Ülkemizin hemen her köşesinde çıkan orman yangınları bizi çok yaraladı. Ege Bölgesi’nin simge ekosistemlerinden biri olan Kozak Yaylası’nın fıstık çamı ormanları ile Gömeç ve Ayvalık çevresinde meydana gelen büyük yangınlar da, bölgedeki biyolojik çeşitlilik ve ekolojik denge açısından ciddi bir kayba yol açtı. Nadir görülen fıstık çamı popülasyonunun ve geniş orman alanlarının tahrip olması, yalnızca çevresel bir felaket değil; aynı zamanda bölgenin sosyo-ekonomik ve kültürel dokusunu da doğrudan etkileyen bir süreç…

Peki pek de yangına tanık olmadığımız bu bölgede yangın neden çıktı. Yaygın kanaati aktarayım: Bu bölgelerde son yıllarda imarlı/imarsız pek çok yeni konut, site, otel, tinyhouse türedi. Daha fazla insan demek, daha fazla inşaat, daha fazla elektrik hattı, daha fazla trafo, daha fazla atık… Daha fazla yangın riski demek. Bu alanlar neden koruma altında olmalı, neden yapılaşmaya ve hatta kamp ya da piknik yapmaya izin verilmemeli, cevabını acı şekilde tekrar görmüş olduk.

***

B A L I K E S I R G O M E C T E K I O R M A N Y A N G I N I 3 U N C 1436904 427211-1

Yangının ardından Ayvalık Kent Çalışmaları Derneği gibi yerel sivil toplum kuruluşları, kaybın derinliğine dikkat çekerken, yangın sonrası rehabilitasyon ve izleme süreçlerine dair net taleplerini kamuoyuyla paylaştı.

Yangın geçiren orman sahalarında uygulanacak müdahale biçimleri, alanın gelecekteki ekolojik kalitesini doğrudan belirliyor. Sivil toplum temsilcileri ve ekoloji uzmanları, sahadaki acil iş makinesi faaliyetlerinin toprağın alt katmanlarındaki mikro-ekosisteme ve doğal tohum rezervine zarar verebileceğine vurgu yapıyorlar.

Dikkatli olmak gerek… Ağır ekipman kullanımının neden olduğu toprak sıkışması, toprağın su tutma kapasitesini ve tohumların çimlenme potansiyelini olumsuz etkileyebiliyor.

Doğayagönüllü veya uzman müdahaleler yerine, ekosistemin kendini yenileme kapasitesine odaklanan "doğal gençleştirme" tekniklerinin ön plana çıkarılması gerektiği ifade ediliyor.

Hemen her yangından sonra gündeme gelen bir konu da orman yangınları sonrasında en çok tartışılan konuların başında, tahrip olan arazilerin gelecekteki kullanım amacı geliyor… Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 169. Maddesi, yanan orman alanlarının daraltılamayacağını ve bu sahaların yerinde yeniden orman yetiştirilmesi gerektiğini açıkça hükme bağlamaktadır.

Anayasal ilke uyarınca; yanan orman sahalarının imara, turizm tesislerine, madencilik faaliyetlerine veya orman dışı başka hiçbir kullanıma açılmaması, alanın hukuki statüsünün korunması açısından temel şarttır.

Yangın sonrası iyileştirme ve ağaçlandırma çalışmalarının kamuoyu tarafından güvenle takip edilebilmesi, yönetim süreçlerinin şeffaflığı ile yakından ilişkili. Yerel aktörler ve sivil toplum kuruluşları, sürecin tek taraflı idari kararlarla değil, çok paydaşlı bir yapıyla yürütülmesini talep ediyorlar.

Akademisyenlerin, çevre bilimcilerin, sivil toplum temsilcilerinin ve yerel halkın katılımıyla kurulacak denetim komitelerinin, sahadaki uygulamaları bağımsız şekilde gözlemlemesi öneriliyor. Sahada yapılan tespitlerin, dikim ve koruma takviminin düzenli raporlarla kamuoyuna sunulması, toplumsal denetim mekanizmasını güçlendirecektir.

Kozak Yaylası ve Kuzey Ege şeridindeki orman varlığının geleceği, yangın sonrasında atılacak adımların bilimsel ilkelere ve yasal mevzuata ne derece uygun olacağına bağlı. Bölgedeki sivil toplumun ve kamuoyunun bu süreci yakından takip etmesi, ekosistemin sürdürülebilirliği ve kamu yararının korunması açısından kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.