Batı dünyası…
Söz konusu 'seçim' ve 'sandık' olduğunda…
Bizim kadar heyecanlı mı; kuşkuluyum…
Meraklandıran ve tansiyonu yükselten en önemli ayrıntı ise…
Seçim zamanı gelsin, gelmesin…
Türk Milleti...
Sokakta uzatılan mikrofona…
Ya da…
Telefonla yapılan ankete…
Her defasında…
'İlginç cevaplar' vererek…
Önce araştırma şirketini…
Ardından da yakınlarını şaşırtır…
Sıcak örnek geliyor…
***
Son genel seçimden bu yana hayli zaman geçti…
Bir sonraki genel seçim…
Bir 'problem' çıkmazsa…
'7 Mayıs 2028' de…
Ya da daha erken bir tarihe çekilecek...
Bu ne demek?
Normal koşullarda…
Yeniden sandık başı yapmak için…
Dört yıla yakın bir zaman var, demek!
Her ne kadar...
Pazarlığa giren CHP Lideri Özgür Özel...
'Erdoğan'a meydan okuyorum; 2.5 yıl senden 2.5 yıl benden... Gel 2.5 yıl sonra sandığa gidelim...'
Diyerek...
Bu süreyi yakınlaştırmak istese de…
Beştepe'den yükselen o ses...
'Seçim tam zamanında…'
Cevabıyla duruşunu hiç bozmuyor…
***
Bu heyecanlı tartışmanın tam da ortasında…
Metropoll'ün 'Türkiye'nin Nabzı Ekim 2024 Araştırması'na göre…
Önceki Pazar(!) yapılacak seçimde…
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın…
Rakiplerinin karşısında...
Sıkıntı yaşama ihtimali büyük...
Çünkü…
O araştırmaya göre…
'Ankete katılanların yüzde 37,3'ü CHP'nin, yüzde 32,3'ü ise AK Parti'nin seçimi kazanacağına inanıyor…'
(Kararsızlar dağıtılınca CHP'nin oyu yüzde 32.1, AK Parti'nin yüzde 31)
Ne ilginçtir ki...
Aynı şirketin…
Bir ay önce (Eylül 2024) 'Bu Pazar bir milletvekili seçimi olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?' sorusunun yer aldığı ankette kararsız ve protesto oylar dağıtılınca 'AK Parti 31,9, CHP 31,4' oranlarıyla ölçümlenmişti…
***
Devlet Bahçeli'nin, Öcalan hamlesi...
Bugünden yarına hangi 'etkileri' peşinden getirecek?
Şaşırtan bir gelişme daha...
AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın...
MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin Öcalan çağrısından...
Önceden haberinin olmadığını söyledi...
Olabilir mi?
Mesela...
Önceki Diyarbakır Milletvekili Ahmet Tan'ın...
'Independent Türkçe' için yazdığı şu satırlar...
Müthiş dikkat çekici:
'Türkiye, bu yeni hamleyi sadece silahların susturulması yani PKK'nın Türkiye'ye karşı silahlarını bırakma operasyonu olarak mı görüp orada duracak, yoksa bu sağlandıktan sonra Özgür Özel'in de altını çizdiği gibi, Kürt sorununun çözümü noktasında ileriye dönük demokratik kanalları işletecek bir süreç Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında başlatılacak mı?'
An itibarıyla...
Bu sorunun cevabı 'şimdilik' karanlıkta gibi...
***
Nokta koymadan önce...
Önemli bir ayrıntı daha...
Dikkat ettiniz mi?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin şu final sözleri...
Dikkat çekicidir...
Ve...
Anlamlı tarafı...
MHP Lideri tarafından ilk kez seslendirilmiş olmasıdır:
'Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir... Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir...'
***

Bitiriyoruz...
Ömrünün yarım asrını politikayla iç içe yaşayan...
Değerli büyüğüm Bülent Baratalı'ya sordum:
'MHP Lideri Devlet Bahçeli, neden Abdullah Öcalan'a, örgütü lağvetmesi koşuluyla, 'Umut hakkı için başvurması ve TBMM'de DEM Parti Grup Toplantısı'nda konuşması' için onca yıldan sonra çağrı yaptı? Bu çağrının sonuçları neler olur?'
