Şimdi sizlere kısa kısa cümlelerle bazı gerçekleri anlatmak istiyorum. Birbiriyle ilgisiz gibi görünse de, dikkatle baktığımız zaman, yaşadığımız bazı olayları daha iyi anlama olanağı bulabileceğiz. Yazının sonunda görüşmek üzere.’¶
ENERJİ;
2025 yılında küresel enerji talebi %54 artacak. Bunun % 66’’sını petrol ve doğal gaz karşılayacak. Dünya petrol rezervinin % 65.4’’ü, dünya doğal gaz rezervinin % 36’’sı tam da orta yerinde bulunduğumuz, bizim coğrafyamızdadır. Ekonomik ve askeri açıdan güçlü ülkelerin bu zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacakları, bu gezegende, böylesine yeraltı zenginliğine sahip başka bir yer yoktur.
SU:
Birleşmiş Milletlerin tahminine göre 21. Yüzyıl’’ın ortalarında, yani 2025- 2050 yıllarında 2-7 milyar insan, su sıkıntısı içinde olacaktır. Sn. Demirel’’in eseri olan Atatürk Barajı ve 7 Küpeli Gelin denilen barajlar dizisi sayesinde bizden sonraki nesillerimiz, çocuklarımız bu sıkıntıyı çekmeyecekler. Elimizde tutmayı becerebilirsek.
KÜRESEL ISINMA:
Dünyada salgılanan sera gazlarının ’¼’’ü ABD tarafından, 1/10’’u ise Avrupa Birliği tarafından dünyamıza salgılanmaktadır. Küresel ısınmayı tetikleyen en büyük etkenlerden olan sera gazı emisyonunu engelleyecek Kyoto protokolü ABD’’de, ’“sanayinin gelişimini engelleyeceği’” gerekçesiyle uygulanmamaktadır.
NÜFUS ARTIŞI:
6,5 milyar olan dünya nüfusu, 2025 yılına kadar 2 milyar daha artacak.
KÜRESEL YOKSULLUK:
Günümüzde 1 milyar 200 milyon insan günde 1 dolarla yaşam mücadelesi veriyor. 3 milyar insan kötü beslenerek yaşıyor. 2002’’de dünyanın en zengin 225 kişinin varlığı, 2 milyar 700 milyon yoksul insanın 1 yıllık gelirine eşittir. Dünyanın en büyük 100 ekonomisinin 24’’ü uluslararası şirketlerindir. Afrika’’da her saatte 360 kişi AİDS’’ ten ölmektedir.
Masanıza, Osmanlı İmparatorluğu’’nun en güçlü zamanındaki haritasını serin; yukarıdaki paragrafları lütfen bir daha okuyun. Osmanlı’’nın neden parçalandığını daha iyi görebilirsiniz. Osmanlı’’yı parçalayan emperyalist devletlerin bölgemizdeki kaynaklardan (enerji-su-yeraltı kaynakları) artan dünya nüfusu karşısında vazgeçeceklerini düşünmek; ancak akılsız ve dünyadan haberi olmayan zeka özürlü insanların işidir.
Peki, bugün yaşadığımız sıkıntıların, yukarıdaki yazılanlarla bir ilişkisi olmadığını düşünmek mümkün müdür?Elbette ki değildir. Yabancıların bu coğrafyaya olan ilgilerinin geçmişini hatırlatmak için bazı köşe noktalarını bildirmek istiyorum.
SAİNT BENOİT FRANSIZ LİSESİ, Türkiye’’de ilk kez 1583 yılında Cizvit Misyonerleri tarafından kuruldu.
HARPUT AMERİKAN KOLEJİ, Türkiye’’de ilk kez 1878 yılında açıldı. ERMENİ HINÇAK CEMİYETİ 1886 yılında kuruldu.
PKK 1982 yılında Suriye’’de BEKAA Vadisi’’ne ilk kampını açarken (AKP’’nin sözcüsü Cengiz Çandar’’ın eğitildiği kamp) 3 KGB Lideri destek vermek için Suriye’’ye gitti. Bunlar YUGENİ PRİMAKOV, KAREN DEMİRCİYAN, HAYDAR ALİYEV.
