Bugün 10 Mayıs Anneler Günü…
Amerikalı Anna Jarvis, çok sevdiği annesinin kaybı üzerine her ölüm yıldönümünde, onu anma etkinliği düzenlerdi…
Bu düşünce yayıldı ve gelenekleşti. Daha sonra Anna Jarfis’in etkin çalışmalarıyla, “Anneler Günü” adı altında geniş bir coğrafyaya yayıldı.
Anneler gününün doğuşu, dünyada genelde, 1908 yılından beri de böyle bilinir...
***
İnsanların babaları… çok ender de olsa, bazan bilinemeyebilir. Ama doğuran anne her zaman bilinir… Can verdiklerini çok sevenler olduğu için de, hem çok sevilir ve hem de kutsal bir varlık kabul edilir…
Hele de, Türk Halk Müziği ve Oyunları kitabında editör Erkan Ceylan’ın alıntısından da yararlandığımız dokunaklı bir anne-kız öyküsü vardır ki çok sevilir ;
Malkara’nın bir köyündendi Zeynep, 16 yaşındaydı. Ali başka köydendi. Bir düğünde Zeynep’i gördü, çok beyendi. Ertesi gün dünürcü gönderdi, ailesinden istedi…
Verdiler Zeynep’i Ali’ye… Hemen de düğün yaptılar. Köyleri birbirinden çok uzaktı : 3 gün 3 gecelik bir yoldu. Ailesi 7 yıl göremedi kızlarını. Yüreği bu hasrete dayanamadı Zeynep’in…
Evleri köyün tepesindeydi… Evinin bahçesinde kendi yaktığı türküyü söyler, özlem giderirdi ;
*Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,
*Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler,
*Annesinin bir tanesini hor görmesinler.
*Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim,
*Hem annemi hem babamı, ben köyümü özledim.
…..
Zeynep bu türküyü söyledikçe, için için yanardı.
Kocasının da sevgisi azalmış, hor görmeye ve eziyete başlamıştı… Bu onu daha da bunalıma itti. Hastalandı, yataktan kalkamaz oldu!
Kocası çaresiz anne babasına haber verdi.
6 gece 6 gündüzlük… yoldan geldiler.
Zeynep yatalak olmuştu artık. Anne babasına türküsünü söylemeye başladı!
Annesi fenalık geçirdi. Kadınlar ağlamaya başladı. Zeynep hasretini giderdi de, bir daha
İyileşemez oldu… Ne yazık ki öldü!
***
Epeyce bir süre önce Özdere’de evimizin önünden büyükçe bir konvoy geçti. Hemen yanımızdaki deniz kenarında indiler.
Gelini bir sandalyeye oturttular… Sağdıç bir leğene denizden su doldurdu. Gelinin bir terlik gibi kına yakılmış ayaklarını damat bir güzel yıkadı da yıkadı!
Davul zurna çalarken, herkes oyun oynarken, Gelin ayaklarını denizde durularken, gençler giysileriyle denize dalarken… Kadına verilen değerin “kına yakma” töreniydi bu!
***
700 yüz yıl önce yaşamış, Orta Asya’yı, Çin’i, Hindistan’ı dolaşmış Arap Seyyahı İbn Battuta, şöyle yazmış Seyahatnamesinde ;
“Burada bir şeye şahit oldum ki o da, Türklerin kadınlara gösterdiği hürmetti… Burada kadınların hürmeti ve derecesi erkeklerden daha üstündür.”
Bugün Kadınlara gösterilen saygı, tıpkı eski Türkler’deki gibi… Çünkü kadınlar Atatürk döneminde, saygın statülerine dönmüştü.
***
Başta rahmetli Annem, Eşim, Kızım, Ablam ve Kız Kardeşlerim, Yeğenlerim olmak üzere, tüm Kadınlarımızın “Anneler Gününü” en güzel dileklerle kutluyorum.
Bir kutlamamız da…
Ödünsüz Atatürk’çü, Laik ve çağdaş bir Cumhuriyet Kadınına ; konuşmalarıyla Çiğli Belediye Meclisine, ek içerik ve kalite katan sıra arkadaşım, bir anne Selda Uzunefe’ye olsun!
İyi Pazarlar…