İnsan bazı durumlarda ister istemez düşünüyor; Ciddi kurumlar kendileri ile ilgili ortaya çıkan gerçekler ya da iddialar karşısında ne tür tavırlar alıyorlar?’¶
İzmir'in en köklü takımlarından biri ile ilgili tarihin en önemli olaylarından biri gerçekleşmiş; Olay internek sitemizin dışında üç gün önce yerel gazetelerde yer almış; Kalkmış o dönemin başkanı "evet biz bir yanlış yaptık ben o sözü geçen 350 bin TL'yi kendi alacağımdan siliyorum" demiş ve biz, bırakın bizi koca Altay camiası hala bir savunma içerisine girip bu olayı tartışıyor...
Üstelik neye dayanarak?
Herkes birbirini suçlayarak; Tüm birimleriyle birbirlerini yıpratarak...
Altay'ın dönem başkanı Melih Tunç Tandoğan döneminde Sarnıç'ta bir arazi alımı sözkonusu olmuştur. Bu arsanın kiralanması aşamasında önce farklı, sonrasında daha farklı sözleşmelerle değişik kiralama bedelleri ödenmiş ve bunu Sayın Tandoğan'da kabul ederek, 350 bin TL'yi alacağından düşeceğini açıklamışken, Altay'ın bugün Niyazi Konuşmaz başkanlığındaki yönetimi farklı bir savunmaya geçerek, yanlış anlamadıysam hem bu gelişmelerin tümünü kabul etmiş, hem de Tandoğan'ın kendilerine gönderdiği önce 23, sonrasında da 28 soruluk noter kaynaklı başvurunun ön savunmasını hazırlamıştır. Burada önemli bir nokta, iki başvurunun da Altay Denetleme Kurulu'na sevkedildiğidir.
Açıklamada ilk kez yönetim kurulu adına Tandoğan dönemindeki 350 bin TL'nin ödendiğine ilişkin vurgulama, bir kez daha söylüyorum, dikkat çekicidir. Yani Altay adına bir yanlış yapılmış ve bunun tahsil edildiği vurgulanmıştır.
İkinci önemli açıklama ise, Altay'ın tüzüğünden hareketle, dernekler yasası öne çıkarılarak yetkili organların öne çıkarılmasıdır. Bu noktada bir soru sormamız gerekiyor, o tüzükte Altay Yüksek Divan Kurulu'nun varlığıdır...
Şimdi, geçtiğimiz günlerde Altay Başkanı Niyazi Konuşmaz'ın "Ben Divan Kurulu'nu tanımıyorum. Sadece Erdoğan Amcamı severim, sayarım" açıklamasını göz önüne aldığımızda, aslında bu açıklamaların salt Sarnıç olayı ile ilgili değil, divan kuruluna karşı olduğunu da anlamış bulunuyoruz. Divanda yer alan Avukat Namık Kemal Marmara'nın, Sarnıç olayı sürecinde ısrarla gelişmelerin içinde vurgulanırken, hukuki sorumluluğundan, kendilerine yapılmış bulunulan uyarılarından söz edilmemektedir. Neden?
Bu soruyu sormak her Altay üyesinin hakkıdır...
Yetmedi...
Altay Yüksek Divan Kurulu'nun yasadışı bir denetim yetkisi kullandığından sözedilmektedir...
Anılan süreçte bu incelemeden haberiniz olmasına karşın, neden o günlerde konuşmadınız da, şimdi ortaya çıkıp, divanı tanımadığınızı ortaya koyuyor ve yanlışlıklardan söz ediyorsunuz?Siz bu divanın onayından geçerek, hesapları onlardan teslim alarak seçilmediniz mi?
Açıklamanızda rahmetli Esin Özgener'den, kulübe olan katkılarından, saygın davranışlarından söz ediyorsunuz; Evet Sayın Özgener ile birlikte bu kulübün Divan Kurulu'nda görev yapmış çok saygın diğer başkanlar rahmetli Mazhar Zorlu ve Rıdvan Burteçin de var...
Yoksa tanımadığınız Altay Divan Kurulu o kişileri de kapsıyor mu?
Hiç bir yetkisi olmayan Altay Yüksek Divan Kurulu'nu feshedin gitsin o halde!
Bırakın insanları suçlamayı da, kendi içinizdeki sorunları çözmeye bakın; Varsa ayrık otlarını temizleyin beyler...
Hiç beklemediğiniz an şimdiki zamandır belki de...
Haydi bir cesaretle yürüyün ve kulübü aydınlık yarınlara kavuşturacak hareketin başı siz olun...
Bir adım lütfen...