Şöyle yazmıştı Yekta Kopan onun için: Necati Tosuner’in dünyasında çoğu zaman “büyük olaylar” yoktur. Sigarayı bırakmak gibi sıradan bir karar, bir öğretmene duyulan hayranlık, ev içinde söylenmemiş bir cümle… Karakterlerinin arka planını sayfalarca anlatmaz; iki hareket, bir iç cümle, bir suskunlukla bir hayatı önümüze bırakıverir. Derken, insanın içini hafifçe titreten bir şey olur. Belki de Tosuner’in yıllardır peşine düştüğü o “iç çatlak” duygusudur bu. “İçimde bir çatlak var sanki. Sanki tam da yüreğimde. Bir şimşek resmi gibi.” O çatlak sadece öykü kişisinin değil, okurun kendi göğsünde de yankılanır.

“Bir damla su için yürümez karınca! Bazen öyle oluyor istese de ölemiyor insan.”

“Yalnızlığı damıtırsan özlem çıkar Alkol uçar, yine yalnızlık kalır…”

“Üzülmemek... Düşünmemek... Bilir misin kolay değildir... “

Bu sözler de ona ait…

Evet dün akşam saatlerinde geldi haber… Necati Tosuner’i kaybettik.

Türk öykücülüğünün en içten, en sarsıcı kalemlerinden biri daha aramızdan ayrıldı. Dün, 23 Şubat 2026’da, 82 yaşında, uzun süredir tedavi gördüğü hastanede hayata veda etti. Öyküye, romana ve insan ruhunun en kuytu köşelerine adanmış bir ömür sona erdi.

Edebiyatımızın bir çınarı daha devrildi; geride bıraktığı eserler ise suskunlukların içinden yükselen o derin sesiyle hâlâ yankılanmaya devam edecek.

Necati Tosuner, 18 Haziran 1944’te Ankara’da doğdu. Dört yaşında yaşadığı bir kaza, ömrü boyunca sırtında taşıdığı kamburu ve belki de yazdıklarının o kadar keskin, o kadar içten olmasını sağlayan yarayı bıraktı.

Çocukluğu sancılı geçti, ama kalemiyle hep “küçük insanların” hikâyelerini, yalnızlıkları, kırılganlıkları, bastırılmış tutkuları anlattı. Yalın ama derinden vuran bir üslupla, modern hayatın altında ezilen bireyin çırpınışlarını, susmanın ağırlığını, aşkın imkânsızlığını yazdı. Öyküleri çoğu zaman otobiyografik izler taşır; mizahla karışık hüznü, ironiyi ve acıyı ustalıkla harmanlardı.

Ödüllerle dolu bir edebiyat yolculuğu geride kaldı… “İki Gün” öyküsüyle 1970 TRT Sanat Ödülleri Başarı Ödülü, Sancı... Sancı... romanıyla 1978 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, “Armağan” öyküsüyle 1997 Haldun Taner Öykü Ödülü, Güneş Giderken kitabıyla 1999 Sait Faik Hikâye Armağanı, Kasırganın Gözü ile 2008 Attilâ İlhan Roman Ödülü, Susmak Nasıl da Yoruyor İnsanı! romanıyla 2014 Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü, Salgında Öyküler ile 2023 Yunus Nadi Öykü Ödülü

Ve daha niceleri… 2024’te Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü de alarak ödüllerin en prestijlilerinden birçoğunu toplamış bir yazar olarak, Türk edebiyatında adeta bir “ödül rekoru”ydu.

Onu en çok öyküleriyle hatırlayacağız: Özgürlük Masalı, Kambur, Sisli, Çılgınsı, Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi, Güneş Giderken, Yakamoz Avına Çıkmak, Salgında Öyküler…

Romanlarında da aynı derinlik: Yalnızlıktan Devren Kiralık, Bana Sen Söyle, Korkağın Türküsü, Sen ve Kendin… Hepsi, insanın iç dünyasına ayna tutan, suskunlukların bile konuştuğu metinler.

Necati Tosuner, edebiyatımıza derinlik, incelik ve sarsıcı bir iç dünya kazandırdı. Susmak nasıl da yoruyordu insanı, ama o suskunlukları kelimelere döktü, bizi o kelimelerle yüzleştirdi.Türk öykücülüğüne gönül vermiş herkes üzgün…

Edebiyat dünyasının, ailesinin, okurlarının başı sağ olsun. Ardında bıraktığı öyküler susmayacak.

Işığı bol olsun Necati Tosuner’in.