Müzik Önerisi: Utanmazsan Unutmam - Adamlar

Değerler hiyerarşisinde büyük kırılmalara tanık olduğumuz zamanlar…

Yüzsüzlük, pişkinlik, arsızlık ya da psikolojideki karşılığı sınır tanımaz manipülatif davranış. Bireyin kendi çıkarları, hataları veya haksızlıkları karşısında hiçbir utanç, suçluluk ya da sorumluluk hissetmemesi durumu.

Toplumsal düzeni ve bireysel sınırları en çok yıpratan davranışlardan biri…

Utanç ve mahcubiyet insanı evrimsel süreçte topluluğa bağlı tutan, “hatalıyım ve toplumun düzenini bozmak istemiyorum” demesini sağlayan ahlaki fren mekanizmasıdır.

Yüzsüzlük bu ahlaki frenin patlamış olmasıdır. Bireyin toplumla olan sözleşmesini tek taraflı feshetmesi ve toplumun nezaket ve dürüstlük normlarından faydalanıp, kendisinin bu normları reddetmesidir. Yüzsüzlük basit bir karakter yoksunluğu değil, toplumsal güvene yönelik sistematik bir sabotedir.

Yüzsüz insan suçluluk duygusunu karşı tarafa transfer etmeye çalışır. Yansıtma dediğimiz bu durum haksız olduğu anları fırsata çevirip büyük pervasızlıkla hareket etmeye başlar. Bu mağduru pasifleştiren duygusal bir zorbalıktır.

Eskiden bir utanç kaynağı, kusur sayılan yüzsüzlük şimdilerde adeta bir hayatta kalma stratejisi, hatta hoyrat bir güç gösterisi olarak alkışlanıyor. Utanma duygusunu yitirmiş, haklılığı nezaket zayıflığı olarak gören ve kendi çıkarları için başkalarının sınırlarını ezip geçen bu "arsızlık" sarmalı, bireysel ilişkilerden toplumsal sözleşmeye kadar her şeyi kemiriyor.

Sartre’a göre ar duygusu, dünyada yalnız olmadığımızın, başkalarının bakışlarının bizim üzerimizde bir hükmü olduğunun kanıtı. Yüzsüz insan, ötekinin bakışını ve yargısını tamamen reddederek, kendisini evrenin merkezine koyan absürt bir yanılsama içinde yaşar.

Ar duygusu, insanın kendi sınırlarını bilmesidir. Bu duygunun yok olması (yüzsüzlük), kişinin sadece başkalarına zarar vermesiyle kalmaz; kendi insanlığını, öz-saygısını ve ruhsal derinliğini de tamamen çürütür.

Nietzsche için en tehlikeli insan tipi, kendi bayağılığından utanmayan, aksine bu niteliksizliğiyle gurur duyan "son insan" tipidir. Günümüzün popüler kültüründeki "görünür olma adına her şeyi mübah sayan" yüzsüzlük, tam da Nietzsche'nin uyardığı bu kültürel çöküşün yansımasıdır.

Peki, insanı insan yapan en temel fren mekanizması olan mahcubiyetin ortadan kalktığı bu çağda, ruh sağlığımızı ve onurumuzu nasıl koruyacağız?

Atalarımızdan kırıntıları kalan utanma duygusunu çocuklarımıza nasıl aktaracağız?

Şu anki psikolojime en iyi gelen şey filozofların hap şeklinde tarihe bıraktıkları notlar…

Adaletiyle bilinen Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un şu sözü de çıktı karşıma:

“En iyi intikam, düşmanın gibi olmamaktır.”

Yüzsüzlükle mücadelenin ilk kuralı onların çirkin oyun sahasına çekilmeyi reddetmek. Bazı insanlar utanmayı öğrenemez…Sadece güçten ve bedelden anlar.

Patolojik, kronik ve kurumsallaşmış yüzsüzlükle karşı karşıya kaldığımızda iletişim şansımız bitmiştir. İyi niyet, sabır ve medeniyetin sınırları istismar edilmiştir.

Yüzsüz insan vicdansızlıkla suçlanmaktan korkmaz, konforunun bozulmasından itibar kaybetmekten korkar. Pervasızlığı topluma daha fazla ifşa etmek tek çare…Sosyal çevrenin baskısını artırmak, arsızlığının faturasını ödetmek yasal toplumsal yollarla huzursuzluk hissettirmek…

Daha büyük kalabalıkların ayıplaması…

Bir filozoflar iki şarkılar…Çok şey söylüyor…Adamların şarkısıyla bitireyim…

“Utanmazsan unutmam

Unutmazlar, Unutmayız, unutmam…

Utan, utan.

Utanmayan insan olur mu lan?

Altın bir madalyon gibi taşınmalı vicdan…”