Önce Anayasa değişiklikleri yapıldı. Şaibeli bir seçim ve sayım sistemi sayesinde millete kabul ettirildi. Hemen ardından, bu anayasa değişikliklerine dayanarak, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden yapılandırıldı. Adalet Bakanlığının bürokratları, HSYK üyesi yapıldı. HSYK tamamen AKP Hükümetinin yani Başbakan Erdoğan’’ın emrine verildi!..
Sonra bu HSYK, tutukluluk olayını Avrupa Birliği standardında uygulayan ve tahliye kararı veren hakimlerin tamamını görevlerinden aldı yerine yenilerini atadı. Yargıtay ve Danıştay’’la ilgili yeni yasayı, hukuk adamlarının karşı çıkmasına rağmen yürürlüğe geçirdiler. Yanlış karar veren ve yasaları adaletle uygulamayan hakim ve savcılar hakkında tazminat davası açılmasını yasayla engellediler’….
Bu yaşadıklarımızdan sonra olanları özetleyerek sıralayalım da, önümüzde ki günlerde neler göreceğimizi tahmin edelim;
Önce, Profesör Dr Mehmet Haberal’’ın hasta olarak yattığı odası, polisler ve Adalet Bakanlığı Müfettişleri tarafından insan ve hasta hakları çiğnenerek basıldı ve saatlerce odada kalındı. Yetmedi, Haberal’’ı Üniversite Hastanesinden alıp, Devlet Hastanesi mahkum koğuşuna attılar. Bu da yetmedi, Haberal’’ın odasının önünde görevli Başçavuş’’u, görevli hemşireyi ve iki kişiyi gözaltına aldılar. Ellerinden gelse 67 yaşındaki Prof Haberal’’ı ölmeden mezara koyacaklar.
Sonra, 163 Ordu mensubunu tutuklama kararı çıkardılar. Öne sürülen dosyaların çoğunun sahte olduğu, polis tarafından üretildikleri delilleriyle ortaya konmasına rağmen, insanlara savunma hakkı dahi verilmeden Türk Ordusunun Generalleri ve emekli Generalleri tutuklandılar’… Öyle aceleleri vardı ki, salonda olan 7 kişi hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardılar’…
Soner Yalçın’’ın sahibi olduğu ’“ODA TV’” adlı internet sitesini polis bastı. Gerekçe olarak ’“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik edecek yayın yapmak’” ve ’“Ergenekon Terör Örgütü’” üyesi olmak gösterildi.
Oda TV de yapılan yayınlarda, Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili olarak gömüldükleri yerlerde bulunan silahlarla ilgili gerçekler anlatılıyordu.
Tüm bu olaylar, Avrupa Birliği Üyeliği görüşmelerini yürüten bir ülkede, Türkiye’’de oluyor. Dışarıdan baktığınızda sözüm ona Demokrasi ile yönetilen bir ülke. Oysa yukarıdaki gibi onlarca olayın yaşandığı ülkemiz tam bir polis devleti gibi yönetiliyor. AKP İktidarına karşımısın, sesin az çıkıyorsa mesele yok. Sesin fazla çıkmaya başlarsa ya Ergenekoncusun ya da darbeci. Cemaatin tosunları, önce imzasız ihbar mektubu yazarlar, sonra gözaltına alınırsın. Telefonuna bilgisayarına eklemeler yapılır. Dijital terör sonucu kendini hapiste bulursun. Derdini anlatıncaya kadar bir yıl mı, iki yıl mı geçer, orası bilinmez’…
Dikkatli gözlerden kaçmayan iki olayı size hatırlatmak isterim;
*Geçen gün televizyonda Emniyet Genel Müdürü, Başbakan Erdoğan’’a plaket verirken aynen şunları söylüyordu; ’“Başbakanım, hele bizi savunmanız var ya, işte o bizi bitiriyor..’” Demokratik bir ülkede, yasaların kendilerine yüklediği görevleri, ayrım yapmadan, kanunlara ve anayasa’’ya uygun olarak yerine getiren bir Genel Müdürün, kendisini Başbakan’’ın savunmasına gerek duyması ve bu konuda minnettar olması kadar büyük bir yanlış olamaz. Bu anlayışta bir devlet görevlisinin tarafsızlığından söz etmek mümkün müdür?.. Böyle bir kişinin yönettiği teşkilatın, Başbakan Erdoğan’’ın yakınları ve parti yöneticileri hakkındaki yolsuzluk iddialarının üstüne tarafsız olarak gitmesi, soruşturması mümkün müdür?
