Toplumumuz aslında duygusal zeka açısından tam bir 'Duygusal Cehalet' içinde… Ne ailede, ne de okullarda duyguların eğitilebilir olduğu hakkında bir kavram yok. Duygularını eğitmek konusunda bilgilendirilmemiş, yani 'cahil' çocuk, yetişkin olup kavga, rekabet, çalışma, eğlenme ortamlarına girdiğinde ne yapacağını şaşırıyor. Duygularıyla baş edemeyen birçok kişi böylece gereksiz yerde, gereksiz zamanda, gereksiz bir şekilde 'duygusal çöp'ünü diğerlerinin üzerine dökmekte…

Diğer bir deyişle, günümüzde birçok yetişkin günlük, sıradan olaylar karşısında gerçek duygularını fark edememekte, bu duygularını etkin bir şekilde dile getirememekte, gereksiz, birçok zaman abartılı çatışmaların içine düşmekte...

Havaların ısınmasıyla, sıcakta fiziksel konforun azalması, toplumda zaten az olan hoşgörüyü iyice azalttı. Ünlü sosyolog Maslow'un ünlü 'Gereksinmeler Hiyerarşisi'nin en temel, birinci basamağında yer alan fiziksel gereksinmeler karşılanmadığında çıkan çatışmalara örneklemeler gibi toplumdaki çatışmaların sayısı arttı. Duygularını ayrımsayamayan birçok kişi aslında ıvır zıvırdan sayılabilecek nedenlerle sürekli kavga halinde…

Birçok zaman öfkesini abartıyla göstermekte, bağırıp çağırmakta, ya da alaycı bir eda ile konuşmakta, ya da isim takma gibi duygusal zorbalık olarak adlandırabileceğimiz tür aşağılamalara girişmektedir. Oysa orada belki dile getirmek istediği kendi kompleksi, kıskançlığı ya da huzursuzluğudur.

Öfkelerini belli etmeyenler öfkelerini baskılamakta, bilinçaltına yollamakta ve bu öfke bir gün yanlış bir yerde bir patlama olarak kendini ortaya koymaktadır. 'Yavaş atın tekmesi pek olur' gibi atasözleri, kibar ve yumuşak görünen kişilerin bazen, gereksiz yerlerde sert ve abartılı öfke patlamalarına işaret etmektedir.

Hem bizim toplumumuzda hem de birçok toplumda öfke, korku, kıskançlık gibi olumsuz görünen bazı duygular çocuk yetiştirilirken, o daha küçük yaşlarındayken, hayatı anlamaya, öğrenmeye çalışırken bu duyguları baskılaması öğretilir. Hem evde, hem okulda, hem anne-babalar, hem de öğretmenler bu duyguların gösterilmesinin yanlış olduğunu açık ya da örtük yollarla belirtirler. Çünkü bu duygular olumsuz, çirkin olarak algılanır. Oysa her duygu kabul edilebilir, nedenleri olan, birçok zaman faydalı, hatta evrimimizde birçok defa bireyi tehlikelerden koruyan duygulardır. Her duyguyu kabul edip, çözümleyip, uygun bir şekilde ifade etmek gerekir.

Çocuk yeni doğan kardeşini kıskanabilir. Mutlaka birinci çocuk yeni gelen kardeşi kıskanır. Bu doğal bir duygudur. Kendisi prenses iken birden tahtan inmek onda öfke, üzüntü ve kaygı yaratır. Bu duyguların bileşimine kıskançlık denir. Çocuğun bu duygusundan dolayı suçluluk hissetmesini sağlamak yerine duyguyu fark edip, kabul edip, çözümlemesi gerekir. Çocuk küçük olduğu için bunu anne veya babasının yardımı ile öğrenebilir, kendine bırakılırsa, kıskandığı için ayıplanırsa bu duygularını asla kabullenemez, sağlıklı bir şekilde ifade edemez, kardeşi elli yaşına gelse bile kendini tutamadığı anlarda kardeşine nefret kusar. Bu çok sık rastlanılan bir durumdur.

Çocuk, kendini kabul ettirmek, beğendirmek, sevdirmek için en yakını olan anne veya babası dahil herkesten bu çözümleyemediği duygularını gizlemeye başlar. Duygularını kendisinden bile saklar ve zamanla bu duygulara sahip olduğunu kendisi bile ayrımsayamaz. Yani, 'Duygusal Cehalet' durumu yaşanmaya başlanır. Öfke, korku, suçluluk, kıskançlık gibi duygularının zaman zaman tutsağı olur, hem kendisine, hem de çevresine eziyet eder. Her duygunun kabul edilebilir ve çözümlenebilir olduğunu anlayıp, harekete geçmesi en yapıcı harekettir.

Ancak kişi gerçek duyguları ile yüzleştikten, bu duyguları ayrımsayabildikten ve bu duyguları etkin bir şekilde dile getirdikten, çözümleyebildikten sonra çevresindekilerle ve kendisiyle olumlu, huzurlu, sakin bir ilişki kurabilir. Bazen yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı gerçek duygular çok derinlerde gizli olabilir. Onları tanımak, fark etmek çok zamanımızı alabilir ama zamanı buna ayırmak uzun vadede huzurlu bir yaşam demektir.

Duyguları çözümlemek için sağlıklı bireyin psikologa gereksinmesi yoktur. Psikolog patolojinin yani hastalığın olduğu yerde gereklidir. Sağlıklı bireyin yalnızca duygusal cehaletinden çıkması ve farkındalık içinde duygularını çözümleyip yönetmesi gereklidir. Bu konuda faydalanılacak birçok kitap kitapçılarda yer almaktadır.

Alanım olan eğitim ve okullar ortamında öğrenmenin çocukların duygularından bağımsız olarak gerçekleşmediği göz önünde tutulunca akademik başarı için de duygusal eğitim şarttır. Hatta okullarda sistemli olarak duyguların eğitimini vermek belki de en az matematik ve okuma eğitimi kadar önemlidir.

Ayrıca dürtü kontrolünün zayıf olmasından dolayı şiddete ve suç işlemeye kadar varan yol birinci ve ikinci sınıfta saldırgan, zor zaptedilen çocuklarla başlar. Bu çocuklar dördüncü ve beşinci sınıfta kabadayı olurlar, arkadaşları olmaz. Ergenlikle sorunlar daha da artar. Bu nedenle duygusal zeka eğitiminin okullarda verilmesi çok önemlidir.

Evliliklere, tüm aile ilişkilerine ve iş yaşamına da baktığımızda sorunların çoğunun duyguların anlaşılmaması ve dile getirilmemesinden kaynaklandığı fark edilir. Duygular üzerine odaklanıp, onları anlayıp edilgen veya saldırgan olmadan, etkin bir şekilde dile getirmek ve çevremizdekilerin duygu ve gereksinimlerini anlayıp o gereksinmeleri karşılamak hem daha sorunsuz, hem daha yapıcı ve hem de daha huzurlu bir yaşama kapıları açacaktır.