Yeni Parti, “çerçeve yasa” oylamasında kararını son ana bıraktı; Özgür Özel grubunda azınlıkta kalırken seçmenin de güveni sarsıldı.

Çerçeve yasanın gelişi aylardır bekleniyordu. Yeni Parti ise kararını oylamadan bir saat önce verdi. Genel Kurul saat on birde toplanacaktı; milletvekilleri saat onda kapalı grup toplantısına girdi. Özgür Özel daha önce “İmzamızın arkasında duracağız” diyerek “evet” yönündeki eğilimini belli etmişti. Teklif ortaya çıkıp tabandan “hayır” yönünde güçlü bir itiraz yükselince parti üç gün sustu. Oylama günü parti yönetiminin “evet” diyeceği, milletvekillerinin ise kendi seçmenlerine ve vicdanlarına göre oy kullanacağı açıklandı. Oylama bittiğinde Özel’in tercihi kendi grubunda azınlıkta kalmıştı.

Ortaya çıkan görüntü, sıradan bir parti içi görüş ayrılığından daha ağırdı. Yeni Parti, geleceği uzun zamandır bilinen bir konuda tutumunu zamanında oluşturamayınca hem genel başkanını hem seçmenini zor durumda bıraktı. Özel kararın siyasi yükünü büyük ölçüde tek başına taşıdı. Seçmen ise güvenmek istediği partinin kritik bir anda ne yapacağını son saate kadar öğrenemedi.

Yeni Parti’yi tartışmanın ortasına yerleştiren de verdiği oyun yönünden çok o karara nasıl ulaştığıydı. Diğer partilerin tutumları büyük ölçüde belliydi. Buna karşılık kamuoyu, iktidarın hazırladığı yasanın içeriğini ve doğuracağı hukuki sorunları tartışmak yerine Yeni Parti’nin son anda ne yapacağına kilitlendi. İktidar kendi teklifinin hesabını vermekten kurtuldu; gözler, kararını oylama sabahına bırakan muhalefet partisine çevrildi.

Son saate kalan karar

TBMM Adalet Komisyonu’na sunulan, dört milletvekilinin imzasını taşıyan yedi sayfalık ek görüş, partide teknik ve hukuki bir hazırlık bulunduğunu gösteriyor. Fakat yapılan çalışma, milletvekillerini ve parti örgütünü bir araya getiren açık bir siyasi tutuma dönüşmedi. Seçmen de Yeni Parti’nin hangi koşullarda yasaya destek vereceğini, hangi noktada itiraz edeceğini öğrenemedi.

Özel’in önceki açıklamaları yönetimin “evet”e hazırlandığını düşündürüyordu. Komisyon raporuna atılan imzanın arkasında durma isteği, silah bırakma sürecini destekleme düşüncesi ve Kürt seçmenle ilişkiyi koruma kaygısı bu tercihte rol oynamış olabilir. Bunların hangisinin belirleyici olduğu açıklanmadı. Parti neden “evet”e yaklaştığını kendi seçmenine anlatmayınca tercih, uzun süredir işlenmiş bir politikanın sonucu olarak görülmedi; tabanın itirazı hesaba katılmadan alınmış pragmatik bir karar izlenimi yarattı.

Tabandan gelen tepki büyüdüğünde yönetim bu çizgiyi sürdüremedi. Yeni bir tutum geliştirmek için de vakit kalmamıştı. Oylama sabahı bulunan serbest oy formülü, Özel’in komisyon imzasının arkasında durmasını sağlıyor, farklı düşünen milletvekillerini grup kararına uymaya zorlamıyordu. Buna karşılık partinin ortak tutumunu daha da belirsizleştirdi.

Milletvekillerinin yarıdan fazlası “hayır” deyince, Özel’in “ilkesel” diye savunduğu tercih kendi grubunda azınlıkta kaldı. Ardından milletvekillerinin genel başkana desteklerini açıklayan ortak bir metin yayımlama ihtiyacı duymaları, sonucun parti yönetiminde yarattığı rahatsızlığı gösteriyordu.

Serbest oy, uzun ve açık bir tartışmanın sonunda alınsaydı parti içi çoğulculuğun işareti sayılabilirdi. Burada ise işleyen bir karar sürecinin sonucu olmaktan çok, gecikmiş tartışmadan çıkış yolu olarak kullanıldı.