1982 de İsrail’’de ODED YİNON Raporu yayınlandı. Bu rapora göre İsrail Kuzey Irak’’ta bir KÜRT DEVLETİ istiyor ve kurulması için her türlü katkıyı (Aşiret Reisleri ile Kız alıp-vermek dahil) vereceğini dünyaya ilan ediyordu.
Molla Mustafa Barzani 1976 yılında iki oğlu ile (Biri şimdiki Mesud Barzani) ABD’’ye sığındı. 1979 yılında ABD’’de akciğer kanserinden vefat etti.
Tüm bu noktalar elbette ki çoğaltılabilir. Ama bilmemiz gereken gerçek şudur: Emperyalist devletlerin bizim bulunduğumuz coğrafyaya ilgileri artarak devam etmektedir. ATATÜRK, tarihini, kendi çağını ve 100 sene sonrasını çok iyi bilebilen dünya çapında bir liderdi. Tüm bu olayları bilimin ve tarihin süzgecinden geçirerek, Milli Dış Politikamızı ’“yurtta barış, dünyada barış’” anlayışına oturttu. Bunun çerçevesini de Laik Cumhuriyetle çizdi. Yurtta barış-dünyada barışın bu coğrafyadaki olmazsa olmaz şartı ise çok güçlü, morali yüksek bir ORDU idi. Bu çerçevenin içini de en gelişmiş demokrasi ile doldurmayı bizlere bıraktı. Biz bunu gerçekleştirebildik mi?Maalesef hayır. Üstüne üstlük, kendi tarihini bilmeyen, ümmet fikrine inanan, Türklükten ve Türk milletinden, çağdaşlıktan hoşlanmayan, kafalarının arkasında ’“İslam Cumhuriyeti’” özlemi olan, ilimsiz ve bilgisiz kişileri işbaşına getirdik veya üç kuruşluk menfaat uğruna sessiz kalıp, oy kullanmayarak dolaylı olarak seçilmelerine katkıda bulunduk. PROJE deyince sadece ’“köprülü yol kavşağı’” veya ’“bölünmüş yol’” anlayan, insanlara TV ekranlarından ’‘TUUU!’’ o da yetmezse ’‘YUUU!’’ diye bağıran, ’‘40 sene bizi fişlediler, şimdi biz fişliyoruz’’ diyen, kendisini tenkit edenleri ’“kanı bozuklar’” diye nitelendiren bir anlayış; ülkemizin ve dünyanın önündeki problemleri anlayıp çözüm üretebilir mi?Böyle aciz insanlar, dış istihbarat örgütlerinin ve tarikatların organizasyonunda sözüm ona ’“demokrasi’” adına kendi ordularını düşman görürler ve her türlü kötülüğü yaparlar. Bugün olanlar, kaba hatlarıyla böyledir.
Dünyanın en güçlü devletlerine karşı, yokluk sefalet içinde Kurtuluş Mücadelesi’’ni veren ve başaran Türk Milleti, üç buçuk tarikat artığına mı yenilecek?Dış istihbarat örgütlerinin, tarikatların, İslam Cumhuriyeti özlemi içinde olanların, cemaatlerin ve yardakçılarının bu karanlık oyunlarını bozamayacak mıyız?Elbette bozacağız, oyunlarını DEMOKRATİK REJİM içinde SANDIK’’TA kafalarına geçireceğiz. Bunun yolları vardır ve inandıktan sonra çok kolaydır. Önümüzdeki günlerde bunları birbirimizle elbette ki paylaşacağız. Şimdi hepimize düşen görev; Atatürkçüler, Laik Cumhuriyete, çağdaşlığa, ilericiliğe, vatanseverliğe, din ve vicdan özgürlüğüne inanan herkesi bir arada tutmak, uyuyan varsa uyandırmak, her konuda DEMOKRATİK TEPKİMİZİ (e-posta, e-mail, mesaj, mektup) çekinmeden ortaya koymaktır. Gerisi kolay’…