Süveyş’ten Aliyah’a modern Siyonizm’in jeopolitik ve toplumsal temelleri

19.yüzyılın ikinci yarısı, modern Siyonizm’in yalnızca düşünsel bir akım olmaktan çıkıp somut bir coğrafi ve siyasal projeye dönüşmeye başladığı dönemlerden biri oldu. Bu dönüşümde yalnızca antisemitizm, milliyetçilik ya da Avrupa’daki Yahudi sorunu etkili değildi; aynı zamanda küresel ticaret yolları, emperyal rekabet, finans ağları ve modern ulaşım teknolojileri de belirleyici rol oynadı. Özellikle Filistin’in jeopolitik öneminin artması, Yahudi göçlerinin başlaması ve bu göçlerin mali olarak desteklenmesi, daha sonra İsrail devletine dönüşecek olan sürecin altyapısını oluşturan tarihsel kırılmalar arasında yer aldı.

1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması, yalnızca dünya ticaret tarihinin değil, Orta Doğu jeopolitiğinin de dönüm noktalarından biri oldu. Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan bu kanal sayesinde Avrupa ile Hindistan ve Uzak Doğu arasındaki deniz yolu dramatik biçimde kısaldı. Özellikle Britanya İmparatorluğu açısından Süveyş, Hindistan’a giden “imparatorluk yolunun” kalbi haline geldi. Bu durum, Osmanlı egemenliği altındaki Filistin’in stratejik önemini aniden artırdı. Çünkü Filistin, Süveyş Kanalı’nın kuzeyinde yer alan tampon bölge konumundaydı ve Doğu Akdeniz’in güvenliği açısından kritik hale gelmeye başladı.

19. yüzyılın sonlarından itibaren Britanya’nın Filistin’e ilgisinin artmasının temel nedenlerinden biri buydu. Filistin artık yalnızca dini ya da kutsal bir coğrafya değil, aynı zamanda Akdeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan ticaret ve askeri yolların güvenliği açısından önemli bir bölge olarak görülüyordu. Bu nedenle daha sonraki yıllarda Britanya’nın Siyonist hareketle kurduğu ilişkiler yalnızca ideolojik veya insani nedenlerle açıklanamaz; bunların arkasında ciddi stratejik hesaplar da bulunuyordu. Özellikle Doğu Akdeniz’de Fransız nüfuzunun artması, Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası ve Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflaması, Filistin’i büyük güçler arasında jeopolitik bir rekabet alanına dönüştürdü.

Tam da bu dönemde Doğu Avrupa ve Rusya’daki Yahudiler arasında farklı bir düşünsel dönüşüm yaşanıyordu. 1881’de Rus Çarı II. Aleksandr’ın öldürülmesinin ardından Yahudilere yönelik pogromların artması, birçok Yahudi aydınının Avrupa’daki asimilasyon umutlarını sorgulamasına neden oldu. Bu isimlerden biri olan Leon Pinsker, 1882 yılında yayımladığı “Auto-Emancipation” adlı broşürde, Yahudilerin Avrupa toplumlarında hiçbir zaman tam anlamıyla kabul edilmeyeceğini savundu. Pinsker’e göre antisemitizm geçici bir toplumsal sorun değil, Avrupa toplumlarının derin psikolojik ve tarihsel yapısına işlemiş sürekli bir olguydu.

Pinsker’in yaklaşımı, modern Siyonist düşüncenin önemli kırılma noktalarından biri sayılır. Çünkü o, Yahudi sorununu yalnızca dini özgürlükler ya da bireysel haklar çerçevesinde ele almıyordu. Ona göre Yahudiler “hayalet bir halk” gibi görülüyor, devletsiz oldukları için normal bir ulus olarak kabul edilmiyorlardı. Bu nedenle çözüm, Yahudilerin kendi siyasal merkezlerini oluşturmalarıydı. Her ne kadar Pinsker başlangıçta Filistin’i tek seçenek olarak görmese de onun düşünceleri daha sonra Filistin merkezli modern Siyonist hareketin ideolojik zeminlerinden birine dönüştü. Özellikle Doğu Avrupa’daki genç Yahudi kuşakları üzerinde büyük etki bıraktı.

