En büyük arzum, özellikle yaşadığım, sevdalısı olduğum İzmir'in, dolayısıyla da ülkemin her köşesinin yaşanılır hale gelmesi.’¶
O günleri görme konusunda her ne kadar karamsar olsam da yine de zararın neresinden dönülürse kardır mantığıyla, bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyorum.
Mesela trafik, çeşitli yaptırımlarla, radar ve kamera gibi yatırımlara magadanlardan arındırılsın. Kurallara uymayanlar, caydırıcı önlemlerle her geçen gün azalsın. Gün gelir, kurallara uymayanlar azınlıkta kalır.
Vatandaş olarak, kentimizde gördüğümüz eksikleri, trafikteki kural tanımazları ilgili birimlere iletelim.
Türkiye'de kuralları çiğneyen birini şikayet etmenin adı ’“ispiyonculuk’”, Almanya'da ise vatandaşlık görevi. Bırakın ’“ispiyoncu’” desinler. Kentimize sahip çıkmak adına vatandaşlık görevimizi yerine getirelim lütfen.
Doğayı kirleten unsurlara karşı hepimiz duyarlı olalım mesela. Çocuklarımızı, torunlarımızı düşünelim, onların kirli bir dünyada yaşayacağını düşünerek hareket edelim.
İki damla yağmur yağdığında paçaları sıvamak zorunda kalmayalım. Bunun için de elimizdeki çöpleri yere değil, çöp sepetlerine atalım.
kentimizin yararına olacak fikirleri, yetkililerle paylaşalım, destek verelin.
Bu örnekleri artırmak mümkün elbette.
Acaba çok şey mi istiyorum?
Almanya seyahatimde beni en çok etkileyen konulardan biri, pet şişelerin dönüşümünü sağlayan sistemdi.
Nedir bu sistem, nasıl çalışıyor?
Tansaş, Migros, Kipa, Pehlivanoğlu ve benzeri market ağırlıklı alışveriş merkezlerinden birine gidiyorsunuz; kola, gazoz, limonata, su gibi ihtiyaçlarınızı karşılıyorsunuz.
Bunları tükettiğinizde pet şişeleri çöpe atmıyorsunuz, onları değerlendirip para kazanıyorsunuz. Nasıl mı?



Üzerinde geridönüşüm işareti taşıyan pet şişeleri, firmaların bir köşesine kurulmuş makineye atıyorsunuz. Makine, işareti okuduktan sonra şişeyi öğütüyor. Dilim dilim olmuş pet şişe hazneye düşüyor. makine de size her şişe için 25 cent ödüyor.
Sonra o fişi, alışveriş yaptığınız mağazanın kasasından nakite dönüştürebiliyorsunuz. 20 şişe, eşittir 5 euro...
Ne kadar güzel değil mi?
Bu sistem sayesinde Almanya'da sokaklarda, çöp konteynerlerini karıştırıp ortalığı kirleten şişe toplayıcılar yok.
Vatandaşa kazanç sağlatan, firmanın çevreci kimliğini güçlendiren bu sistem, Almanya'da tıkır tıkır işliyor. Pekala aynı sistem, İzmir'den başlayarak tüm Türkiye'ye yayılabilir.
Marketler zinciri oluşturan firmaların yetkililerine sesleniyorum. Çevrecilik hareketine belediyelere destek olmak, tüketicinin işini kolaylaştırmak ve kazanç sağlatmak adına bu sistemi marketlerinizde uygulayın.
Uygulayın
* * *
Bir de şu müsriflik konusuna değinmek istiyorum.
Kardeşim Mehmet, torunu Bilal için otomobil koltuğu almak zorundaydı. Sıfır bir koltuk almak istese pekala alırdı. Öyle ya Bilal, biricik torunu.
Fakat kardeşim, internet üzerinden satış yapan bir sistemden ikinci el, tertemiz bir bebek koltuğu buldu. Fiyatı 15 euro... Sıfırı 90-200 euro arasında.
İkinci el koltuğu satan şahsın evinin kapısını çaldık, paramızı verdik, koltuğu aldık.
Satıcı durumundaki aile, Essen'in dışında, zenginlerin oturduğu bir mahallede, lüks bir villada yaşıyor. 15 euroya ihtiyaçları olmadığı açık.
Buna rağmen, çocukları büyüdüğü için kullanmadıkları bebek koltuğunu satarak hem 15 euroluk gelir elde sağladılar hem de koltuğu çöpe atarak doğaya kötülük etmediler.
Şimdi soruyorum: Alıcı ve satıcıyı, Türkiye'deki Türklere uyarlayalım. Acaba parası pulu yeterince olduğu halde, tek torunu için ikinci el otomobil koltuğu almayı düşünen kaç dede çıkar?
Ya da zengin birinin, alt tarafı 30 liraya (!), bir köşeye attığı bebek koltuğunu satacağını hayal edebilir misiniz?
Durum böyle.
Hayal dünyasında her geçen yıl büyütülen, zenginleştirilen Türkiye'nin aslında fakirleştiğini görmemek için kör olmak lazım.
Siz de o körlerden olmayın, savurganlık, müsriflik yaparak aile bütçenizi sarsmayın.