Bugün...

Takvimler '29 Ekim 2024 Salı' sayfasını işaret ediyor...

En büyük bayramın 101'inci yılını kutluyoruz...

Ne mutlu bize...

***

Aslında; bilir misiniz?

Ulu Önder Atatürk'ün 'Cumhuriyet' tanımı eşsizdir:

'Kimsesizlerin kimsesi'...

Neden?

Çünkü...

Cumhuriyet, bir devlet biçimidir...

Krallık ve padişahlıktan dağlar kadar farklıdır...

Cumhuriyet'te iktidar babadan oğula geçmez...

Hanedan yoksa, Cumhuriyet vardır...

Ve...

Batı'da Cumhuriyet'in içeriği aynen böyledir...

***

Cumhuriyet'in fiilen kurulduğu 1920 koşullarını düşünelim...

Engelliler... Dullar... Yetimler... Öksüzler... Açlar… Yoksullar…

200 yıl savaşlarda kırılmış perişan bir millet...

Ezici çoğunluk ise 'kimsesizler' safında...

***

İşte o kimsesizler...

Bir 'İstiklal Savaşı' vermiş...

Ama toprağının bir karışını bile vermemiş...

Sonunda...

O düşmanı vatanın her karışından söküp denize dökmüş...

Atatürk, kimsesizlere güvendi...

Onlarla birleşti ve onların umudu oldu...

***

Atatürk'ü 'kimsesizlerin kimsesi' yapan şuydu:

Yetimliği ve gururu…

Daha çocuk yaşlarda...

O'nun güçlü kişiliğini oluşturmuştu...

***

Atatürk'ün 5 Ocak 1904 günü...

Henüz 23 yaşında genç bir zabitken...

Cep defterine not etmiş:

'Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı...'

Neden dersiniz?

***

Halkçılık o sırada...

Türkiye'nin genç devrimcilerini müthiş etkiliyordu...

Türk devrimciliği en başlarda sosyalizmden beslenerek büyüdü...

Mustafa Kemal de...

O güçle rüzgarın eşliğinde 'Mustafa Kemal' oldu...

***

Sadece bu kadar mı?

Mustafa Kemal, zamanın devrimcileri arasında...

Yoksullara daha yakın bir kişiliğe sahipti...

1916 yılında Diyarbakır'da İkinci Kolordu Komutanı iken...

Tertemiz giydirdiği iki Kürt çocuğunu...

Daima arabasında gezdirmesi ve...

Kürtlere gösterdiği sıcak yakınlık, çok etkili olmuştu...

***

Ulu Önder'in solgun fotoğrafları 'mesaj veren' cinstendir...

Atatürk...

O fotoğraflarda...

Duruşuyla karşısındaki 'kimsesize sarılır' gibidir...

Ve görmelisiniz…

Onlara ne kadar sıcak, ne kadar içten baktığını...

Sanki onların 'yüreğine akmak ister' gibidir...

***

İşte o yamalı köylülere, devecilere, işçilere...

Kimsesizlere...

Sımsıcak bir kalbin gözüyle bakan bir Büyük Devrimci...

Cumhuriyet tanımını bu kadar şahane yapabilirdi…

Zaten kendisi de 'kimsesizlerin kimsesiydi' ve...

Cumhuriyeti de...

O koşullarda başka türlü kuramaz ve tanımlayamazdı...

Nitekim…

Türkiye Cumhuriyeti…

Kimsesizlerin kimsesi olarak kuruldu…

Atatürk'ün deyişiyle…

'Bir Halk Devleti' ve 'Halkın Devleti' olarak tasarlanmıştı…

Zaten…

Kimsesizler kimsesiz kalınca…

Türkiye de Cumhuriyetsiz kalmıştı…

***

Yıllar yıllar öncesine dönelim…

Atatürk'ün küçük yaşta babasını kaybetmesi…

O'nu…

'Kimsesizlerin Kimsesi' yapan en büyük etkendi…

O da bu yönüyle kimsesizdi...

***

Meğerse…

10 Kasım'da yalnız Atatürk bize veda etmemiş…

O gün, kimsesizler, gerçekten kimsesiz kalmış…

Kaç yaşında olursak olalım…

Ama şunu unutmayalım:

Türkiye, ya 'Halk devleti'dir; 'Halkın devleti'dir; ya da devletsiz kalır. Arkada kalan Atatürksüz tarihin manası, budur işte!

***

Bitiriyoruz…

Kadim dost Prof. Dr. Yusuf Erbay'ın kaleminden…

'NE OLDUĞUNA ANLAMAYANLARA…'

Cumhuriyet bağımsızlıktır, medeniyettir…

Esaret değildir, sefalet değildir...

Cumhuriyet haktır, hukuktur…

Zulme hizmetkar edilmiş adalet değildir...

Cumhuriyet vicdan sahibi hür yurttaşların oyudur…

Toplumsal namustur…

Saltanat değildir, tarikat değildir, biat değildir...

Esarete, sefalete, zulme direnen;

Saltanata ve tarikata biat etmeyen;

Özgür ruhların ve temiz vicdanların;

Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun…

Nokta…

Hamiş: Okuduğunuz bu köşe yazısı; siyasetçi, Aydınlık Hareketi önderi, hukuk doktoru, yazar ve Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek'in 18 yıl önce kaleme aldığı çalışmadan esinlenerek…

Sonsöz: 'Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da (*) muktedir olmalıdır… / Gazi Mustafa Kemal Atatürk…'

(*) muktedir: 'bir şeyi başarmaya, yapmaya, gerçekleştirmeye gücü yeten…'