1880’lerden sonra başlayan ilk modern Yahudi göç dalgaları yani Aliyah hareketleri, bu düşünsel dönüşümün pratik sonucuydu. “Aliyah” İbranice’de “yükseliş” anlamına gelir ve Yahudilerin Filistin’e göçünü ifade eder. Birinci Aliyah olarak bilinen ilk büyük göç dalgası, özellikle Rusya İmparatorluğu ve Doğu Avrupa’daki pogromlardan kaçan Yahudilerden oluşuyordu. Bu göçmenlerin önemli kısmı dindar köylüler ya da küçük kasaba Yahudileriydi. Ancak aralarında sosyalist fikirlerden etkilenen gençler, milliyetçi aydınlar ve yeni bir Yahudi toplumu kurmayı hedefleyen idealistler de vardı.

Bu ilk göçler başlangıçta oldukça zor koşullar altında gerçekleşti. Filistin o dönemde Osmanlı toprağıydı ve ekonomik açıdan geri kalmış bir tarım bölgesi görünümündeydi. Bataklıklar, sıtma hastalığı, yetersiz altyapı ve tarımsal deneyim eksikliği nedeniyle birçok yerleşim başarısız oldu. Ancak buna rağmen bu göç hareketi sembolik açıdan son derece önemliydi. Çünkü yüzyıllar boyunca diaspora halinde yaşayan Yahudiler arasında ilk kez organize biçimde “toprağa dönüş” fikri uygulanmaya başlanıyordu. Bu süreç, modern Yahudi ulusal kimliğinin yeniden şekillenmesinde büyük rol oynadı.

Bu yerleşimlerin ayakta kalabilmesinde Avrupa’daki Yahudi finans çevrelerinin desteği belirleyici oldu. Özellikle Edmond James de Rothschild öncülüğündeki Rothschild ailesi, 1880’lerden itibaren Filistin’deki Yahudi kolonilerine büyük mali destek sağlamaya başladı. Tarım kolonileri kuruldu, üzüm bağları ve şarap üretim tesisleri oluşturuldu, sulama sistemleri geliştirildi ve modern tarım teknikleri uygulanmaya çalışıldı. Rothschild desteği olmasaydı ilk Yahudi yerleşimlerinin önemli bir kısmının ekonomik olarak ayakta kalamayacağı düşünülmektedir.

Rothschild ailesinin desteği yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve sembolik bir anlam da taşıyordu. Çünkü bu finansal ağlar sayesinde Avrupa’daki diaspora Yahudileri ile Filistin’deki yerleşimler arasında organik bir bağ kurulmaya başladı. Böylece modern Siyonizm yalnızca bir fikir hareketi olmaktan çıkarak mali kurumları, göç organizasyonları, tarımsal kolonileri ve uluslararası destek ağları bulunan kurumsal bir yapıya dönüşmeye başladı. Bu durum ilerleyen yıllarda Yahudi Ajansı, Dünya Siyonist Örgütü ve daha sonra İsrail devletinin temel altyapısını oluşturacak olan örgütsel mekanizmaların da önünü açtı.

19. yüzyılın sonundaki bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, modern Siyonizm’in yalnızca ideolojik bir milliyetçilik hareketi olmadığı görülür. Süveyş Kanalı ile şekillenen jeopolitik dönüşüm, Avrupa’daki antisemitizmin sertleşmesi, Yahudi göçlerinin başlaması ve uluslararası finans ağlarının devreye girmesi, Filistin merkezli Yahudi ulusal projesini giderek somutlaştırdı. Böylece Filistin hem büyük güçlerin stratejik hesaplarının hem de Yahudi ulusal hareketinin kesiştiği merkezi bir coğrafya haline gelmeye başladı.

…devam edecek

Okuma listesi:

  • TheJewishState — Theodor Herzl
  • Auto-Emancipation — Leon Pinsker
  • A History of Zionism
  • Israel: A History