1877’den günümüze, Süper El Nino’nun gölgesinde iklim krizi ve hayatta kalma mücadelesi bugünlerde dünya medyasının ana konularından biri… Tüm gece boyunca Samsun’da yaşanan sel felaketini TV kanallarından izleyince bu durumun bizi nasıl etkileyebileceğini araştırdım.

1877 yılı, insanlık tarihinin en büyük ama en az konuşulan felaketlerinden birine ev sahipliği yapmıştı. “Süper El Nino” olarak adlandırılan devasa iklim olayı; Hindistan’dan Çin’e, Brezilya’dan Afrika’nın boynuzuna kadar geniş bir coğrafyada korkunç kuraklıklara ve ardından gelen kıtlıklara yol açtı. Sonuç ne oldu derseniz, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3 ila yüzde 4’ünün yok olduğu, on milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bir trajediydi yaşanan.
Bugün, benzer şiddette bir El Nino döngüsünün eşiğindeyken sormamız gereken hayati bir soru var: 150 yıl öncesine göre daha mı güvendeyiz, yoksa daha mı savunmasız?
1877 Felaketi: Doğal Bir Olaydan İnsani Bir Yıkıma
1870'lerin sonundaki yıkım sadece Pasifik Okyanusu sularının ısınmasıyla açıklanamaz. O dönemdeki ölümlerin bu kadar yüksek olmasının arkasında iki temel neden vardı. İlki “hazırlıksızlık” olarak tanımlanabilir. Hava tahmini ve küresel iletişim neredeyse yoktu. Felaket kapıya dayanana kadar kimse ne geleceğini bilmiyordu.
İkincisi kuşku yok ki, “Sömürgeci Politikalar”idi. Kıtlık bölgelerindeki tahılların yerel halka verilmek yerine ihraç edilmesi, doğal bir olayı politik bir soykırıma dönüştürdü.
1877 ile günümüz dünyasını kıyasladığımızda, savunma mekanizmalarımızda devrim niteliğinde farklar görüyoruz; ancak bu farklar yeni ve daha karmaşık riskleri de beraberinde getiriyor. 19. yüzyılın sonunda insanoğlu, Pasifik'teki ısınmayı ancak aylar sonra limanlara ulaşan gemi raporlarıyla öğrenebiliyordu. Bugün ise uydular ve okyanusun derinliklerine yerleştirilen şamandıralar sayesinde, El Nino'nun ayak seslerini bir yıl önceden duyabiliyor, yapay zekâ modelleriyle hangi bölgenin ne kadar yağış alacağını hesaplayabiliyoruz. Bu durum, bize lojistik bir avantaj sağlıyor; 1877'de gıda nakliyesi sadece sınırlı demiryolları ve at arabalarıyla yapılırken, bugün devasa kargo uçakları ve gemileriyle kıtalararası insani yardım köprüleri kurabiliyoruz.
Buna rağmen, modern dünyanın sırtında 1877'de olmayan devasa bir yük var: Antropojenik (insan kaynaklı) İklim Krizi. 150 yıl önce atmosferdeki karbondioksit seviyeleri sanayi öncesi normal düzeylerdeyken, bugün rekor kıran bir sera gazı yoğunluğuyla karşı karşıyayız. Bu da El Nino'nun üzerine bindiği “zemin sıcaklığının” çok daha yüksek olması anlamına geliyor. Ayrıca 1877'de dünya sadece 1,4 milyar insanı beslemek zorundayken, bugün 8 milyarı aşkın bir nüfusun gıda güvenliğini sağlamak zorundayız. Yani teknolojik olarak daha donanımlıyız ama hata payımız çok daha düşük.
İklim Krizi ve El Nino
Günümüzde yaşadığımız El Nino olaylarını 1877’den ayıran en tehlikeli fark, bu döngülerin artık küresel ısınma ile birleşmiş olmasıdır. İklim krizi, El Nino’nun etkilerini adeta bir çarpan etkisiyle artırıyor.Okyanuslar artık daha sıcak. El Nino zaten okyanus yüzeyinin ısınması demek. Küresel ısınma nedeniyle zaten ısınmış olan denizler, El Nino ile birleştiğinde deniz ekosistemlerini tamamen çökertme noktasına getiriyor.Aşırı hava olaylarının yinelenmesi çok farklı hale geldi. Eskiden “yüzyılda bir” görülen kuraklıklar veya sel baskınları, artık her on yılda bir kapımızı çalıyor.
Ve dünyamızda artık “Su stresi” diye bir dert var. Artan nüfus ve endüstriyel kullanım nedeniyle tatlı su kaynaklarımız 1877’ye göre çok daha kısıtlı.
Gerçekten hazır mıyız?Teknik olarak evet, biliyoruz ki El Nino geliyor. Ancak bilmek, önlemek için yeterli değil. Bugün gıda tedarik zincirlerimiz her zamankinden daha karmaşık ve kırılgan. Ukrayna-Rusya savaşı gibi jeopolitik gerilimler zaten gıda fiyatlarını artırmışken, El Nino kaynaklı bir tarımsal verim kaybı; gelişmekte olan ülkelerde 1877’yi anımsatan bir “ekonomik kıtlığa” yol açabilir.
Unutmayalım, modern dünyada kıtlık, gıda yokluğundan değil; yoksulların gıdaya erişememesinden kaynaklanır.
1877 felaketi bize doğanın gücü karşısında ne kadar aciz kalabileceğimizi gösterdi. Ancak 2026 dünyasında suçlayabileceğimiz tek şey “doğa” değil. Eğer bu yeni El Nino döngüsünü ağır kayıplarla atlatırsak, bu teknolojik yetersizliğimizden değil, politik iradesizliğimizden ve iklim krizini durdurmaktaki yavaşlığımızdan olacaktır.
Doğa her zaman olduğu gibi uyarıyor.Geçmişin trajedilerini tekrarlamak istemiyorsak, sadece hava durumunu tahmin etmekle kalmamalı, sistemlerimizi (tarım, su, ekonomi) iklim krizinin sert gerçeklerine göre yeniden inşa etmeliyiz.