'Yukarısı neyse, aşağısı odur' diyor evrenin mantığı.
'Teknoloji ilerledikçe, algımız arttı' diyor bilim insanları.
Evrenin mantığına ya da bilim adamlarının söylemlerine rağmen daha önce algıladıklarımızın altında ve üstünde olanları görmeye başladık.Çok uzun zamandır bilinmeyene karşı olan ilgimden dolayı, ben de çoğu insan gibi sürekli gizemini koruyan ya da sadece anlayanın anlayacağı konuları araştırırken buldum kendimi.
Araştırdıkça görüyorum ki, öncelikle kendi inandığımız kalıpların anlamını kavramadıkça, öğrendiğimiz her şey ezberden öteye gitmiyor, yaşama uygulanamıyor en önemlisi de bilgi karmaşasını da beraberinde getiriyor ister istemez.
Ne kadar çok insan daha kendini keşfetmeden, başkalarının sözleri ve deneyimleriyle yaşamına yön vermeye çalışıyor. Ne kadar çok insan kendi engellerini, moda deyimle kendi blokajlarını, kendi evrenini bilmeden sadece pozitif cümleler kullanarak her şeyi olumlu şekilde harekete geçirebileceğine inanıyor.
Her gün o kadar yoğun ki! Teknolojinin gelişmesi, tüketimin artması bir anlamda hayatımızı kolaylaştıran pek çok ile birlikte pek çok kişiyi kendini aramaya, hayatı anlamaya, hayatında ki neden oluştuğu belli olmayan boşlukları doldurmaya yönlendirdi. Bütün kolaylılara rağmen, kolayca ulaşabildiğimiz her şeye rağmen kendi içinde mutlu olmayan hatta mutluluğun kendi içinde olduğunu bile anlayan ve sürekli arayış içinde insanlar olduk.
Bütün arayışlar ise yeni ve kocaman bir alan oluşturdu. Yenilerde çığ gibi büyüyen bir akım!
Kitaplar, seminerler, TV programları, bloglar, her geçen gün yeni bir teknik, yeni bir uygulama yeni bir söylem. Bir yanda yararlı olan / olabilecek felsefeler, düşünceler, teknikler bir diğer yanda kocaman bir bilgi kirliliği. Bir yanda bütün bu uygulamaları hizmet olarak görüp, gönlünü vermiş, bildiğini paylaşmaya çalışan, her geçen gün bilgisine bilgi katan insanlar. Diğer yanda yeni kazanç kapısı mantığıyla bilginin bile tam olamayacağına inanmayan bildiğini iddia eden, kendisinden haberi olmayan, içinde fırtınalar esip pozitif görünmeye çalışan bazı öğreticiler. Ve maddi olarak karlı bir sektörün gittikçe büyümesi. Önce sen önemlisin, bütünün içinden uyumu al, sen yaratım yapabilirsin, yaratıcısın…ve diğerleri…
Tamamen sektör olarak göründüğü noktada ise özde bir olan bambaşka hayal dünyalarına savruluyor. Bu şekilde egoları tavan yapmış bir sürü insan, kaybolmuşluğun sınırlarını zorlayıp, kendilerine ait olan inanç sistemlerini de zedeliyor.
Yeni yeni öğretiler türedikçe arayış içinde sürüklenenler, parasını, zamanını kaybetmiş, şaşkın ne yapacağını bilmeyen inançları zedelenmiş kaybolmuşluğa itilmiş çırpınan çok insan gördüm.
Gerçekten bir grup inanmış, bilen ama biliyorum demeyen, yaşamının her anında olumlu yansılamaları görünen, farkındalığı artmış ve bunu mümkün olduğu kadar doğru anlatan ve yararlı olan insanlar da gördüm. Aynı zamanda sadece düşünmenin yetmediğini, inanmanın yetmediğini, emin olmak gerektiğini ve bu uygulamanın bir sanat gibi derin incelikleri olduğunu bilmeyen ama bildiğini iddia eden insanlar da gördüm.
Ve gerçekten çok merak ettim… Kendileri gerçekten biliyorlar mı?
Etkileyen, yöntemler sunan bir kitap okuyorsunuz, seminerlere katılıyorsunuz o ortamı yaşarken içinizdeki gücün farkına varıyor, sanki her şeyi bir çırpıda düzeltecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Oysa tanıdığım çoğu kişi o andan uzaklaşınca; kendi gerçekliğinde yaşarken, daha derinde, daha zahmetli düşünceler karmaşasında buluveriyor kendisini.
Bak burada büyük bir güç var, bunu kullanmak senin elinde, yapamıyorsan eksiklik sende demektir, daha çok gayret etmelisin, gibi kalıplaşmış cümlelerle yaratıcılığı, rengi elinden alınmış robot gibi insanlar bir öğretinin temsilcisinin ağzına bakarak yenidünyaları keşfedip bilinmeyen bir krallıkta kendine yer aramakta maalesef.
Bir hizmetin bedeli, emeğinde elbette karşılığı olmalıdır. Ama bu gerçek bir rehberin uzmanlığı olmalıdır. Ezbere dayanmayan, uzun süreçlerden geçmiş, ilimle bilimi sentezleyen, akıl, mantık ve duygu üçlemesi ile tanımlanabilen ve tamamlanabilen bir rehberlik olmalıdır. Değişik bir şeyler yapmalıyım, aynı zamanda para kazanmalıyım diye ortaya çıkan, öğrettiklerini, kendi dünyalarında yaşayamayan, bilmiyor olmanın büyüsünün bile farkında olmayan rehberlikler olamamalı ki zaten bu da rehberlik olmaz.
Kendi labirentini keşfet sonra sahip ol!