Ki çalalı çok oldu…
Ama muktedirler ve yandaşları kafasını uzatıp aralıktan boşluğa bakar gibi yaptı görmemek için.
Sonra dönüp birbirlerine, 'kimse yokmuş, bir tıkırtı duyduk sadece', dediler.
Kediydi belki de… Sokaklarda aylak aylak gezinip bir ekmek kırıntısı bulmak için apartman kapılarını tırmalayan…
Hatta ciğercinin miskin ve her musibetten sorumlu kedisi de olabilir diye düşünüp köşelerine gerisin geri çekildiler…
Oysa otuz küsur yıldır bu toprağın evlatları hala adı bile tam konmamış bir savaş içinde birbirlerini öldür müyor mu?!.
Sahi ne için başlamıştı bu savaş ve kim başlatmıştı?
Savaşın içinde doğup büyüyenler çoktan beridir yılmış iken…
Ötemizdeki berimizdeki savaşlar aman ha içimizdeki savaşa, içimizdeki savaş da yanımızdakine dokunmasın bari derken…
Anlaşılan bu coğrafyanın değişmeyecek kaderi bu!
Bugün yarın Suriye'nin de dağılmasıyla Türkiye'nin güneyinde ve güneydoğusunda Kuzey Irak'la birleşecek Büyük Kürdistan'ın eli kulağında…
Böyle bir durumda yıllardır Kürt terörü ile boğuşan Türkiye'yi rahat mı bırakacaklar! Ya da batısında yoğun Kürt nüfusu barındıran İran'ı!
Büyük Kürdistan projesi İran ve Türkiye'den toprak kopartılmadan tamamlanamayacağına göre…
Peki daha neyi bekliyoruz meydanlara çıkıp sesimizi yükseltmek, BOP projesinin parçası ve maşası olmak istemiyoruz diye haykırmak için?
Tatil yerlerindeki rehavetin ve romantizmin keyfini sürenlerle, kafalarını kuma gömmeyi tercih edenler hiçbir acının kendilerine değmeyeceğini sanıyor olmalılar!
Yazık!..
Burnumuzun dibinde bebeler ateşte yanarken, analar tecavüze uğrar, yetişkin erkekler lime lime doğranırken hala gülebiliyorsak…
Ve bütün bu yaşanılan dramlara tepkisiz kalmaktan dolayı en ufak bir hicap duymuyorsak…
Yeryüzünde insan olarak kalmamızın lüzum gelmediği bir vakittir!
İşte, savaş da çoktan beri hem içimizde, hem dışımızda… Yanımızda, kapıda bekliyor…
Ha çaldı, ha çalacak.
Bakalım kapıdan içeri tam yüklenince, aralıktan kafamızı çıkarıp görmek istemediğimiz, hep yokmuş gibi davrandığımız bu davetsiz misafirle yüzleşince ne yapacağız?
Ne halt edeceğiz?