İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişi sonrasında yükselen siyasi tansiyona dikkat çeken Şükürer, önümüzdeki seçimsiz dönemin siyasi hesaplaşmalar yerine kente hizmet için değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Tunç Soyer’in tutukluluğunu İzmir’in toplumsal vicdanında derin bir yara olarak nitelendiren Şükürer, kentte gerçek bir siyasi yumuşamanın sağlanabilmesi için bu sürecin adil ve hızlı biçimde sonuçlandırılması gerektiğini belirtti.

Şükürer, AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan başta olmak üzere iktidar ve muhalefet temsilcilerine de gerilimi düşürme ve ortak hareket etme çağrısı yaptı.

Sitki Sukurer S 1024X792

Şükürer’in yazısını yazıyı güncel önemi nedeniyle okuyucularımıza sunuyoruz:

“İzmir İçin Yeni Bir Sayfa: Kutuplaşmayı Bitirmek ve Kentsel Uzlaşıyı Yakalamak

İzmir, tarih boyunca demokrasinin, hoşgörünün ve farklı fikirlerin bir arada barış içinde yaşayabildiği kültürün simgesi olmuştur. Ancak son dönemde kent siyasetinde yaşanan baş döndürücü gelişmeler, şehri alışık olmadığı sert bir kutuplaşma ikliminin ve yüksek bir siyasi tansiyonun içine çekmiş durumdadır. Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın parti değiştirerek AK Parti’ye geçişi, şüphesiz her seviyede yoğun şekilde eleştirilmiş ve kentte ciddi bir aksiseda bulmuştur. Demokratik bir toplumda bu tür siyasi tercihlerin eleştirilmesi ve tartışılması son derece doğaldır. Ancak bu eleştirileri birer siyasi hesaplaşmaya, adeta bir "kan davasına" dönüştürmek ne İzmir’e ne de bu kentte siyaset yapan aktörlere fayda sağlamaktadır.

Otomotivde taht el değiştiriyor: Çinli üreticiler ilk 10’u zorlayacak
Otomotivde taht el değiştiriyor: Çinli üreticiler ilk 10’u zorlayacak
İçeriği Görüntüle

Unutmamak gerekir ki, yaşanan bu durum bir dünyanın sonu değildir. Nihayetinde seçilmiş bir belediye başkanının iktidar partisine yönelik bir tercihi söz konusudur. Bu noktada, tercihin muhatabı olan AK Parti’nin de aşırı bir savunma psikolojisiyle gerilimi tırmandırıcı söylemlere girmekten kaçınması, kentin huzuru açısından büyük önem taşımaktadır. Önümüzde seçimsiz geçecek yaklaşık 2,5 yıllık altın bir hizmet dönemi vardır. İzmir’in bu süreyi siyasi kavgalarla heba etmeye lüksü yoktur. Birinci önceliğimiz, iktidarın imkânlarının bu süre zarfında kente ne ölçüde yansıyacağı olmalıdır. Eğer bu geçiş İzmir’e yatırım ve kazanç olarak dönerse, bundan tüm şehir karlı çıkacaktır.

İzmir’in acilen bir yumuşama havasına, ortak bir eylem ve söylem birliğine ihtiyacı vardır. Bu yumuşamanın ve toplumsal vicdanın en kritik mihenk taşı ise kuşkusuz, kamuoyunda "Kooperatif Davası" olarak bilinen süreç ve eski Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in durumudur.

İzmir halkının %58 gibi yüksek bir oy oranıyla teveccühünü kazanmış, kente beş yıl boyunca başkanlık yapmış bir siyasetçinin yaklaşık 16 aydır tutuklu yargılanıyor olması, kent vicdanında derin bir yara açmıştır. Kamuoyundaki genel algı ve hukuki değerlendirmeler, davanın geldiği aşama itibarıyla artık bu uzun tutukluluk halinin bir haksızlığa dönüştüğü yönündedir. Şu an itibarıyla İzmir’de geçmiş döneme ait olup da cezaevinde bulunan başka bir büyükşehir belediye başkanı bulunmamaktadır; Tunç Soyer bu anlamda neredeyse tek örnektir. Yargının bağımsızlığı ve nihai karar verici olduğu gerçeği saklı kalmak kaydıyla; bu davada süratle adil, şeffaf kararların üretilmesi ve en azından denetimli serbestlik gibi formüllerle bu uzun tutukluluğun sonlandırılması, İzmir’in üzerindeki kara bulutları dağıtacak en büyük yumuşatıcı işlev olacaktır.

Bu noktada görev, sadece muhalefetin kamuoyu oluşturucularına değil, iktidar partisinin İzmir temsilcilerine de düşmektedir. Özellikle AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan gibi Ankara’da güçlü ağırlığı olan, kent siyasetine yön veren dinamik figürlerin bu gerginliğin azaltılmasında öncü bir misyon edinmesi akut bir ihtiyaçtır. İktidar ve muhalefet milletvekillerinin bir ağızdan, adaletin tecellisini ve toplumsal barışı önceleyen yapıcı bir eylem ve söylem birliğine girmesi, İzmir’i bu girdaptan çıkaracaktır.

Sonuç olarak; siyasi saflaşmaların ve husumet ortamının ne iktidara ne de muhalefete getireceği bir kazanç vardır. Bugün yapılması gereken tek şey; geçmişin muhasebesini hukuka ve sandık gününe bırakıp, "Her şey İzmir için" diyerek önümüze bakmaktır. İzmir’in geleceği, siyasi intikam hikayelerinden çok daha değerlidir”