*Engin Alan Paşa bildiğiniz gibi, teröristbaşını ensesinden yakalayıp vatana getirdiği günün yıldönümü olan dün, hapse atıldı. Başbakan Erdoğan’’ın emriyle devlet yetkilileri Apo ile görüşüyor, 40 bin kişinin katili, beyler-paşalar gibi lüks içinde yaşıyor ve af pazarlıkları yapıyor, taraftarları ülkenin her yerinde yıkıyor, yakıyor, kırıyorlar, bir tanesi bile gözaltına alınmıyor. Uyuşturucu çetesinin başını, bebek katilini yakalayan kahraman, demokrat geçinen cemaatçiler tarafından hapse atılıyor’…
Tüm bu kanunsuzluklar, insanın içini kanatan haksızlıklar ülkedeki başarısız yönetimi ve yolsuzlukları gizlemek için yapılıyor.
Dış Politikada duvara tosladılar; ’“Komşularla Sıfır Problem’” dediler, önce Azeri kardeşlerimizi şimdi de Kıbrıs Türkünü kırdılar..
Ekonomide pembe tablo çizdiler, Cumhuriyet boyunca yapılan borcun üç katını 9 senede yaptılar. Cari açık geçen yıla göre %247 artarak 48,5 Milyar Dolara ulaştı. Ülke sıcak para baronlarına ve yandaşlara bilerek soyduruldu.
İşsizlik giderek artıyor. Genç işsizlik oranı %24’’e çıktı. Çiftçi, köylü, esnaf, işçi, emekli yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ülke ithalat cennetine dönmüş, üretim ve istihdam yaratacak kalıcı yatırım sıfır.
İşte, seçime giderken saklanması gerekenler bunlar. Çare, ülke gündemini saptırmak. Yapılan budur.
Bundan sonra olacakları ise İslam Devleti savunucusu Abdurrahman Dilipak’’tan, cemaat bülbülleri Mehmet Baransu ve Şamil Tayyar’’ın yazılarından öğreniyoruz. İlker Başbuğ’’dan Yaşar Büyükanıt’’a, Süleyman Demirel’’den H.Cindoruk’’a kadar binlerce insanın tutuklanacağını ağızları sulanarak yazıyorlar..
Toplumu adım adım korkuya, korkmaya, sinmeye itiyorlar.
Yanıldıkları konu şu; Bazı kişileri sindirebilirler. Gazete patronlarını, işadamlarını korkutabilirler. Polisin ve Vergi müfettişlerinin bir kısmını bu pis işlerde kullanabilirler. Fakat tüm Türk Milletini korkutup sindiremezler. Hele Atatürk’’ün dünyanın emperyalist devletleriyle yaptığı mücadelesini bilenler ve ülkesine, demokrasiye, özgürlüğe, çağdaşlığa inanmış aydınları korkutmak ve sindirmek mümkün değildir.
Biz mücadelemize yasaların bize verdiği olanaklar ölçüsünde devam edeceğiz. Nefesi tükenen veya çekinen ister siner , ister korkar.
Biz korkmayız da, çekinmeyiz de.. Çünkü şu iki sözü Askeri Darbelere karşı çıkarken çok iyi öğrendik.
* Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe, daha çok azarlar..
*Korkaklar her gün ölür, cesurlar ise bir defa..
Son söz: Bunlardan korkan, bunlardan beter olsun’…