Yeni Parti’nin içinde bulunduğu şartları da kuşkusuz hesaba katmak gerekiyor. Ekrem İmamoğlu ve birçok belediye başkanı cezaevinde; belediyelere ve parti çevresine yönelik operasyonlar sürüyor. Eski partinin tüzel kişiliği kaybedilmiş, yeni örgütün kısa sürede kurulması gerekmişti. Özel bir yandan tutuklular ve belediyelerle ilgileniyor, bir yandan örgütü ayakta tutmaya ve dağınık muhalefet çevrelerini bir arada tutmaya çalışıyordu. Bu baskı, partinin zamanını ve dikkatini daraltmış olabilir. Yine de uzun zamandır beklenen bir yasa için ortak siyasi tutum oluşturulamamasını bütünüyle açıklamıyor. Sürekli kriz altında çalışan bir muhalefetin, iktidarın bilinen hamlelerine karşı daha erken davranması gerekir. Aksi hâlde her dosya, son gün genel başkanın önüne bırakılan yeni bir acil duruma dönüşür.

Kurulamayan üçüncü yol

Çerçeve yasa, PKK’nın silah bırakması ve tasfiyesinden sonra ortaya çıkacak hukuki meseleleri düzenleyen sınırlı bir geçiş yasası olarak gündeme geldi. Silah bırakan örgüt mensuplarının durumu, geri dönüşler, süren yargılamalar ve topluma yeniden katılım gibi konuların bir yasal çerçeveye bağlanması gerekiyordu. Metin Kürt meselesinin demokratik çözümüne ilişkin bir yol göstermediği gibi, sürece ilişkin önemli yetkileri de yürütmeye bırakıyor, Meclis denetimini ve hukuki güvenceleri zayıf tutuyordu. İki yıldır devam eden süreçte demokratikleşme yönünde kayda değer bir adım atılmamış olması da yasaya duyulan kuşkuyu artırıyordu.

Parti yönetimi aylar önce açık bir tutum ilan edebilirdi: Silah bırakma sonrasında hukuki düzenleme yapılmasını destekliyoruz; desteğimiz Meclis denetimine, açık hukuki güvencelere ve temel haklar konusunda somut adımlara bağlıdır. Yeni Parti barışçı çözümü savunurken iktidarın hazırladığı her metne onay vermek zorunda değildi. Yasaya itiraz ederken eski güvenlikçi dile dönmesi de gerekmiyordu.

Parti, komisyon raporunun silahsızlanma sonrasındaki düzenlemeleri ele alan altıncı bölümü ile demokratikleşme başlıklarını içeren yedinci bölümünü birlikte savunabilirdi. Hangi adımlar atılmadan yasaya destek vermeyeceğini açıklar, kendi çözüm önerisini de toplumla paylaşırdı. Teklif geldiğinde metni bu ölçülere göre değerlendirir; “İmzamızın arkasında duracağız” sözü de iktidarın getireceği her düzenlemeye verilmiş peşin bir destek gibi anlaşılmazdı.

Kürt seçmen, Yeni Parti’nin barışçı çözüm iradesinden vazgeçmediğini görürdü. İktidarın geniş yetkilerinden ve belirsiz hesaplarından kaygı duyan muhalif seçmen ise barış sürecine verilen desteğin mevcut yönetime güven anlamına gelmediğini bilirdi. Saraçhane’de bir araya gelen farklı muhalif kesimler arasındaki bağ da bu dille korunabilirdi. O meydanda barışı ve eşit yurttaşlığı savunanlarla otoriter yönetim altında geleceğinin elinden alındığını düşünenler yan yana gelmişti. Yeni Parti’nin yapması gereken, barış isteğiyle demokrasi talebini birbirinden ayırmamaktı.

Parti kendi koşullarını ortaya koymayınca tartışma, iktidarın çizdiği “evet” ve “hayır” sınırları içinde kaldı. Yeni Parti’yi İYİ Parti ile Zafer Partisi bir taraftan, DEM Parti başka bir taraftan eleştirdi. İktidar medyası yaşanan karışıklığı kullandı; Yeni Parti seçmeni de yönetimin ne yaptığını anlamaya çalıştı. Birbirinden çok farklı çevrelerin aynı anda partiye yüklenebilmesi yalnızca bir iletişim sorunuyla açıklanamazdı. Yeni Parti’nin elinde, bu eleştirilerin karşısına çıkarabileceği açık ve önceden hazırlanmış bir siyasi tutum yoktu.

İktidarın avantajı yasayı hazırlamakla sınırlı kalmadı; muhalefetin tartışacağı seçenekleri de belirledi. Yeni Parti kendi ölçülerini önceden ilan etmeyince kendisine ayrılan dar alanda karar vermeye çalıştı. Sonuçta yasanın içeriği kadar partinin hazırlıksızlığı ve kendi içindeki ayrılık görüntüsü de konuşuldu.

İki yalnızlık

Oylama sonucu Özel’i siyaseten yalnız bıraktı. Bu yalnızlık, kişisel duygularından çok karar yükünün parti içindeki dağılımıyla ilgili. Kamuoyu Yeni Parti’yi büyük ölçüde Özel’in kişiliği üzerinden görüyor. Meydanlarda konuşması, tutuklu siyasetçileri ve belediyeleri savunması, yeni örgütü kurması, farklı muhalif çevreleri bir arada tutması ve her krizde bir çıkış bulması bekleniyor. Buna karşılık kararları hazırlamakla yükümlü olan ve sorumluluğu genel başkanla paylaşması gereken parti yapısı aynı ölçüde görünür değil.