İşte, Bülent Baratalı'nın hassas yorumu:
'Sayın Bahçeli herkesi şaşırtan bir açılım ve davet yaptı... Öcalan'ı Meclis'e davet ve umut hakkı konusunda... Bahçeli bugüne kadar söylediklerinden sonuç alan bir lider... Bunun ilk emarelerini görmek için Ahlat'taki Malazgirt Zaferi kutlamalarında Cumhur İttifakı'nın bakanları ve komuta kademelerinin yer aldığı bir fotoğrafa dikkatle bakmak yeterli... Bahçeli orada Hüda-Par liderinin elini kaldırıyor... Şimdi Bahçeli'nin sıraladığı tecridin kaldırılması Meclis'teki ziyaret ve umut hakkını irdeleyelim... Hatırlayın; 2005'ten beri denenen 'çözüm' yolları sonuç vermedi... Habur'da kurulan çadır mahkemeleri(!) nevruzda Şivan Perver'in seslendirdiği şarkı da (megri megri / ağlama, ağlama) duygusal birliktelikler sonuç vermedi... Bahçeli, ikinci olarak Abdullah Öcalan'ın tecridinin kaldırılarak TBMM çatısı altında DEM grubunda konuşmasını ve silahların bırakılarak lav edilmesini önerdi... Bunu yaparken aktörlerden Selahattin Demirtaş'ın ve Kandil'in adını anmadı... Muhatap olarak sadece Abdullah Öcalan'ı aldı... Ancak, Kandil TUSAŞ saldırısı ile 'en önemli aktörü biziz' mesajını kanlı bir şekilde iletti... Şunu herkes bilmeli ki, teröristlerin en büyük dayanağı silahlarıdır... Defalarca yapılan (Silahları göm üstüne beton dök...) davetini dikkate bile almadılar... Gelelim 'Umut Hakkı' önerisine... Dikkat! Aylar önce konuşulmuş ki, DEM bu konuda kanun teklifi verdi... Tecridin kaldırılmasını istedi... O tecrit, adada mı kalkacak Çankaya'da mı kalkacak? Umut hakkı olacak mı hep beraber göreceğiz... Sayın Erdoğan'ın bu konudaki tutumu ise 'sessizlik' Yani, kırsaldaki ifade ile (du bakali n'olcak?) Sayın Erdoğan bir karar vermek için çok düşünüyor... Meşveret (danışma) yapıyor, kamuoyu yoklamaları yaptırıyor; çıkan sonuçlara göre de karar veriyor... Efendim, diyorlar ki, bu öneri Bahçeli'nin önerisiymiş, Erdoğan'ın haberi yokmuş... Mümkün değil... Proje Cumhur İttifakı ve DEM projesi... Sayın Erdoğan'ın istemediği hiçbir kuş havalanmaz Türkiye'de... Baştan beri, oyun kurucu o... Oynayan aktörler ise Cumhur İttifakı ve DEM'den... Devlet de bu işin arkasına takılmış bir vaziyette... Önemli ayrıntı şu: Sahneye konan bu oyun tecridin kaldırılması 'Umut Hakkı'nın gerçekleşmesi teröristleri tatmin eder mi? Asla... Peki, onlar ne istiyor? Bir; anayasanın ilk dört ve 66. Maddesi (Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür...) değişsin... Anayasa'ya, Kürtler'in de kurucu olduğu yazılsın... Devlet'in dili Türkçe ve Kürtçe olsun...HÜDA PAR da, eli yükseltiyor ve 'Laiklik de kaldırılsın' diyor... İki; Kürtçe eğitim dili olsun... Üç; Türkiye demokratik bölgelere bölünsün... Onun altında da iller olsun... Türk bayrağı yanında bölge bayrağı ve il bayrağı göndere çekilsin... Bu oluşumların özel güvenlik kuvveti olsun... Dört; bölgelerin zenginliği bölgede kalsın... Örneğin Batman'da çıkan petrol, Batman'ın içinde olduğu coğrafyada kalsın... Bu sayılan istekler ünitüer devleti parça - pinçik yapar... İkili dil milli birliği bozar... Belçika gibi milli geliri 56 bin doları aşmış bir ülkede valon ve filamanlar dil yüzünden bölünmek üzereler... Oysa Türkiye'de Kürt kimliği tanınıyor, Türkçe konuşuluyor, Kürt enstitüler ve özel kurslar açılıyor... Türkçe seçmeli ders var... Mahkemelerde Kürtçe savunma yapılıyor... (Tercüman aracılığı ile) Üniversitelerde Kürtçe eğitim var... Kürt kimliği, Devlet'te göreve gelmek için engel teşkil etmiyor... En küçük memuriyetten Cumhurbaşkanlığına kadar...
Bakınız, devlet ne yapmış 100 yıl önce? Köy enstitülerini, şeker fabrikalarını, et ve balık kurumlarını Türkiye coğrafyasına eşit dağıtmış... Sınavları kazanmamış bile olsalar eskiden harp okullarına Doğu bölgesinden mutlaka öğrenci alınırdı... Bahçeli'nin bu çıkışı ile terörün bitmesine mi yoksa Erdoğan'ın tekrar seçilmesine mi hizmet ettiğini yakın süreçte göreceğiz... Hedef, muhalefeti bölmek ve CHP'den uzaklaştırmaktır... Amaç, Meclis'te Anayasa değişikliği için 360 sayısını bulmak ve Erdoğan'ın tekrar seçilebilmesini sağlama almaktır... Bu cumhurbaşkanlığı seçilme şartını yüzde 40'a indirmek mi, yokta parlamenter sisteme dönmek mi göreceğiz...
Osmanlı İmparatorluğu çöktükten ve bu İmparatorluk coğrafyasından bütün etnisite Anadolu'ya dolduktan sonra Gazi bir tanım yapmıştır:
'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir... Türkiye Cumhuriyeti kan ve kafatası Cumhuriyeti değil bir Kültür Cumhuriyeti'dir...'
Bu kadar!