'Başka bir dünya mümkün!' Bu sloganı çok sevdik. Sloganda dile gelen ihtimal, yaşanılası güzel bir Dünya tasavvuruna dair olduğundan, umut veriyor.
Fakat ben, nihilist bir yaklaşımla, bunun pek mümkün olmadığını söylemek istiyorum. Kanımca, sorun, hayatı cehenneme çeviren Kapitalist sistemde değil, insandadır. Kapitalistleri beşyüz yıldır sırtında taşıyan insanlıktan söz ediyorum. Sistem ne yapsın!
Bütün iyimserliğimizle 'Başka bir Dünya mümkün!' diyoruz. Büyük bir safiyetle bunun mümkün olduğunu düşünür ve söylerken, Güneydoğu'da iç savaşı andıran çatışmalar bütün hızıyla sürüyor. Sınır ötesinde hiç görmediğimiz insanları ateş altına aldığımızı gururla açıklıyoruz. Ve Ankara'nın orta yerinde yine aşağılık bir saldırı gerçekleşiyor…
Ama biz kalbimizi bozmuyoruz. Denizden hergün toplanan yerinden yurdundan olmuş insan cesetleri de itikadımızı bozmuyor. Değil mi ki güvenlik için birbirini öldüren tuhaf yaratıklarız…
Türkiye bölgesel bir savaşa adım adım ve çarnaçar dahil oluyor. Bu ahvalde, her şeye rağmen, 'Başka bir Dünya mümkün!' demeyi sürdürebilir miyiz?
Evet, an itibarıyla içine çekilmekte olduğumuz fakat hiç de arzu etmediğimiz 'Başka bir Dünya' var. Bu dünyanın ne kadar 'mümkün' olduğunu anbean tırmanan olaylarla birlikte fark etmeye başladık. 'Başka bir Dünya' sanki cehennemin öbür adı…
Bununla birlikte, gönlümüzde yatan 'başka bir Dünya' elbet de mümkün; lakin, insan kendisi için iyi şeyler yapacak kadar akıllı değil.
Dünya bir kere daha başkalaşıyor. Ve bu başkalaşma, bu değişim, Kafka'nın Değişim'ine rahmet okutuyor. Kusurlu insanın mümkün kıldığı başka bir Dünya ancak bu kadar oluyor.
İyimser olmanın alemi yok! O soğuk ve sevimsiz gerçekle yaşamayı öğrenmek zorundayız. İnsan iyi değil. Yaptıkları, ettikleri ortada… Kanımca, ortalığa iyimserlik saçtıkça rahatlıyoruz; bundan vazgeçmek lazım. Umut, insanlığa göre bir şey değil. Çok zorladık ama hiç umut yok! Aksine, battıkça batıyoruz.
Gerçek ne ise olduğu gibi ortaya çıkmalı; onu kamufle etmek, umutla allayıp pullayıp tanınmaz hale getirmek insana iyi gelmiyor. Kadim bir yalanın peşinde nereye kadar…
Rastlantısal veya tanrısal yaratı; insan, kusurlu bir yaratıktır. Habil ile Kabil'den beri insanın ahvali böyle; uygarlaştıkça durumu iyiye gitmedi, aksine ağır kusurlu bir yaratık oldu çıktı...
Tarih, kusurlu insanın ağır kusurlu oluşunun hikayesidir. Tabii, bunu görmek için bakış açısını değiştirmek gibi bir zahmete katlanmak gerekiyor.
İnsanın övünülesi eseri ortada… 10 bin yıllık uygarlaşma serüvenine neresinden bakarsanız bakın, insanlık durumunun iyi olması için yapılanlar neredeyse yok hükmündedir. Bütün zamanlarda, bütün bir insanlık, bir avuç muktedirin önünde diz çöktü. Sağda veya solda, hep böyle oldu.
Ortalık kan gölü! Önünde diz çöktüğü efendilerine öldürme yetkisi veren insan, bu yetkiyi geri almak için hiçbir şey yapmaz iken teröre itiraz ediyor.
Devlet, öldürme hakkını tepe tepe kullanırken, modern zamanların insanı sadece öteki devletin öldürme hakkına itiraz ediyor. Kendi devletini ise kutsuyor ve uğrunda ölmeye hazır olduğunu beyan ediyor. Buna vatanseverlik diyoruz.
Gerçekten çok tuhaf bir durum; 'Barış' derken bile kana doymayan insanın neye itiraz ettiğini ben anlayamıyorum. Gerçek şu ki, herkes birbirinin kanına susamış. Kendi ölüsüne üzülüyor, ötekinin ölüsüne seviniyor. Sonra da, Dünya'ya barış gelsin!.. Neden gelsin?
İnsan sorunsalını görmezden gelerek sorunları toplumsal alanda çözmek mümkün değil. O alan, toplumları yönetenlerin sorunları ürettiği mecradır. Bütün bir insanlık o sorunlar sayesinde kontrol altında tutuluyor.
İnsan teslim olmuş bir kere ve o teslimiyet içselleşmiş, olağanlaşmış… Efendisine aşık gönüllü köle…
Özgürleşmek insanın kendisinden başlamalı. Özgürlük, öncelikle kişinin kendi meselesi olmalı.
İnsan kendi özgürlüğü için başkaldırmadığı sürece hiçbir şeyin değişmeyeceğini anlamalıyız.
Sorunun ortaya çıktığı toplumsal alan kimseyi yanıltmasın; sorun insanın kendisinde…
Hal böyle iken, insanlık için iyi şeylerin olmasını beklemek abestir. Umut saçmak için ya çok naif (yönetilenler) olmak, ya da çok kötü niyetli (yönetenler) olmak lazım.