Çerçeve yasa oylamasında Özel’in aynı anda birbiriyle kolayca bağdaşmayan talepleri karşılaması istendi. Kendi tercihinin arkasında duracak, milletvekillerini zorlamayacak, tabandaki tepkiyi yatıştıracak, Kürt seçmenle ilişkiyi koruyacak ve dışarıya parti bütünlüğü görüntüsü verecekti. Bu sorunların tamamı son gün önüne geldi. O saatten sonra bulunacak her çözümün bir yerde yeni bir rahatsızlık yaratması kaçınılmazdı. Özel’in hareket alanını daraltan da partinin karar yükünü zamanında paylaşmamasıydı.

Oylamanın öteki tarafında Yeni Parti’ye umut bağlayan seçmen vardı. Tepkinin sertliği yalnızca yasaya ilişkin görüş ayrılığından doğmadı. İnsanlar, yeni bir başlangıç umuduyla destekledikleri partinin önemli bir konuda ne yapacağını son güne kadar öğrenemedi. Mansur Yavaş’ın “hayır” yönünde yorumlanan açıklamasının ardından, grup toplantısı sürerken Dilek İmamoğlu’nun paylaşımı da aynı yönde okundu. Yasaya karşı çıkan seçmenin beklentisi böylece daha da yükseldi. Özel’in Genel Kurul konuşması bu beklentiyi karşılamadı; yasaya destek veren kesimi de partinin ortak bir tutuma sahip olduğuna ikna edemedi. Geriye, Yeni Parti’nin zor kararları hangi ölçülere göre aldığına ilişkin ciddi bir kuşku ve iktidarın bu karışıklıktan yine kazançlı çıktığı duygusu kaldı.

Muhalif seçmenin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey güvenebileceği bir siyasi yapıdır. Aradığı, görüşlerini paylaşmanın yanında baskı arttığında dağılmayacak, kararlarını son saate bırakmayacak, yanlış yaptığında sorumluluk alacak, çizgisini anlaşılır biçimde anlatacak ve yurttaşları siyasi özne olarak görecek bir örgüttür. İnsanlar, “Tıpış tıpış oy verecekler” sözüyle özetlenen, seçmeni kendisine mecbur sayan anlayıştan bıktı. Yıllardır seçim kazanmanın iktidarın gücünü sınırlamaya yetmediğini, seçilmiş siyasetçilerin tutuklandığını, belediyelerin baskı altına alındığını ve bazı isimlerin ilk ciddi tehditte saf değiştirdiğini gördü.

Yeni Parti’nin kuruluşunda oluşan heyecanın önemli bir bölümü bu güven arayışından doğmuştu. Özel’in meydanlardaki direnci, İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra sürdürdüğü mücadele ve farklı muhalif çevrelere açtığı alan, seçmende yeni ve dayanıklı bir merkezin kurulabileceği duygusunu yarattı. Çerçeve yasa oylaması elbette bu güveni bir anda ortadan kaldırmadı. Fakat Özel’in direncine ve samimiyetine güvenen insanların bir kısmını, aynı güveni partiye duyup duyamayacaklarını düşünmeye zorladı.

Bugün görülen öfke zamanla yatışacaktır. Asıl sorun, onun yerini neyin alacağıdır. Seçmen itirazının karar süreçlerine ulaşmadığını düşündüğünde kendisini çaresiz hissetmeye başlar. Bir süre sonra tartışmaları daha az izler, örgütten uzaklaşır, meydanlara gitmez, parti için emek vermekten vazgeçer. Siyasete ilgisizlik çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz; karşılık bulmayan güven ihtiyacının ardından gelişir. Sandıktan uzaklaşmak da bu kopuşun ilk değil, son aşamasıdır.

Özel’in üzerindeki yükü büyüten ve seçmeni dışarıda bırakan aynı işleyiştir. Karar süreci kurumlar tarafından taşınmadığında genel başkan yalnız kalıyor. Partinin tutumu zamanında belirlenmediğinde, açıklık sağlanmadığında seçmen de neye güveneceğini bilemiyor. Sonra Özel’in yeniden meydanlara çıkıp sarsılan güveni onarması bekleniyor. Parti sorumluluğu paylaşmadıkça bu döngü devam edecek.

Oylamaya bir saat kala, toplantı salonunda Özel kararın siyasi yükünü taşıyordu; dışarıda seçmen partinin ne yapacağını hâlâ bilmiyordu. Yeni Parti bir sonraki zor kararını da son saate bırakırsa, seçmenin bu oylamada sarsılan güvenini yeniden kazanmakta daha da zorlanacak.