Buse AÇIKALIN/EGEDESONSÖZ- İZTO Meclis Üyesi Onur Akgün, üniversite hastanelerinde uzayan ödeme sürelerinin tıbbi cihaz sektöründe ciddi finansman sorunlarına yol açtığını belirterek, kamu alacaklarının zamanında tahsil edilememesinin firmaların sermayesini erittiğini ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini riske attığını söyledi. EGEDER Başkanı ve TÜMDEF Başkan Vekili olarak sektörün ülke genelindeki sorunlarını da takip ettiklerini ifade eden Akgün, birikmiş alacaklar için güvenilir bir ödeme takvimi oluşturulması çağrısında bulundu.
Tıbbi cihazların sağlık sisteminin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Akgün, acil servislerde kullanılan enjektörlerden ameliyathane malzemelerine, yoğun bakım cihazlarından laboratuvar sistemlerine kadar pek çok ürünün hastaların tedaviye zamanında erişmesinde belirleyici rol oynadığını kaydetti. Hastanelerin yalnızca bina, yatak ve hekim kapasitesiyle değil, tıbbi cihaz, sarf malzemesi ve teknik hizmetlerle de sağlık hizmeti sunabildiğine dikkat çeken Akgün, sektörün ekonomik dayanıklılığının doğrudan toplum sağlığıyla bağlantılı olduğunu dile getirdi.
“BAZI FATURALAR ARTIK TARİHÇİLERİN ÇALIŞMA ALANINA GİRDİ”
Üniversite hastanelerinin eğitim, araştırma ve ileri tedavi alanlarındaki önemini kabul ettiklerini belirten Akgün, bu kurumların finansman sorunlarının çözümünün tedarikçileri belirsiz sürelerle bekletmek olamayacağını söyledi.
Uzun süredir tahsil edilemeyen alacakları esprili bir dille anlatan Akgün, “Bizim bazı faturalar artık muhasebenin konusu olmaktan çıktı, tarihçilerin çalışma alanına girdi. Faturayı ne zaman kestiğimiz belli de ne zaman tahsil edeceğimizi henüz kimse bilmiyor” dedi.

10 MİLYON TL’LİK ALACAĞIN ALIM GÜCÜ İKİ YILDA YÜZDE 42 AZALIYOR
Uzun ödeme vadelerinin işletmeler üzerindeki ekonomik etkisini 10 milyon TL’lik bir alacak üzerinden değerlendiren Akgün, Eylül 2024-Eylül 2026 dönemindeki 24 aylık enflasyon verileri esas alındığında, 10 milyon TL’nin başlangıç tarihindeki alım gücünü koruyabilmesi için yaklaşık 17,3 milyon TL’ye ulaşması gerektiğini belirtti. İki yılın sonunda yalnızca 10 milyon TL tahsil edilmesi halinde paranın başlangıç tarihindeki alım gücünün yaklaşık 5,8 milyon TL’ye gerilediğini ifade eden Akgün, bunun yaklaşık yüzde 42’lik bir kayıp anlamına geldiğini kaydetti. Hesabın banka faizi ve diğer finansman maliyetlerini içermediğini vurgulayan Akgün, “İşletmenin kasasına para giriyor, fakat aynı ekonomik gücü geri getirmiyor. Burada kâr kaybından önce sermayenin erimesini konuşuyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Tahsilatlarını zamanında gerçekleştiremeyen firmaların faaliyetlerini sürdürebilmek için kredi kullanmak zorunda kaldığını belirten Akgün, artan finansman yükünün işletmelerin ekonomik gücünü daha da zayıflattığına işaret etti.
ÖDEME BELİRSİZLİĞİ YERLİ ÜRETİMİ VE TEDARİK ZİNCİRİNİ ETKİLİYOR
Uzun ödeme vadelerinin yalnızca firmaların nakit akışını değil, yatırım ve üretim kapasitelerini de olumsuz etkilediğini belirten Akgün, işletmelerin stoklarını yenilemekte, yeni ihalelere teklif vermekte ve teknik servis yatırımlarını sürdürmekte zorlandığını söyledi. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin uzun süreli tahsilat sorunları karşısında daha kırılgan olduğunu vurgulayan Akgün, yerli üreticilerin yeni ürün geliştirmek için ayırabilecekleri kaynakları finansman giderlerine yönlendirmek zorunda kalabildiğini ifade etti. Firmaların ödeme risklerini fiyatlarına yansıtabileceğini veya kamu alımlarına katılmaktan vazgeçebileceğini belirten Akgün, rekabetin zayıflamasının kamu açısından maliyetleri artırabileceği ve tedarik güvenliğini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Bugün ertelenen ödemelerin gelecekte daha yüksek alım maliyetleri olarak geri dönebileceğini kaydeden Akgün, yaşanan sorunların sonunda sağlık hizmeti bekleyen hastaların bulunduğunu vurguladı.
“PANDEMİNİN DERSLERİNİ UNUTMAMALIYIZ”
Pandemi döneminde tıbbi cihaz, tanı kiti ve koruyucu ekipman tedarikinin sağlık sisteminin devamlılığı açısından taşıdığı önemin açıkça görüldüğünü hatırlatan Akgün, sektörün üretim, lojistik, tedarik ve teknik hizmet alanlarında önemli sorumluluk üstlendiğini belirtti. Küresel tedarik zincirlerinde yeni bir kesinti veya salgın yaşanmayacağının garantisi bulunmadığını ifade eden Akgün, kriz dönemlerinde ihtiyaç duyulacak üretim kapasitesinin ve teknik uzmanlığın olağan dönemlerde de korunması gerektiğini söyledi. Kapanan bir üretim hattının, dağılan bir teknik ekibin veya kaybedilen uzman iş gücünün kriz başladığında kısa sürede yeniden oluşturulamayacağına dikkat çeken Akgün, firmaların finansal açıdan ayakta kalmasının sağlık sisteminin krizlere hazırlık kapasitesi bakımından da önem taşıdığını dile getirdi.
“GÜVENİLİR ÖDEME TAKVİMİ OLUŞTURULMALI”
Tıbbi cihaz sektörünün temel beklentilerini sıralayan Akgün, birikmiş alacaklar için güvenilir bir ödeme takvimi oluşturulmasını, tahsilat süreçlerinde şeffaflığın sağlanmasını ve yeni alımlarda öngörülebilir ödeme vadelerine uyulmasını istedi. Sektörün sürdürülebilirliği için firmaların finansal yüklerinin hafifletilmesi gerektiğini belirten Akgün, zamanında yapılmayan ödemelerin yalnızca işletmelerin bugünkü faaliyetlerini değil, gelecekteki yatırım, istihdam ve yerli üretim hedeflerini de etkilediğini ifade etti.
Akgün, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Bugün alacağını beklerken sermayesini kaybeden firmadan yarın daha fazla yatırım, daha fazla istihdam ve daha fazla yerli üretim bekliyoruz. Bu beklentilerin gerçekleşmesi için o firmanın bugün ayakta kalması gerekiyor. O gün kapısını çalacağımız işletmelerin, bugün kapısına kilit vurmasına seyirci kalamayız. Hastaya zamanında ulaşması gereken tıbbi cihazın bedeli de tedarikçiye zamanında ulaşmalıdır.”




