Futbolda şu günlerde Avrupa Şampiyonası heyecanı yaşanıyor. Avrupa futbol pazarının yan yana oynayan yıldızları, kulüp formalarını çıkarmış birbirleriyle kıyasıya bir mücadele içinde, milli formalarını terletiyorlar.
Görülen o ki artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Avrupa ve Dünya şampiyonalarının üst turlarının gediklisi Hollanda bile erkenden tribüne çıkabiliyor.
İşin maddi boyutu ise çok daha farklı Ukrayna gibi 'eti ne budu ne?' diyebileceğimiz bir ülke ile sosyalist rejimden Avrupa Birliği'ne geçiş sürecindeki Polonya bile korkunç paralar harcıyorlar. Ukrayna'nın harcadığı 13 milyarın ülke ekonomisini sarsıp sarsmayacağı sorgulanıyor. Ancak meşin yuvarlağın büyüsü her türlü tehlikeye değer. Kimse bunu düşünmek, bir aylık rüyadan uyanmak istemiyor.
Geçenlerde bir araştırmaya rastladım. Deloitte Spor Grubu 2010/11sezonunda Avrupa futbol pazarını değerlendirmiş. Bayağı kapsamlı ve güzel bir araştırma, anahatlarıyla değerlendirmek gerekirse;
Avrupa futbol pazarı geçen sezon %4 büyümüş ve 16.9 milyar €'ya ulaşmış Avrupa'daki zorlu ekonomik iklime karşın, 'beş büyük' lig (Bundesliga, La Liga, Ligue 1, Premier League ve Serie A) toplamda 181 m € yani (%2) büyüme ile 8.6 milyar €'luk bir toplama ulaşmış.
Deloitte Türkiye Spor Endüstri Lideri Burç Seven bu gelişimi, 'Önceki on yılın ortalaması olan %7'ye ulaşmasa bile, ekonomik zorluklar düşünüldüğünde yine de istikrarlı bir performans' olarak niteliyor. Avrupa futbolunun bu koşullarda bile devam eden bu gelir artışını elde edebilme becerisini etkileyici buluyor.
Dünya futbolunun da lideri İngiliz Premier League, 2.5 milyar € ile başı çekiyor. 42.100 ortalama ile en yüksek katılımın gözlemlendiği Almanlar'ın Bundesliga'sı ikinci sırayı alırken, ekonomik kriz içindeki İspanya'nın La Liga'sı gelirlerini 1.718 milyon €'ya , İtalya'nın Serie A'sı ise 1.553 m €'ya çıkarmış. 2016'nın ev sahibi Fransa'nın Ligue 1'i ise 32 m € ile (%3) düşüş yaşamış ve 1.040 m €'ya gerilemiş. Bu düşüş Fransızların Şampiyonlar Ligi'ndeki zayıf performansına bağlanıyor.
Ancak Fransa başta olmak üzere İtalya ve İspanya'da maç günü gelirlerinde büyük düşüş var. Uzun vadede maç günü ve reklam avantajları elde edebilmek için planların hızlandırılması veya uygulamadaki projelerin tamamlanması gerektiği vurgulanıyor.
Özellikle Fransız kulüplerinin, Fransa'nın Euro 2016 ev sahipliği için hazırlıkları süren stadyum yenilemelerinden faydalanmaya başlaması gerektiğinin altı çiziliyor.
Beş büyük' ligin dışında ise Rusya (614 m €), Türkiye (515 m €) ve Hollanda (431 m €) en yüksek gelir üreten ligler olmuş.
Beş büyük' ligdeki yayın gelirleri 4.1 milyar €'yu aşmış. Yayın geliri toplam gelirlerin neredeyse yarısına (% 48) karşılık geliyor. Bu rakamın yarısından çoğunu da İngiltere, İtalya ve Fransa gelirleri oluşturuyor.
Türkiye Süper Ligi'nin bu rakamların yanına yaklaşması olası değil. Avrupa ile dans edebilmek için 40 fırın ekmek yememiz gerektiği ortada.
Avrupa'da futbolu, yazgıları kişilerin iki dudağı arasındaki değil, geçmişi on yıllara dayanan değiştirilemez yapısal normlara endeksli dev şirket modelleri yönetiyor.
İlkelerden asla ödün verilmiyor. Mali yükü belediyeler ya da hemşehri bürokrat ve devlet adamları, ya da ağır ağabeyler değil, en tutucu kulüplerin bile çekinmeden kapısını açtığı çok güçlü uluslararası sponsorlar karşılıyor ve o değerleri yok etmeden kendi şirket disiplinleri ile daha geliştiriyor. En yeni en geçerli sistem pazarlama yöntemleri kullanılıyor.
Futbolseverler modern statlarda ağırlanıyor. Fransa'nın statları bile demode bulunup yenilenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Ya biz ne yapıyoruz?
Türkiye'nin en eski kulübü Beşiktaş gırtlağına kadar borç içinde. Avrupa'dan men ediliyor. 16 Ağustos'ta lig başlayacak ama nerede maç oynayacağı hala gizemini koruyor. Yetmiyor iki kulübümüz daha UEFA'dan ceza alıyor.
Bir başka tarihi kulüp Fenerbahçe'nin yazgısı ne zaman biteceği ne karar verileceğini kimsenin kestiremediği bir soruşturmaya bağlı.
Eş – dost, siyasi rant devreye giriyor. Türkiye'nin alakasız bölgelerine 25-30 binlik statlar yapılıyor. Ama İzmir'de onca vaade karşın hala stat için bir kazma vurulmuş değil. Üstelik şehir içinde, metronun, trenin dibindeki, anıları olan, taraftarın, futbolcunun, teknik adamın sevdiği emektar Alsancak geliştirileceği yer de yıkılmak isteniyor. Yetmiyor Gürsel Aksel'e göz dikiliyor. Ortada bir proje var mı yok mu? Basın ve taraftarlar var, İZVAK yok diyor. Belediye'den imar durumu isteniyor, ama kimse bir açıklama yapma gereğini duymuyor.
İzmir kulüplerinin ekonomisi ise felaket. Çoğu gırtlağa kadar borç içinde.
Karşıyaka'nın hamisi Yaşar Holding ve belediye muslukları kısmış. Para sadece basketbol verilecek. Kongre vaadi sponsorlardan eser yok.
Bucaspor darbe üstüne darbe yemiş. Borç 9 küsur milyon. Mehmet Özkan bırakmış. Alt yapısını 250 kişilik ordusunu yanında götürüyor, alacağını istiyor.
Göztepe'nin arkasında Altınbaş Holding var ama harcanan paralar, yapılan transferler taraftarın beklentilerinden uzakta.
Altay'ın geleceği meçhul. Herkes uzaktan bakıyor, sadece eleştiriyor. 3. Lig'e düşen Altınordu bir – iki kişinin sırtında. İzmirspor amatörden çıkmak için çaba harcıyor.
Bu tablo karşısında taraftarın umut beslediği iktidarın tavrı açık ve net;
'Üst tarafa zırnık yok. Sadece alt yapıya destek veririz. Almadan vermek Allah'a mahsus Karşılığını almadan da, tek tuğla koymayız'
Avrupa, Türkiye ve İzmir…
Her yerde durum aynı. Top üç direğin arasından geçtimi gol oluyor. Onların oynadığı da, bizimki de futbol ama, dünyalar farklı.