Yoksula yoksulluğunu anlatmanın bayağılığı

TV ekranlarında, meydanlarda, gazete manşetlerinde, sosyal medyada durmadan yoksullara yoksulluk anlatılıyor. Siyasetçiler kürsülerden yoksulluk nutukları atarken kendinden geçiyor. Yoksulu yoksulluğuyla kafakola almak siyaset oldu.
Ne var kibir yoksulun neler çektiğini hiç kimse o yoksuldan daha iyi bilemez.

Mesele şu; Yoksulluğu anlatmak yerine, yoksulluğun önüne geçecek programı konuşmak ve her kişinin dünya nimetlerinden payına düşeni almasının önündeki engellerin kaldırılması için yapılacakları söylemek gerek.

İmkânsızlık ve çaresizlik içinde yoksulluk yaşayanlara sorununu anlatmak, haddini bilmemektir. Belli ki bunu söyleyen siyasetçinin de çözüm konusunda bilgisi yok, niyeti de yok, durumu geçiştiriyor.

“Seç beni, seni yoksulluktan kurtarayım”, diyecek kadar samimiyetsiz siyasetçi, “heleoyunu alayım, gerisi kolay” kafasında.

Bugün, yeryüzünde yaşayan 8,3 milyar insanın dörtte üçü yoksul. Bir milyar kadar insan açlık çekiyor. Her gün, 20 binden fazla insan açlıktan ölüyor. Gerçek bu!

Hal böyle iken ve durmadan daha kötüye giderken, iktidardakiler yüzsüzlüğün zirvesinde mazeret üretiyor, muhalefet ise yoksulluğun üstünde tepinerek oy toplamaya çalışıyor.

Ve her zaman olduğu gibivarsıllar kazanıyor, yoksullar kaybediyor.Çünkü sistemde sermaye gruplarının çıkar ilişkileri başka ihtimallere imkân tanımıyor.

Sermaye düzenini değiştirecek irade ise ne iktidar partisinde ne ana muhalefette mevcut. Zaten, öyle bir irade oluştuğunda, yüzde birlik siyasal parti statüsüne postalanacağını bilir, o siyasi partiler.

Meselenin aslı, yoksul halkın örgütsüz olduğunda neler yapabildiğinin, 1700’lerde Avrupa’da görülmesidir; sarayları basıyor, komün kuruyor, kendisine verilmeyeni zorla alıyordu. Hal böyle olunca, yoksulları örgütleme yoluna gidildi. Ve en uygun yönetim biçimi olarak demokrasi öne çıkarıldı. Sendikalar, dernekler, sivil toplum örgütleri üzerinden halk eylemleri kontrol altına alındı. Demokratik toplum.

Batı, sömürgelerinden ekonomisine aktardığı büyük servetlerle kendi topraklarında yoksul halkı sakinleştirecek gelir düzeyini sağladı. Ancak, gelişmekte olan ve az gelişmiş ekonomilerde durum her zaman daha kötüye gitti.

Artı değerdeki sınırsız genişleme yoksulluğu sürekli büyütüyor. Fakat aynı zamanda, genişleme, kapitalizmin de sonunu getiriyor. Sistemin tarihsel sonu…

Velhasıl, yoksula yoksulluğu anlatılarak yapılan siyaset mide bulandırıyor. Sistemde, “iktidar-ana muhalefet” parantezine alınan yoksul halkın kendi dinamikleriyle ayağa kalkmasının önüne geçen siyasal partiler, sadece ve sadece sistemin bekası için var. Gerisi, siyasi gösteri ve gürültü…