’“Sporda kurumsallaşamadık’” yargısına hemen herkes ulaşmıştır. Bakıyorsunuz zirvedeyiz, kısa bir müddet sonra çok ama çok gerilerdeyiz.’¶ Kurumsallaşan bir müessesede ’‘şahıslar’’ değil, ’‘takımlar’’ önemlidir.
Futbolda Türk Milli Takımı dünya üçüncüsü oldu, aradan geçen kısa bir zaman sonra ilk 16’’ya giremeyerek çeyrek finalleri göremeden yurda döndü.
Bu ’‘zirveye çıkış’’ ve ’‘zirveden düşüş’’ Süper Lig’’de ve diğer lig maçlarında görülüyor. Geçen yıl Sivasspor, şampiyonluğu en son anda kaybetmişken, bu yıl bu takımımız, ’“acaba süper ligde kalabilecek mi?’” diyoruz
Beşiktaş son iki ay içindeki performansı ile durumunu yukarıya çekebildi.
Halterde bir zamanlar altın madalya almaya alışmıştık, ama şimdilerde ’“ah nerede o eski günler’” diyoruz.
Halterdeki başarılarımızın bilinmeyen mimarlarından biri de rahmetli Özal’’dı. Bir gün beni çağırdı, ’“Bulgaristan’’da Türk soyundan gelme halterci bir çocuk var, Türkiye’’ye gelmek istiyor. Ancak Bulgarların ekonomik durumları çok zayıf. Aradaki kimse, onlara yedi milyon dolar verdiğimiz takdirde halterciyi bize verecekler demiş. Bana bu parayı verir misin:’” dedi. Ben hemen ’“olmaz’” dedim, ’“Bu kadar para ile ben yüz köyün içme suyunu hallederim’” dedim.
Beni karşısına aldı, ’“Bak, bu arkadaş Türk forması ile olimpiyatlara katılacak ve çok büyük bir ihtimalle birinci olacak. O takdirde bayrağımız göndere çekilirken İstiklal Marşımız çalınacak, bu anı dünyada milyonlarca kişi seyredecek, bu bize bir fırsattır, bu kadar küçük bir paraya, böyle büyük ve etkili reklam yapma imkanı her zaman karşımıza çıkmaz’” dedi. Arkadan ekledi:
’“Sen bir düşün ondan sonra kararını ver.’”
Rahmetli bu argümanı ile beni hemen ikna etti.
Dediği oldu, biz halterde bir dünya şampiyonluğu kazandık.
Zirveleri zorlarken veya yakalamışken niye orada tutunamıyoruz?
Spordaki başarılarımızla ülkemizin adını, dünyada bilinenler arasına aldırmak mümkün. Bunun yolu bu uğraş sahasında müesseseleşmekten geçiyor. Çalıştırıcılara astronomik ücretler vermek, bizi kurumsallaşmaktan alıkoymaktadır.
Hatırlarsınız bir Şenol Güneş’’imiz vardı, Güney Kore Milli Takımı’’nı yenerek bizi dünya üçüncüsü yaptı. Bu başarıdan hemen sonra bu arkadaşımızı Güney Kore kaptı.
’“Biz niye kaptırdık’” diye sorgulamak geliyor içimden. Ondan sonra dudak uçuklatan ücretler vererek getirdiğimiz arkadaş, bizi dünya klasmanında kırkıncı sıralara doğru tırmandırdı. Bir daha ne zaman ’“dünyanın ilk onaltısı’” arasına girebileceğiz, Allah bilir!
Spor branşlarında astronomik ücretle çalıştırıcı aramak yerine kurumsallaşma çalışmalarına öncelik vererek; eskiye göre daha parlak neticelere ulaşmak ümidimle, okuyucularıma saygılar sunuyorum’…