Futbol dünyamız adeta 'ateş hattı'nda!..
UEFA'nın Beşiktaş ve Fenerbahçe'ye verdiği cezalar gündeme düştüğünden bu yana, her yer her şey darma dağın!..
Ortalık toz duman!..
Tartışmalar, konuşmalar karmaşık!..
Bilgi kirliliği almış başını gidiyor!..
İşi daha da karmaşık kılmak için sorumluların yaptığı açıklamalar olaya 'açıklık getirmekten' çok, daha bir kirlilik yaratıyor!..
'Ben bildimcilik' öne çıkınca, kendi egolarını tatminden öte gidemedikleri anlaşılıyor!..
Açıkça, doğruları ortaya koyarak tartışmak yok...
Spor etiğine vurgu yok...
Spor yöneticiliğinin erdemliliğini savunmak hiç yok!..
Varsa yoksa, kendini tatmin; birilerini ve kurumları suçlama; herkesi karşıt görmek ve hatta kurumsallığın da önüne geçip, olayı salt kendilerine yapılmış bir hareket olarak görme rahatsızlığı!..
X
Dünyanın neresinde görülmüş, başkanlığını yaptığı kulübün UEFA'dan 2+1 yıl ceza alması sonrası ekran karşısına çıkıp, 'Ben hapiste yattım, yine yatarım ama bize ve takımımıza bunu yaşatanlar hesap verir' savunusuyla ortaya çıkmak?
Yetmezmiş gibi, 'Bu ceza UEFA'yı çatırdatır' iddiasını ortaya atmak!..
Ve kendisi hakkında soruşturma açan savcılar, karar veren mahkeme hakimleri için 'parayla iş yapıyorlar' iddianını ortaya atmak!..
Bir savunma iç güdüsüyle birlikte yapılmış olsa bile Türkiye'nin 'en büyüğü' olduğunu savunan bir kulübün başkanının bu tavırları bencillik ötesinde size neyi anlatıyor?
Önemli bir süreçten geçerken; kulüp UEFA'da itiraz hakkını kullandığı süreçte böylesi bir dil kullanımını kabullenmek doğrusu çok zor!..
Tek adam olma özelliğini taşımanın getirdiği yük de bu olsa gerek!..
Türkiye'de bir çok alanda bu yaklaşımlar çok görüldü!..
Özlemler insanı bir yerlere sürüklüyor ne yazık ki...
Ve olan da milyonlarca dolar ve euro yatırım yapılan kulüplere oluyor...
Çünki sonuç ortada!..
Ne şampiyonlar Ligi'ne ne de UEFA Ligi'ne gidemiyorsun!..
X
Türkiye'de futbol ve takımlarımız bu sürece öyle hiç beklenmedik bir zamanda gelmedi...
Futbol dünyasındaki bilinçli herkes biliyordu böylesi bir ceza gelebileceğini...
UEFA'nın verdiği karar 'ağırdır-hafiftir' ya da 'neden böyle oldu' tartışmaları çok uzakta kalmalı!..
Türkiye Futbol Federasyonu'nun '3 Temmuz' olarak adlandırılan süreci iyi yönetemediği çok açık ve net ortadadır...
UEFA'nın, Türkiye'de şike soruşturmasının başladığı ve mahkemeye yansıdığı süreci, sonrasını çok yakından izlediği; müfettişler görevlendirdiği; 'karar verin' deyip, TFF'den söz aldığını futbol dünyası içinde bilmeyen yok'..
Peki TFF ve kulüpler ne yaptı?
Süreci aşamasında hatası olduğunu ve kendi istemlerini karşılamadığını savundukları Mehmet Ali Aydınlar yönetimini değiştirmekle başladılar işe!..
Ardından, içinde 'şike' cezalarını da barındıran Sporda Şiddet Yasası'nın üç günde TBMM'den geçmesini sağlayıp cezaları hafifletici yeni bir yasaya önderlik ettiler!..
Ve en önemlisi iş başına da kimi getirdiler?
Beşiktaş'ı tarihinin en büyük borcun içine sokan; UEFA talimatlarını yerine getirmeyip kulübünün bir yıl Avrupa'dan men cezası almasına neden olan; şike soruşturmasında siyah-beyazlıların yer almasından sorumlu olan dönemin başkanı Yıldırım Demirören'i Türkiye Futbol Federasyonu'nun başına getirdiler beyler!..
X
Şimdi siz Yıldırım Demirören yönetimindeki TFF'nin gelinen bu noktada Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin aldığı cezalara şaşırdığını falan sanmayın!..
Yok öyle bir şey!..
Görünen köy iki yıl öncesinden ortadaydı!..
Onlar sağır olabilir ama futbol dünyasında bilinçli; olaya bakış açısı güçlü herkes neler olduğunu biliyor!..
Gündem 15 Temmuz'a kilitleniyor şimdi!..
Sanki torbadan tavşan çıkacak!..