Geçtiğimiz temmuz ayındaki bir yazımda, Ferid Edgü'nün 'Cahil' adlı aforizmalar kitabından alıntılar yapmıştım.
Efendim, bilmeyenler için bir daha yazayım, 'cahil' Arapça bir kelime… Aslını ararsanız, 'bilgisiz olma' anlamında Arapçada çok sözcük var: Cehl = bilmezlik; Cahil = bilimsiz, bilgisiz, tecrübesiz, toy; Cühela = bilgisizler, kendini bilmezler, münasebetsizler; Cehalet = bilmezlik; Cahilane= cahilce, bilgisizce; Cahil-i anûd = inatçı cahil; Cüret-i cahilane = bilgisiz ataklık, bilgisizce cesaret… Tecahül ise 'bilmezlikten gelme' anlamına geliyor. Edebiyat derslerinden de hatırlayacaksınız, Dîvan Edebiyatı'ndaki 'Edebî Sanatlar'dan biri de 'Tecahül-ü Arif'tir ve 'arifçe bilmezlenme' anlamına gelir.
Cahilliğin en zor tarafı da bence, cahil olduğunu bilmemek, cahil olduğunun farkında bile olmamak; hatta kendini bilgili zannetmek… Bir toplum için en büyük felaket de, cahil bırakılmak ya da cahil kalmak… Cahil-i anûd'lar hepimizden uzak dursun
1 Kasım seçimlerine doğru giderken, bu anlamda kaygılarım çok! Cehaletin galip gelmesini, aymazlığın kazanmasını istemiyorum. Dahası cehaletin bir standart haline gelmesinden korkuyorum.
Bir insanın 'canlı bomba' olacak hale gelmesi, masum insanların canına kast etmesi, sosyolojik ve iktisadi açıdan izah edilebilir belki… Ancak bu durumun arzu edilir ve özlenen-beklenen bir şey olmasının tek bir nedeni vardır: Cehalet.
Cahilliğin derinleşmesini kim ister? Cehaletin kalıcı hale gelmesini kim bekler?
Cehaleti besleyenler, bundan çıkar sağlayanlar var. Cahillerin cesaretini neredeyse toplumsal bir harekete dönüştürmek isteyenler var. Maalesef cahilleri bir seçmen profili olarak görüp onları siyasal güç haline getirenler var. Oysa hayattaki en hakiki yol gösterici bilimdir. Yani, Gazi'nin deyimi ile 'En hakiki mürşit ilimdir.' Cahilden kimseye fayda gelmez. Hürriyet, adalet ve sağlam bilimsel temeller üzerinde bir yaşam tesis eden; vicdan sahibi olan toplumlar kazanacak. Dini vecibeler de ancak böyle toplumlarda gönül huzuru, kalp güzelliği ,le yaşanacak.
***
Geçen haftadan beri Nevşehir Gül Kitabevi'nde yapılanları Euronews, BBC gibi dünya TV'leri tekraren veriyorlar. Konuştuğumuz yabancı dostların soruları da hep bu görüntüler üzerine. Maalesef Ortadoğu görüntüleri… Bu iş kimin işi: Cahil sürülerinin işi…
Bu durumda aklıma sadece Oğuz Atay geliyor:
'Çünkü insan anlatınca küçük düşer, yanlış anlaşılır, çünkü bazı kötü hatıralar insanın aklından kelime olarak çıkmıştır ama görüntü olarak kalmaya devam eder, çünkü kelimeler o görüntüyü hiçbir zaman tam olarak anlatamaz, çünkü içinde kötülüğün olduğu bir dünyayı, içinde kötülüğün olduğu bir dünyaya, içinde kötülük barındıran bir dille anlatmak zordur.'
***
Görüyoruz, okuyoruz… Sosyal medyada her gün başka bir mavra, bir başka palavra dönüyor. Özellikle Ankara'da yaşanan katliamdan sonra, her gün bir başka senaryo gündeme getiriliyor. Şuradan geçmeyin, bu semte gitmeyin, metroya binmeyin gibi… Kaynağı belli olmayan, halk arasında endişe yaratan söylemler bunlar. Umarım ve dilerim bir başka felaket daha yaşamayız. Çünkü bizler işe gideceğiz, çocuklarımız okula gidecek; alışveriş de yapılacak, ameliyat da… Derler ya, ne düğün bekler, ne cenaze… Hayat durmaz ve beklemez…
Derler ki, 'Zorbalık, cahillikten yararlanır, korkularımızdan beslenir.' Çünkü 'Faşizm, örgütlenmiş cehaletin silahıdır.'
Bize düşen de Pazar günü sandığa koşmak, aklıselim sahibi olarak oy kullanmak, çevremizde de oy kullanmak istemeyen var ise onları teşvik etmek… Farkındalığımızı yüksek tutmak zorundayız. Özgürlüklerimize sıkı sıkı sarılmak ve vicdanlı davranmak zorundayız. 1 Kasım'da buna her zamankinden daha çok mecburuz. Zaten 1 Kasım seçimlerinde katılım oranının çok yüksek olacağını da tahmin ediyorum..
Unutmayın 1 Kasım, sadece bir seçim değil; aynı zamanda bir referandumdur.
Tecahül yok… Yani bilip de bilmezlikten gelme yok! Artık Cahil-i anûd'a ihtiyaç yok!