Ömür Şanlı

Son günlerde Sakız Adası ile Türkiye’deki turizm bölgelerini fiyatlar üzerinden karşılaştıran birçok paylaşım görüyorum. Ancak burada önemli bir yanılgı var.

“Burada şezlong parası alınmıyor” deniliyor. Hayır, alınıyor. Halka açık plajlarda elbette denize ücretsiz girebiliyorsunuz. Havlunuzu kuma serip denize giriyorsunuz. Ancak şezlong ve şemsiye hizmeti veren işletmelerde yaklaşık 12 euro civarında bir ücret ödüyorsunuz. Bunun karşılığında genellikle iki şişe su da veriliyor. Sonrasında menüden istediğinizi seçip yiyip içiyorsunuz.

Burada da beach clublar var. Özellikle gençlerin ve daha yüksek gelir grubunun tercih ettiği bu işletmelerde fiyatlar çok daha yüksek. Yeme içme de pahalı.

Peki Türkiye’de farklı mı?

Bodrum’da, Çeşme’de, Marmaris’te de aynı durum var. Bir beach club’daki fiyatı alıp bütün Bodrum’a mal edemezsiniz. Nasıl ki Sakız Adası’nda her yer aynı değilse, Türkiye’de de her yer aynı değil.

Bodrum Marina’da bir top dondurma 400 lira olabilir. Ama Bodrum’un başka bir yerinde çok daha uygun fiyata bulabilirsiniz. Çeşme’de, Marmaris’te, Özdere’de, Ayvalık’ta, farklı bölgelerde farklı fiyat seviyeleri vardır.

Otellerde de aynı durum geçerli.

Bir haftalık konaklamanın 250-300 bin lira olduğu beş yıldızlı oteller olduğu gibi, 25-30 bin liraya konaklayabileceğiniz yerler de var. Tercih sizin, bütçeniz sizin.

O nedenle Sakız Adası’nda yüksek fiyatlı bir beach club’dan alınmış fişi gösterip “Sakız Adası çok pahalı” demek ne kadar yanlışsa, Bodrum’daki lüks bir işletmenin fişini gösterip “Türkiye’de turizm böyle pahalı” demek de o kadar yanlıştır.

Bir başka yanılgımız da rakamların görüntüsü.

Türkiye’de 900 liraya yediğiniz bir pizza size psikolojik olarak çok pahalı geliyor. Burada aynı pizza 11-12 euro olduğunda rakam daha küçük görünüyor. Ama ekonomik olarak baktığınızda mesele rakamın kaç haneli olduğu değil, o paranın satın alma gücüdür.

10.000 lira yazınca gözümüze büyük geliyor, 9,99 yazınca daha küçük gibi algılanıyor. Burada da benzer bir göz yanılması var.

Ama bütün bunların ötesinde asıl konuşmamız gereken konu güven.

Dolarda nefesler tutuldu!
Dolarda nefesler tutuldu!
İçeriği Görüntüle

Türkiye turizminin en büyük sorunlarından biri, iyi hizmet veren esnafla fırsatçının birbirinden ayrıştırılamaması.

Bir esnaf müşterisine yüksek fiyat uyguluyor, vatandaşı mağdur ediyor, turistten fırsat buldukça fazla para almaya çalışıyorsa bunun üzerine devlet ciddi şekilde gitmeli.

Ama bunu yapan birkaç işletme yüzünden bütün esnafı, bütün turizmcileri töhmet altında bırakmak da doğru değil.

Türkiye’nin turizmini baştan aşağı yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.

Kim gerçekten turizm yapıyor? Kim kaliteli hizmet veriyor? Kim fırsatçılık yapıyor? Kim Türkiye’nin itibarına zarar veriyor?

Bunların ayrıştırılması gerekiyor.

Çünkü turizmde en önemli şeylerden biri güvendir.

Bir turist Türkiye’ye geldiğinde “Acaba bana farklı fiyat mı uygulayacaklar?” diye düşünmemeli.

Esnaf da “Birkaç fırsatçı yüzünden benim de adım kötüye çıkacak” endişesi yaşamamalı.

Aynı şeyi gurbetçilerimiz konusunda da görüyoruz.

Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız kendi ülkelerine geldiklerinde oradaki hayat şartlarını, ekonomik sıkıntıları ve geçim mücadelesini anlatıyorlar. Avrupa’da da artık hayatın eskisi kadar kolay olmadığını, kiraların ve yaşam maliyetlerinin arttığını, birçok ailede bir kişinin çalışmasının yetmediğini anlatıyorlar.

Evet, Avrupa’da da ekonomik sıkıntılar var.

Dünyada ekonomik bir daralma var.

Ama bunu anlatırken başka bir yanlışa da düşmemeliyiz.

“Avrupa’ya git, iki günde araba alırsın, telefon alırsın, hayatını kurarsın” söylemleri de artık gerçekçi değil.

Her ülkede çalışmanın, üretmenin ve emek vermenin karşılığı var.

Türk insanı yıllarca Avrupa’nın kalkınmasına alın teriyle katkı sağladı. İlk nesil gurbetçilerimiz gittikleri ülkelerde çalıştı, üretti, fabrikalarda emek verdi, iş kurdu ve hem kendi ailesinin hem de yaşadığı ülkenin ekonomisine katkı sundu.

Bugün de aynı şekilde çalışan, üreten, iş kuran, vergisini veren milyonlarca Türk vatandaşımız var.

Ancak bazı gençlerin çalışmak yerine uzun süre sosyal yardımlara bağımlı hale gelmesi, hem kendileri hem de toplum açısından sorgulanması gereken bir durumdur.

Çünkü artık mesele sadece Türkiye’ye gitmek veya Avrupa’ya gitmek değil.

Nerede yaşarsak yaşayalım üretmek zorundayız.

Çalışmak, emek vermek, bulunduğumuz ülkeye katkı sağlamak zorundayız.

Benim derdim ne Sakız Adası’nı kötülemek ne Türkiye’yi olduğundan güzel göstermek.

Tam tersine…

Nerede iyiyse onu söyleyelim, nerede kötüyse onu da açıkça söyleyelim.

Sakız Adası’nda uygun fiyatlı yer de var, pahalı yer de.

Türkiye’de uygun fiyatlı yer de var, pahalı yer de.

Mesele bir fiş bulup bütün bir ülkeyi anlatmak değil.

Mesele gerçeği olduğu gibi anlatmak.

Çünkü turizmde de ekonomide de siyasette de en çok ihtiyacımız olan şey aynı:

GÜVEN.

Güven varsa turist gelir.

Güven varsa esnaf kazanır.

Güven varsa ülke kazanır.