'Arap Baharı sonrasında Ortadoğu 'daki çatışma en çok ABD 'ye yaradı. ABD'nin 2011 yılındaki silah satışı bir önceki yıla göre üçe katlandı.'

1 ila 10 arasında bir derece vermek gerekirse böyle bir haberin şaşırtma ihtimali nedir sizce? Sıfırı aşıp bire ulaşabilir mi?

Amerikan New York Times gazetesinin haberine göre, ABD, 2010 yılında 21,4 milyar dolar olan silah satışını 2011 yılında üçe katlayarak 66,3 milyar dolara çıkartmış. Silah satışında Rusya ikinci, Almanya üçüncüymüş.

İlginçtir ki dünyadaki tüm silahlar savunma adına üretilir. Savunma adına tanklar, toplar, uçaklar, füzeler hatta atom ve nötron bombaları yapılır. Savunma adına atılan bombalarla yüz binlerce insanla birlikte dünyayı insanla paylaşan ne kadar canlı varsa aynı anda katledilir. Savunma işi işte böylesine ciddi bir iştir!

Milyarlarca dolarlık yatırım gerektiren ciddi bir iş! Üstelik üretime yönelik yatırımlar da yeterli değildir. Kullanılacak alanı da aynı zamanda yaratmayı becerebilmek gerekir. Silahı bombayı, tankı tüfeği üret, üret, üret nereye kadar? Televizyon, buzdolabı, cep telefonu, bilgisayar değil ki bu çıkart bir üst modelini yolla 'eskiyi' bitpazarına…

Maniple etmek lazım ki piyasa hareketlensin! İşte bu aşamada durum; biraz da borsayla benzeşir. Hissenin durağan olması halinde kar etmek nasıl mümkün değilse, 'karışık' olmayan bir dünyada silah satmak da pek mümkün değildir. Barış ve huzur içindeki ülke, komşuyla sorunsuz bölge neylesin silahı?

Savunmaya ayıracağı bütçeyle okul hastane, yol köprü yapar! Silaha yatıracağı parayla sağlıklı ve bilgili nesil yetiştirir. O parayı; eğitime, sağlığa, ulaştırmaya, adalete, tarıma, sanayinin gelişimine, araştırmalara, çevreye, kültüre, aileye vs. harcar…

O yüzden ülkeye veya bölgeye hareket gerekir! Tıpkı borsadaki gibi 'gizli' bir el durağan ki malum bunlar büyük silah üreticileridir, ortama müdahil olarak düşman yaratmak gibi ulvi bir işe soyunur… Bir çeşit mikser görevidir bu! Karıştırır, karıştırır, karıştırır… Şartlar olgunlaşıncaya, saflar belirleninceye, parmaklar tetiğe gidinceye kadar karıştırır… Bakışların sertleşmesi aşamasında taraflara 'gerekli' silahlar satılarak savunmalar güçlendirilir! Sonrası malum; gelsin çil çil dolarlar…

Bu silahları satanlar öylesine 'duyarlıdırlar' ki kimin kimi öldürdüğüyle hiç ilgilenmezler. Ölenlerin dilini, ırkını, yaşını, dinini hiç önemsemezler. Lakin onların inandıkları tek din, tek değer Doların Yeşilidir…

Ne kadar basit görünüyor değil mi? Evet basittir… Basittir çünkü düşman/düşmanlık yaratmak kolaydır. Serseri bir kurşun, hain bir bomba düşmanlık yaratmaya yeter de artar bile… Köşe tutmuş çığırtkanları da unutmamak lazım tabii… Onlar emre amade gerilmiş yay gibidirler ve tek bir parmak hareketiyle devreye girer 'mukaddes' görevlerini ifa ederler. Bu kumpas öylesine ustaca hazırlanmıştır ki bırakın ülkeleri kardeş kardeşle, baba oğulla kolayca düşman olabilir…

Bunca bilinenin ışığında denebilecek tek şey 'barış içinde dostça yaşayabilmek zor zanaattır' vesselam… Zaten barış nutukları atmak, barış üzerine yazılar yazmak da pek prim yapmaz. Siz hiç 1 Eylül Dünya Barış Gününde kokteyller verildiğine, devlet erkanınca kutlandığına şahit oldunuz mu?