'Doğduğun yere değil, doyduğun yere bak!' demiş atalarımız. Bu atasözü, insanların hayatını devam ettirebilmek adına doğduğu toprakları terk ederek başka memleketlerde yaşamına devam etmesine bulunmuş tatlı bir kılıf diye düşünüyorum.
Bana göre, bu söz onların içindeki memleket sevdasının bitmediğini, yaşamak için hasret kalmak zorunda olduklarını anlatır. Ve bence de yerinde söylenmiş güzel ve anlamlı bir sözdür. Ancak zaman içerisinde 'doğduğun yer' kavramı değiştirirken 'doyduğun yer' kavramı aynı şekilde kalmış görünüyor. Hatta bununla da kalmayıp 'doymadığın yere değil, doyduğun yere bak' olarak yeni bir içerik kazanmıştır. Öyle ki, artık insanlar şöhret, ün ve beraberinde para kazanmak uğruna sadece memleketinden (doğduğu yerden) değil kişisel fikir ve düşüncelerinden, yıllarca verdiği kavgalarından, hatta uğruna ses tellerini tahrif edecek kadar yüksek bir sesle attığı sloganlarından bile vazgeçebilmektedir.
Küresel ısınma ve beraberinde gelişen, mevsimlerin şaşkınlığı bir kenara, insanlarımız da bir tuhaf oldu. Milliyetçiliği en büyük gericilik sayan kimseler, şimdi en büyük milliyetçi oldular. Bu bağlamda karakteristik özellikleri değişen yani eskinin solcusuyken bir anda şimdi sağcı kimliğine bürünenlerin ekonomik durumlarında da gözle görülür artışlar gözlendi. Memlekette sağ sol birbirine karıştı. AB yolunda ilerlemek şöyle dursun, yerimizde saydığımızı bile düşünmüyorum.

Millet olarak kendi kültürümüzü yani özümüzü maalesef kaybetmek üzereyiz. Geçmişte düğme iliklemeden (saygıdan) yanına yanaşamadığımız öğretmenlerimizin yanına bugün silahla, bıçakla yanaşılıyorsa ve hatta bununla da kalmayıp, öğretmenler darp edilip, kurşun sıkılıyorsa, bunun tek suçlusu, AB uğruna öğretmenin sınıftaki etkinliğinin azaltılarak öğrenciye tanınan rahatlıktır. Türkiye'de insanlardan 'Hepimiz Ermeni'yiz' sloganları yükseliyorsa, vatan toprakları karış karış satılıyorsa ve hatta 147 Şii'nin katili Saddam Hüseyin asılırken, 30.000 insanın katili bir canavar hala besleniyorsa, bunun nedeni bence, bu ülkede bırakın yönetici olmayı, vatandaş olmayı bile hak etmeyenlerin varlığıdır.

Daha ne olması gerekiyor ya da daha ne yapılmalıdır kendimize gelmemiz için… Böyle devam ederse yazmaya elimin varmadığı, söylemeye dilimin dönmediği günler bizi bekliyor. Avrupalı olmak yolunda yoğun bakımdaki en yakın akrabamızın yanına gitmeden sadece selam yollayıp, Allah kurtarsın demekle yetinir olduk. Türkiye nereye gidiyor? Söyleyin bize neler oluyor? Zaman beraberlik ve özveri zamanıdır. Aklıselimle hareket edip, milli duygularımızı yeniden ufka çıkarmalıyız. Bunun zamanı geldi de geçiyor şimdi…

Yazımın sonunda Mustafa Kemal Atatürk'ün 06 MART 1922 tarihinde TBMM'de yaptığı konuşmadan bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum: 'Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'yi ıslah etmek, uygarlaştırmak gibi bahanelerle Türkiye'nin iç hayatına sızmışlardır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin; en çok da yöneticilerin zihni bozulmuştur. Durumu düzeltmek, insan olmak için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek gibi düşünceler ortaya çıkmıştır. Oysa… Hangi istikbal vardır ki, yabancıların nasihatleriyle yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir.'