Hayat öyle bir bulmaca ki, bazen öyle sorularla karşı karşıya kalıyoruz sanki hayata dair hiçbir şeyin karşılığı bulunmuyor. ’¶ Cevaben yazdıklarımızın anlamları da anlamsızlaşmış oluyor veya verilecek cevabın doğruluğunu bile bile yine de yanlış cevap vermek zorunda kalıyoruz. Eğer ki, kareleri tam doldurduysak ’“boş ver gitsin’” diyoruz. ’“Ya tamam bu kareleri doldurduk doldurmasına da neden hala bu bulmacayı sonuca ulaştıramadık?’” sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz.
Bizim hayatımız dediğimiz her anımızda bir de bakıyoruz karşımızda başkaların diktaları ve komutları’… Birileri bunları kabul etmiş ve bizi de bu zorunluluğa sürüklemişler. Böyle bir kavram kargaşasında atıldık hayata,zorunluluklar kabullenilmişlikler bizim olmayan her şey bize yapıştırılmış’…
Bugünün dikta iktidarı ’“biz olmaktan’” çıkmış, uzaklaşmış, ’“ben’”ci olmuş. Kendilerinin kabul ettiklerini ’“mecburen tüm halk kabul etmek zorunda’” diye bakıyorlar olaylara’… ’“Güç bende, kılıcımın iki tarafı da kesiyor’” diye bağırıyorlar meydanlarda. Hayatın tüm olumsuzlukları onların dar dünyasına yansımıyor çünkü; aç değiller, açıkta değiller, çocukları yurtdışlarında eğitim alıyor, eşleri binlerce liralık kıyafetleri modelistler ve tasarımcılar eşliğinde giyiyor, kendi menfaatleri için bizlerin oluşturduğu devlet kurumlarını peş-keş çekiyorlar’…
Aslında daha o kadar şey var ki, onların ne kadar ’“ben’”ci olduklarını sergileyecek ama insanın midesi bulanıyor aklına geldikçe... Bu insanlara anlatılması gereken çok şey var. Bizler bu ülkede insanların insan gibi yaşamasını savunanlar olarak, bu ülkenin yapıtaşlarının ne kadar sağlam olduğunu anlatmalıyız kendini bilmeyen düzen çıkarcılarına’…
Ülkemizde Sosyal Demokrasi kavramını anlamak, anlatmak ve yaşamak cok önemlidir. Çevremizdeki koşullar ne kadar olumsuz olursa olsun davasına inanan bizler bu davada öncü olmuş, halkçı, ’“ben’” değil ’“biz’” diyenlerle beraber olabilmeliyiz. Türkiye’’nin birliğini koruyabilmek açısından bu kavram çok önemlidir. Günümüz iktidarı bu kavramdan çok uzak ne yaşayabiliyor ne de yaşamak isteyene müsade ediyor.
Sosyal Demokrasi, emekçilerle öteki sınıfların çıkarları arasında, demokratik özgürlükler ortamında, siyasal ve ekonomik yapıyı değiştirerek hakkaniyet dengesi kurmayı amaçlayan, siyasal ve ideolojik bir kitle hareketidir.
Sosyal demokrasinin, oluşum yıllarından bu yana hiç değişmeyen ve içeriği giderek zenginleşen temel niteliklerini, bu tanım çerçevesinde şöyle sıralamak mümkündür:
1-Sınıfların çıkarı dengeye gelmelidir. Sosyal demokrasi emekçilerin çıkarını savunurken, öteki sınıfların yaşam hakkını yok saymaz. Çünkü ’“devrimci sınıf dayanışması inancının birleştirdiği, dünyayı temelden değiştirecek, bir proletaryanın var olduğuna’” ve ulusal zenginliği sadece o proletaryanın yarattığına, sosyal demokrasi hiçbir zaman inanmamıştır.
Sosyal demokrasi ile salt proletaryanın çıkarını savunan Marksist sosyalizm arasındaki önemli farklardan biri budur.
2-Demokratik özgürlükler sınıfsal çıkarlara kurban edilmemelidir. Sosyal demokrasi, sınıflararası çıkar dengesini en iyi sağlayacak ortamın, siyasal haklarda eşitliğe dayalı demokratik ortam olduğu inancındadır. Irk, din, dil, cinsiyet ve servet farkı gözetmek gibi, siyasal hak eşitliğini zedeleyici anti-demokratik yaklaşımlara sosyal demokrasinin karşı çıkması bundandır.
Sosyal demokrasi özellikle birden çok ulusal birimi kavrayan toplumlarda, özgürlük haklarının salt bireye bağlı haklar olmadığına, ulusal birimlerin de hakları bulunduğuna inanır. Sosyal demokrasi ile etnik grupları yok sayan bağnaz muhafazakarlık arasındaki önemli farklardan biri budur.
3-Devlet ideolojisiz olmalıdır. Sosyal demokrasi, güçlü sınıfların ya da toplulukların çıkarını gözeten ve ideolojisini savunan yerleşik siyasal ve hukuksal düzene, başka değişle sınıfsal devlet yapılanmasına karşıdır.
Sosyal demokrasiye göre, demokratik hak ve özgürlüklerin salt bireyler arası ilişkileri düzenlemesi yetmez; bireyle devlet arasındaki ilişkilerin düzenlenişinde demokratik hak ve özgürlükler ölçütü egemen olmalıdır. Başka değişle devlet, ırk, din, dil, cinsiyet, servet farkı gibi ayrımlara bel bağlayan ideolojilerle yüklenmemelidir. Örneğin devletin farklı dinden olan cemaatlere farklı davranmaması için nasıl ki laik olması gerekiyorsa, zenginliği farklı olanlara farklı davranmaması için de güçlü sınıfların ideolojisiyle yüklenmemelidir. Devlet kurumları arasındaki hiyerarşik ilişkilerin düzenlenişine de demokratik yapılanma ilkeleri egemen olmalıdır. Başka bir değişle yetkisini seçimden almayan devlet organlarının, seçimle oluşan devlet ya da halk kurumlarını güdümlemesi kesinlikle engellenmelidir.
Anlamayanlara !!!