"İzmirli olmak ayrıcalıkmış" savunmasını önceden yapanlara "söylenecek bir şey yok" denilebilir bence.’¶ Çünkü İzmir "özgürlüğün kalesi" diye bilinirmiş, uygulanırmış. Zaten ben de, üniversite yıllarımdan sonra Aydın lı olmama rağmen, burada yaşamaya karar verdim. Oysa, son zamanlarda gördüklerim, duyduklarım İzmir’’in " özgürlükçü, demokrat tanımını" rafa kaldırıyor gibi geldi bana...
"Biz insanlar, hiçbirimiz Allah’’ın yargıçları değiliz" bence... Yargılamamalıyız.
Ya da, "Biz insanlar, hiçbirimiz, diğerinin yaşamsal özgürlüğünü engellememeliyiz" bence.
Kemeraltı’’na gitmek için metroya bindiğim bir gün, İzmirliye dair içimden geçenleri
affınıza sığınarak anlatmak istiyorum. Benden sonra metroya binen, İzmirli olmadığını düşündüğüm, iki muhafazakar kadının ve yanlarındaki 7-8 yaşlarındaki bir kız çocuğunun
yaşadığı zor durum dikkatimi çekti.
Çok üzüldüm. O küçük çocuğun, içinde, bu olayı nasıl yaşadığını, ne anladığını, sosyal çevrenin ruhsal gelişimi üzerindeki etkisini düşündüm. Şöyle ki;
Özgürlüğün kalesi olan İzmirlinin gözü, metroya binen, orada bulunan kitleden daha farklı olan, iki kadının üzerindeydi. Herkes, sanki bir olay yaşanmış gibi onlara bakıyordu.
Küçücük kız çocuğu bile, bu kötü enerjiden etkilenmiş olacak ki, annesinin dizlerine doğru eğilerek, kafasını saklamaya çalıştı. Ve ısrarla, mızıldanarak, ancak kafasını saklayabildi.
Artık kimseyle "göz göze gelmediği" için kendince görünmüyordu.
Ama maalesef, kulağını tıkayamadığı için duyuyordu konuşulanları...
Metrodaki gençler, birbirlerini dürtüklüyor, gülüyor, sürekli siyasi konuşmalar yapıyor, yüksek sesle, Türkçe olmayan basit kelimeler seçerek, aşağılayıcı kelimeleri ardı ardına
kullanıyorlardı. Bu görsel görünümleri farklı olan kadınları sıkıştırmak için, kendilerine daha
fazla yer açmaya çalışıyorlardı.
"Siyaset ile yaşamsal özgürlüğü ayırt etmek" gibi bir durum akıllarında bile değildi. Bunların fazlası var, eksiği yok...
Amacım; muhafazakarlığı ve muhafazakarı korumak hiç değil. Sadece "herkes istediği gibi yaşar. Amaç rahatsız etmemek ve toplum kurallarından uzaklaşmamaktır" diye düşünürüm.
Ama, onların bir cumartesi evinden çıkıp, çocuğunun elinden tutup, toplu taşıma araçlarıyla
istediği yere "nasıl" gidebildiğine dair... Belki Anadolu nun çok muhafazakar illerinde de,
bu durumun tersi yaşanıyordur. Bunu da hiç doğru bulmuyorum tabiiki de...
Ama benim ana temam;
İzmir in ve İzmir linin her ilden farklı oluşu.
Yani "özgürlüğün kalesi" söylemine dair. İşte bu nokta da takıldım.
Bu durumdan son derece rahatsız oldum. Fakat, orada bunu ifade etmem imkansızdı.
Çok kalabalıktı ve herkes aynı şeyi düşünüyormuş gibiydi.
"YANILMIŞ OLABİLİRİM" demek istiyorum. Gören gözüme, duyan kulağıma rağmen,
buna inanmak istiyorum. İzmir deki "özgürlük tanımının" sadece "bu olayla sınırlı tutulmamalı" olduğunu da biliyorum.
Bir nebze de olsa, rahatlamak için soruyorum ???
Çünkü özgürlük; Saçı açık gezmek midir?
Çünkü özgürlük; Mini etek giymek midir?
Çünkü özgürlük; Eşarp takmak mıdır?
Çünkü özgürlük; Rakı içmek midir?
Çünkü özgürlük; İbadet etmek midir?
Çünkü özgürlük; Uygar olmak mıdır?Uygarlığı savunmak mıdır?
Çünkü özgürlük; Laik, demokratik olmak mıdır?
