğurda çalışmayı seçiyorum.

Kendimi doğru bilgiyle donatarak ve o bilgiyi eyleme dökerek…

Doğruyu bilip doğruyu yapmam lazım. Yapmayanlardan da uzaklaşmam lazım…

Türkiye meselesi Tüm Dünyanın meselesi.