Belirsizlik büyüdükçe gerçeğin bilgisinden uzaklaşıyoruz. Gerçek ile aramıza giren mesafeler 'sahicilik' duygusunu yok ediyor.
İktidardakiler ve muhalefettekiler; Atatürkçüler, İslamcılar, sağcılar, muhafazakarlar, solcular, Türkler, Kürtler ve azınlıklar… Hepimizden söz ediyorum. Yaptıklarımız söylediklerimizi tekzip ediyor. Fakat daha vahim olan, söylediklerimizle de sahici olmaktan çok uzağız.
İnsani değerleri Sünnilikle sınırlı bir iktidar gurubu, 'Yeni Osmanlı' olduğunu söylüyor. AK Parti'ye oy verenler de bu hikayeye, yani Osmanlı'nın geri döndüğüne inanıyorlar ve 'biz Osmanlıyız!' diyorlar. İmparatorluğa adını veren çökmüş bir hanedanın mirasçısı olduklarına inanıyorlar...
Ve bu bilinç düzeyine sahip kitleye dayanarak iktidarı ele geçiren AK Parti, Ortadoğu'da boyundan büyük işlere kalkıştı. Başımıza açtığı işlerin vahametinin boyutlarını henüz bilmiyoruz. Sadece, Ortadoğu'da belanın içine sürüklendiğimizi görebiliyoruz. Fakat artık görmek de yetmiyor; galiba, hatalarımızdan geri dönmek için çok geç kaldık.
CHP, ana muhalefet olarak ağır vebal altında. Türkiye, islamcı mülahazalarla radikal bir değişime zorlanırken; CHP'de, olan bitene karşı itiraz ve eleştiriyi aşan elle tutulur bir siyasal program ve hedefler ortaya çıkmadı. 'Ben daha çok para veririm, ben daha iyi yaparım' kafasıyla siyaset yapılıyor. Atatürk'e ve Cumhuriyet ilkelerine sığınılıyor. CHP'de kimsenin yeni bir şey söylemeye mecali yok. Kürt sorununda dahi kimin nereye çektiği belli değil. Sosyal demokrasi fikri CHP'de tutunamıyor.
Demem o ki, tarihsel bir dönem kapanırken Dünya'da yaşanan siyasal, sosyal, ekonomik değişim, belki de büyük altüst oluş, öyle birkaç sloganla geçiştirilecek gibi değil. Fakat CHP bu değişime hazır değil, hazır olmak için bir şeyler yapmaya niyeti de yok. Atatürk ilkeleriyle durumu idare edecek gibi…
Kürtler, tarihsel olarak büyük bir hesaplaşmanın içine girmiş bulunuyor; Fakat bu hesaplaşmadan nasıl çıkacağını bilmiyor. Kürt milliyetçiliğine sıkça savrulmaları istenmedik sonuçlar doğurabilir. Ne istedikleri belli değil. Neredeyse her kafadan bir ses çıkıyor. Türkler ile mutabakat aramak konusunda hayli isteksizler. Dayatmacı bir üslup var. Bu hengamenin orta yerinde HDP Türkiye partisi olmayı başarırsa, tarihi bir misyon yüklenmiş olacak.
Otonomi ve yatay toplum, yeni zamanların demokratik yönetim biçiminin başat unsurları olacak.
Türkler, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesi ve ilkelerinden neden vazgeçmeleri veya taviz vermeleri gerektiği konusunda ikna olmuş değiller. Gerek islamcı talepler gerek Kürt talepleri kamusal alanda nasıl karşılanacak, pek bilen yok. Toplumsal mutabakat koşulları var ama üstüne eğilen yok.
Bir yanda Kürt kimliği, bir yanda İslamcı kimlik ve sırada bekleyen azınlıklar… Şurası muhakkak ki kimlik siyaseti çok yol aldı. Türklerin bu kimlik siyaseti karşısında alacağı tutum, ülkenin geleceğini belirleyecek.
Muhafazakarlar, Erdoğan'ın da sıkça dile getirdiği 'yerlilik' meselesine saplanmış bulunuyor. Oysa muhafazakarlar gelenekçi değildir, yeniliğe ve değişime açıktır. Kapitalizmin getirdiklerinden moderniteye eklemlenmiştir. Bu yüzden, 90 yıldır, üretici güçleri onlar geliştiriyor ve hep iktidardalar.
Bu defa neden yerlilik meselesine saplandılar, orası biraz karışık; ama bu tutumun faşizme davetiye çıkaracağı muhakkak.
Sol, Dünya'nın içine düştüğü bu derin krizden nasıl çıkılacağını biliyor. Burjuvazi de sosyalistlerin bunu bildiğini biliyor. Fakat sol bunu bildiğini bilmiyor.
Sorun tam burada; Sol, içi boşalan kavramlar ve anlam kaymaları üstüne düşünmek zorunda, sınıf sorununun yeni ahvalini tartışma gereği var…
Kapitalist sistemin çöküşünü işaret eden öncüller ortaya çıkmaya başladı; Burjuvazi bunu görüyor... Sonrasında olabilecekleri öngörmek pek mümkün olmasa da, yaklaşan çöküşü görmek mümkün. Soldan beklenen de, kapitalizm sonrası tartışmalarını yönlendirmesidir. Ne ki yönlendirmek konusunda solun başarılı olduğunu söylemek çok zor.
Şimdiki halde, belirsizlik içinde sürükleniyoruz. İç içe geçmiş süreçleri yönetmek giderek imkansızlaşıyor. Herhangi bir gelişmenin tetiklediği diğer gelişmeyi anlayamadan bir başka süreç ortaya çıkıyor, derken o sürecin yol açtığı gelişmelerin tetiklediği yeni olaylar, yeni gelişmeler…
Gidişata bakılırsa, kaosa gidiyoruz. Belki de yeni hayat bu kaostan zuhur edecek.