Çünkü özgürlük; 8 yaşındaki bir kız çocuğunu, "özgürlüğün kalesi" denilen bir il de,
"taciz etmek" midir?
Çünkü özgürlük; "Kişiye özgü" özgür olmak mıdır?
Çünkü özgürlük; İzmir’’de, sadece İzmirliye ait midir?
Çünkü özgürlük; Yaşadığın şehirdekilerle aynı tarzda olmak mıdır?
diye onlarca soru takıldı kafama !!! Sonrası...
Tesadüfen aynı durakta indik. Ve ben onlara, elimle işaret ederek öncelik tanıdım.
Sadece gülümsedim. Tamamı buydu. Bu davranış bile, onları öyle mutlu etmiş ki, memnuniyetlerini nasıl ifade edeceklerini şaşırdılar. Kıpkırmızı olan yanakları, gülümsemeyle
dolan gözleri, azıcıkta olsa rahatladı. (gibi geldi bana) Küçük kız bile bana, uzaklaşırken el salladı.
Gözümde 70’’li yıllarda, duyduğum, ama o günleri yaşamadığım, Türkiye ye örnek gösterilen İzmir, birden küçüldü sanki...
Çünkü; bu olayın kahramanı sadece metro içersindeki gençler değildi. Neredeyse herkes,
metrodan sonra da, onlara aynı tavırla bakıyordu. Bence İzmir, hızla bişeyler kaybetmekte diye düşündüm.
Düşünce özgürlüğü, yaşamsal özgürlük ve siyasi özgürlük arasında karışan bişeyler mi vardı İzmir’’de ???
Özgürlüğün kalesi, İzmir in ve İzmir linin, demokratik oluşunu nereden anlayabiliriz?diye soruyorum kendime.
Sadece özel günlerde şehri bayraklarla donatmasından mı?
Simite "gevrek" demesinden mi?
Cumhuriyet mitinglerinin çok kalabalık olmasından mı?
Çeşme’’nin bile İstanbullulara kaptırılmasından mı?
İzmir halkının rahat olmasından mı?
İzmir’’in fazla "Atatürkçü" olmasından mı?
İzmirlinin yaz tatillerini sonuna kadar kullanmasından mı?
İzmir’’in kalkınamamasından mı?
"İzmirli olmak ayrıcalıktır" denmesinden mi?
Karşıyaka’’ya 35,5 denmesinden mi?
İzmir halkının kendi yağıyla kavrulmaya çalışıp, bir adım bile öteye gitmekten korkmasından mı?
Kordon’’da her saat, her gün İzmirli kaynamasından mı?
Ben de (sonradan da olsa) bir İzmirli sayılarak, bunlara pek anlam veremedim.
Çünkü bunlarla övünmenin kime, ne faydası olabilir ki?
İzmir’’e ne faydası olabilir ki?Gençlere ne faydası olabilir ki?
İnsanlar yaptıkları işlerle övünür. Eğitimiyle, çalışkanlığıyla, dürüstlüğüyle, herkese "önce insan" olarak davranabilmesiyle, eleştirebilir- eleştirilebilir oluşuyla, yardımseverliğiyle, yargılamamasıyla, vb. arttırılabilir.
35,5 diye bilinen Karşıyaka’’nın sahilinde, camına deniz suyu vuran, dışardan gelen konuklarını ağırlayabilecek iyi bir restaurantı bile yok. İzmir’’in tamamında da var sayılmaz ama...
Son yıllarda İzmir, "laik, demokratik, Atatürkçü, özgürlükçü " gibi kelimelerin altına sığınıp,
hiçbir gelişme kaydedemiyor bence. Gerçek olan, bu kelimeleri sürekli tekrar etmek değil,
hayata geçirerek elini taşın altına koymaktır. Bunlar bizim vazgeçilmezlerimiz zaten. Biliyoruz bunu.
Sık sık tekrar etmek değil, "yol alma zamanı " diyorum ben.
Çünkü, bindiğimiz metrolarda, otobüslerde, her yerde, ama sadece İzmir’’de,
bütün DÜNYA İNSANLARI rahat etsin. Yaşasın... İstihdam artar, iş kolu artar, işsizlik azalır,
kazanç artar, vb.
Ümidim, el ele vererek, kelebek etkisi yaratarak, şehrimizi dünya şehri, İzmirliyi de dünya insanı yapmaktır.
Buna inancım sonsuz derken, sevgilerimle "hoşçakalın" diyorum.