Bir süredir dünya gündemini meşgul eden (!) hatta NASA’’nın bile hakkında açıklama yapmak zorunda kaldığı kıyamet senaryoları, ’“2012’” filmi ile sinemalarımızda gösterimde. ’¶ Maya Takvimi 1 Aralık 2012 yılında bitiyor. Kehanete göre bu tarihte dünyanın sonu gelecek. Kurtuluş Günü, Godzilla, Yarından Sonra gibi bilim-kurgu filmlerden tanıdığımız yönetmen Roland Emmerich da bu kehaneti beyazperdeye aktarmış. Filmin maliyeti 200 milyon dolar ve film bittiğinde paranın tamamının görsel efektlere gittiğini düşünüyorsunuz. Çünkü ortada ne doğru düzgün bir senaryo ne de bir kurgu var. Film temel dayanağı olan Maya Kehanetlerine dahi yeterince vurgu yapamamış. Film daha çok bir bilgisayar oyunu havasında geçiyor.
Limuzinle şehrin sokakları arasında, dünya yok olurken kaçıyor, küçük bir uçakla Yellow Stone doğa parkına gidiyor orda level atladıktan sonra 6 motorlu dev bir Rus uçağıyla Çin’’e uçuyorsunuz.
Kurguda inanılmaz mantık hataları var. Kıyametin kopacağını ilk tahmin eden kazan dairesi görünümlü bilimsel bir merkezde çalışan Hintli bir bilim adamı’… Gölleri kurutacak, hayvanların susuzluktan kavrularak ölmelerine neden olacak kadar ileri seviyedeki sıcaklık değişimleri ve sismik sarsıntıların nedenini dünya fark etmiyor.
Değişimi fark eden birkaç bilim adamı ise suikaste kurban gidiyor.
Çünkü tüm dünya devletleri göz yaşartıcı (!) bir işbirliği örneği göstererek bu büyük felaketi kendi uluslarına açıklamama kararı alıyorlar. Buna karşılık 1 milyar euro’’yu veren zengin Amerikan, Rus, Arap ve diğer milletlerin milyarderlerinin desteğiyle kıyamet gününe dayanacak dev gemiler yapılıyor.
Tabi ki bu büyük projenin (!) başında da ABD bulunuyor. Kıyamet günü geldiğinde ise ABD Başkanı, halkını yalnız bırakmıyor ve Beyaz Saray’’ın bahçesinde sıradan Amerikan vatandaşlarıyla birlikte ölüyor. Bir de İtalya Başbakanı gemilere binmiyor, Vatikan’’da dua ederek ölüyor. Biz de gemilerini terk etmeyen kaptanların fedakarlıklarını hayranlıkla(!) izliyoruz tabi. Böylece çok kutuplu dünyamızın tek lideri ABD ve Hıristiyan Aleminin merkezi Vatikan, en güzel motiflerle oya gibi zihinlerimize işleniyor.
Aslında bu sonuç Amerikan sineması ve Roland Emmerich için pek şaşırtıcı değil. Çünkü ’“Kurtuluş Günü’” filminde de yine Amerikalılar 4 Temmuz Amerikan Bağımsızlık Günü’’nde Dünyamızı zalim (!) uzaylılardan kurtarmışlardı. Sırf bu nedenle filme başlamadan önce 25+ yaş sınırının uyarı olarak konulması gerektiğini düşünüyorum.
Tabi filmde komedi unsuru da göz ardı edilmemiş. Siyahi bilim adamının 4 no’’lu ABD gemisinden diğer Dünya Başkanları’’nı acil toplantıya çağırdıktan sonra yaptığı konuşma tam bir komedi(!). Bu arada ABD’’nin tek gemide 3-5 Avrupa ülkesi Başkanları’’nın da bir gemiden konuşmaları dünya siyasetini tam olarak yansıtıyor gibi. Bilim adamı konuşmasında, 1 milyar euro’’yu veren gariban (!) insanların gemiye alınmadan kalkış yapılmasının insanlık tarihinin bir ayıbı olacağını iddia ediyor ve felaket sonrası kurulacak medeniyetin bu temel üzerine inşa edilemeyeceğini ifade ediyor. Torunlarımıza bunu nasıl anlatırız diyor. Yani bu kavanoz dipli dünyada 1 milyar euro’’su olmayan ve kıyamet günü haber verilmediği, sonlarını bilmedikleri için ölen yaklaşık 5 milyar insan hiçe sayılıyor.
Filmin her karesi trajikomik aslında. Her zaman olduğu gibi bu filmde de Amerikan aile yapısına güçlü vurgular yapılmış. Karısından ayrılan ve çocuklarını üvey baba nezaretinde gören John Cusack inanılmaz bir hassasiyetle psikolojisi bozulmasın diye oğluna uzun nasihatler veriyor. Bunu gemi su alırken, parçalanmak üzereyken, binlerce insanın hayatı söz konusuyken yapıyor. Tabi biz de paramparça olmuş, aile kavramını kaybetmiş çocukla baba arasındaki bu duygusal diyaloglara hayranlıkla bakakalıyoruz. Bizimkiler bırakın böyle bir anı musluk tamir ederken dahi bu hassasiyeti gösterirler mi acaba?
Devletler için sinema ciddi bir propaganda aracıdır. Sinema bazen uluslararası siyasetin şekillenmesinde dahi etkilidir. Hatırlayın Rocky 4’’te Balboa irikıyım Rus İvan Drago’’yu yendikten sonra seyircilere dönerek ’“Ben değişebiliyorsam, siz değişebiliyorsanız, hepimiz değişebiliriz.’” demişti. Rocky bu unutulmaz repliğini 1985 yılında söylemişti. Çok geçmedi 1990 yılında Gorbaçov’’un Glasnost, Perestroikaya politikaları ile Rusya inanılmaz bir değişim içine girdi. Sinema Asimetrik Savaş Stratejilerinin en güçlü aracıdır. Her hafta reyting rekorları kıran Kurtlar Vadisi’’nin malum dava ile olan ilişkisini biraz düşünün. Dizinin fanatik izleyicileri aradaki güçlü bağı kolayca çözeceklerdir. Burada asıl soru şu; hangi senaryo daha önce yazılıyor?
Herkes sinemayı sever fakat sinemanın toplumlar üzerindeki güçlü etkisini bilen devletler onu daha da çok sever. Her devlet öyle ya da böyle si-nemalanmak ister.