Herkes demokrasinin bir türlü tam gelemeyişinden şikayetçi.
Aslında demokrasi Türkiye'ye de gelir gelmesine ama…
Hatta zaman zaman gelir gibi yapıp, kapıdan geri döndüğü bile oldu keratanın!
Ancak yine de belli ki bu topluma güvenmiyor. Bu nedenle de gelemiyor.
Doğrusu haksız da sayılmaz…
Nasıl güvensin ki?
'Anayasayı bir kere delmekle bozulmaz' ya da 'demokrasi, zamanı geldiğinde inilecek tramvaydır' türünden anlayışlarla idare edilecek bir rejim değildir.
Tam tersine, demokrasi dediğin; narin, kırılgan ve ince bir ayarlar sistemidir. Hassas dengeler üzerinde duran kurallardan asla taviz vermemeyi gerektirir.
Değişen hükümetlerin değişen proje ve politikalarına göre, istediği gibi, hiçbir engelle karşılaşmadan toplumu idare etmesinin adı demokrasi değil, olsa olsa otokrasidir.
Demokraside iktidarı frenleyen mekanizmalar devre dışı kalırsa, iktidar istediği kadar çoğunluğun oyuna dayandığı savını ileri sürsün, bu hiçbir şey ifade etmez. Zira, demokrasileri güvence altında tutan kişilerin oyları değil, iktidarı denetleme mekanizması gören kurumların işlerliğidir.
Bu kurumlara da güven kalmamışsa, o zaman yapılacak olan, aydın denilen kişi ve sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek etkili bir muhalefet cephesi oluşturmasıdır.
Buna kısaca aydın dayanışması da diyebiliriz.
Ne yazık ki, Türkiye bu konuda da mustariptir.
Solcusu, solculuğu Kürt milliyetçilerine payanda olmak anlar!
Ulusalcısı, Kürt özgürlükçü hareketinin demokratik taleplerini bölücülük kabul eder!
En sağdaki, ortanın sağını yeterince milliyetçi olmamakla suçlar!
Ortanın sağındaki, en sağdakini ırkçılıkla itham eder!
Sosyal demokratları, sosyalist mi yoksa demokratik sol olmak mı arasında karar veremez!
Dincisi, laikleri dinsizlik, laikler ise dincileri irticacılık iftiralarıyla karalar!
Sünniler Alevilerden, Aleviler Sünnilerden haz etmez!
Söyleyin Allah aşkına, siz demokrasi olsanız, böyle bir ülkeye gelmek ister misiniz?