Günlerdir, davaları on yıldır süren, ama bu dava dolayısıyla tutuklu bulunan sanıkların tahliyesi konuşuluyor.’¶
On yıl insan ömründen oldukça uzun bir süre. Bu süre içinde davası hala mahkemede olanlar var. Mahkeme kararlarının Yargıtay aşamasında olanlar var.
Yazıma doğrulardan başlıyalım. İnsan ömrünün önemli bir kısmının, hüküm kesinleşmeden demir parmaklıklar arkasında geçirtilmesi yanlış diyenler haklı. Ne derlerse doğrudur. Bu konuda Sn. Cemil Çiçek yanlış varsa, bu yanlış hepimizin diyor, bu da doğru.
Yargı kararlarının Yargı yükünün fazla oluşundan kaynaklanıyor diyenlerde haklı. Yargı yükünün fazla olmasının nedenleri ise ,
1-Yargıya hiç gitmemesi gereken olaylar yargıya taşınıyor.
2-Davalar uzadıkça Avukatların işine yarıyor, dolayısı ile avukatlar işi uzatmaya çalışıyor
3-Sistemimiz hakkın suiistimaline tamamen açık.
4-Duruşmalı dava görmek çok yaygın.
5-Yargıtay kararları mahkemeleri bağlamalı.
Bunları biraz açalım;
1-Yargıya hiç gitmemesi gereken davalardan, miras davaları var; ölüm halinde mirasın nasıl dağılacağı konusunda hakim karar veriyor. Niye?Nüfus kütüğünün bulunduğu yerde amir yapsın. İhtilaf varsa dava yoluna gidilsin
2-Ev ve işyeri kiralamasında elinde açık kontratı olan kişi dahi, evini veya taşınmazını, dava açmadan boşaltamıyor. Kontrat şartlarına uymayan kişi kiracı ise taşınmazı kontratın belirttiği günde boşaltır, hakkının yenildiğini düşünüyorsa dava açar. Kötü bir örnek vereyim. Adam dershane açmış iki ay kira ödemiş,13 aydır kira ödemiyor, kontratı bitmiş, dava açmak için yasal süre bekleniyor. Dava kim bilir ne zaman sonuçlanacak. Böyle bir hukuk düzeni olur mu?Bu hukuk olabilir mi?Bu olay Yargıtay’’ın karmakarışık hale soktuğu içtihatlarından kaynaklanıyor.
3-Sistemimiz bir hakkın kötüye kullanılmasına çok açık.Mahkemede yalan söylüyor, mahkeme sonunda veya Yargıtay aşamasında yalan söylediğini kabul ediyor., davanın sonucu uygulanamıyor.İcra mahkemelerinde maalesef çok vicdanla cüzdan arasına sıkışmış yargı mensubu var, böyle olunca da Yargıtay’’ın kesin hükmü yıllarca uygulanamıyor, yargı boşu boşuna kısır döngü içinde dolaştırılıyor
4-Duruşmalı davalar davanın gereksiz uzamasına yol açıyor. Dosya hazırlığı savcı nezdinde tutulur. Taraflar delillerini ve şahitlerini gösterir. Hakim karşısına bir tek defa çıkılır, hakim dosyayı açar ve onu sonuçlandırır. Yani filanca evrakın tamamlanması, şahitlerin dinlenmesi diye bir olay olmaz.
5-Yargıtay’’da kesin hükme bağlanmış kararlar ile ilgili, işi uzatmak isteyen taraf birçok kere mahkemede dava açıyor ve Yargıtay kararını uygulatmıyor. Bu konu daha çok icra mahkemelerinde yaygın. Yapılacak şey Yargıtay’’ın kesin hükmü uygulanmalı, taraflardan biri itiraz ediyorsa, Yargıtay kararı uygulandıktan 3-5 ay sonra isteniyorsa konu ile ilgili bir dava açılabilmeli.
Yargıdaki gecikme bize ’“geciken adalet adalet değildir’” dedirtiyor.
Meclis, yasal düzenleme yaparken yerel mahkemelerde bulunan kürsü hakimlerini dinlemeli, pratikte olan aksaklıkları avukatlardan değil hakimlerden ve öğretim üyelerinden görüşler alıp onlardan yararlanmalıdır.
Evet bu durumun doğmasında Yargıtay’’ın da suçu var, Yargıtay ilk giren ilk çıkar, süre aşımına uğrayacak dosyalar öncelik alır dese, problem kalmayacak. Yargıtay da 2-3 ayda o kadar çok dava bitirildi ki, 10 yıla mazeret bulma’” abesle iştigal etme’” olarak algılanabilmektedir.
Önemli yanlışımız, yargı bağımsızlığının sınırlarını çizememiş olmamızdır. Yargının kendi içinde bir denetim mekanizmasının bulunmayışından, yargı mensubu gerektiği kadar değil dilediği kadar çalışma isteği çok yaygın olduğu adalet istatistiklerinden anlaşılmaktadır. Yargı da önemli reformlar avukatları işin içine sokmadan yapılması gerekli diye düşünüyorum.